Devlet, bireysel yapılamayacak işlerin başarılabilmesi için vatandaşın kurduğu bir örgüttür. Bu örgütün kolaylaştırıcı yükümlülükleri olduğu kadar (can, mal güvenliği, adaleti sağlama gibi) vatandaşların da devlete karşı zorunlu görevleri vardır: Askerlik, vergi… gibi. Görevler adil, hakkaniyet ölçüleriyle ve vicdanla örtüşmelidir. Aksi halde güven, inanç zedelenir, zarar görür. Adil, vicdanlı olmayan devlet, kurum ve kuruluşlar dedikodulardan kurtulamaz, değerini, güvenini yitirir, yıpranır, vatandaşa yük olur, ayakta kalamaz, yaşayamaz, yıkılır.

Karadeniz göç vermesine karşın nüfus yoğunluğu en yüksek olan bölgelerin başında geliyor. Bu yüzden az olan topraklar kardeşler, akrabalar arasında bölüşülürken çok büyük sıkıntılar yaratıyor. O kadar değerli olan toprak, anlaşmazlıklara, kardeş ve akrabalar arası düşmanlıklara varan kızgınlık ve şiddetli öfkelere neden oluyor. Toprak yüzünden birbirleriyle ömür boyu girip çıkmayan, konuşmayan, birbirlerinin cenazelerine gitmeyen kardeşler var.

Tırabzon Büyük Şehir Belediye Başkanlığı (meclis), kardeşler arasında bölüşülen araziyi, “belediye sınırları içerisindedir, imar pılanı geçiyor, artık burası arsadır, ödenecek vergi de, arsa üzerinden alınacaktır” yasal kararlarını alıyorlar. Deli Dumrul gibi vergi belirliyorlar. “Vatandaş bu vergiyi ödeyebilir mi, ödeyemez mi, canı yanar mı, yanmaz mı” kaygısına kapılmadan, doğru dürüst araştırılmadan, arazi sahibi en üst düzeyden “vergi mükellefi” yapılıyor ve her yıl da bütçe kanununa göre %7 artırılıyor. Ve bugün, alınan vergi dört bin lirayı buldu, 2020’de de 4280 TL. olacak. Geliri giderini karşılamayan bir “arsa”… Varlıkları milyarlarca dolar olan güçlü, zengin insanların yüz milyonlarca dolarlık vergi borçlarının silindiği bir ülkede bu nasıl bir adalettir, nasıl bir vicdandır?

Arazi artık yük oluyor. Devlet, yasalar insanı malından nefret ettiriyor. Vatandaş bu vergiyi toplayanlar için neler düşünüyor, neler konuşuyor acaba? Adalet, hak hukuk, vicdan bu verginin neresinde kaldı? Ve devlet vatandaşı bu kadar zora koşar mı? Bu haksızlık, hukuksuzluk nasıl giderilecek? Çünkü bu verginin ödenmesinde çok büyük mağduriyetler var.

Gelecekte, çocuklar arasında “yer konulu bir sorun kalmasın” diye, “çocuklar birbirlerine girmesinler, düşman olmasınlar, birbirlerine kırılmasın, küsmesin, darılmasın, birbirlerinden kopmasınlar” diye büyüklerce bölüşülen “arazi”, Büyük Şehir Belediyesince arsaya dönüştürüldü. Vergi birden %300-400 artırılarak, her yılın bütçesine göre %7 zamlandı. Vatandaş bu vergiyi ödeyemez duruma getirildi. Ödenmezse katmerli faizle alınacak. Bu mudur adalet? Bu mudur hak, hukuk, vicdan?

Bu “arsayı” kimler değerlendirdi, kimler bu verginin miktarını belirledi? “Vergi alınmasın” diyen yok. Ancak geliri vergisini karşılamayan bu yere “arsa” diyerek dört bin liraya ulaşan bu vergiyi almak Allah’a, vicdana, hakka, hukuka reva mı?

Deli Dumrul gibi köprübaşında durarak “geçenden beş akçe, geçmeyenden on akçe” almak “eşkıyalık değil de nedir?” Mahkeme kapılarında uğraşmak, uygulanmayan mahkeme kararlarını görmek Donkişot’ luğu gerektirir ki, vatandaşın bu Donkişot’ luğu yapacak ne zamanı, ne de avukata ödeyecek parası var.

Tırabzon Büyük Şehir Belediyesi, elini vicdanına koysun, vatandaşlara yaşatılan bu mağduriyeti alacağı kararlarla düzeltsin. Aksi halde bu sorumluluktan dünya durdukça kurtulamayacaktır.

NOT: Bu yazı, benim gibi mağdur olanların ve Tırabzon Büyük Şehir Belediye Başkanlığının belirlediği (şu an itibariyle) dört bin liralık bir arsa vergisinin öyküsüdür. Bu arazi arsaysa, “al, kurtulalım.” İnsanı malı yorar mı, insan malından bıkar, nefret eder mi?

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız.