İzmir de bindiğim uçak Trabzon semalarına varıp inişe geçtiğinde, askerliğini bitirip memleketine dönen askerin ailesine ve yavuklusuna kavuşma anında duyduğu hisler misali, içimi dayanılmaz hoş duygular kaplamıştı. Duygulanmamak mümkün mü? Yıllardır görüşemediğim lise arkadaşlarımla buluşacaktık.  Sözleşmiştik, 23 Nisan günü yaylaların cenneti Kadıralak Yaylası’nda çiçekler arasında gezinti yaparak geçmiş yıllarımızı yad edecektik. 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlandığı bugünde buluşmak hepimize ayrı bir heyecan vermişti. Bayram coşkusu bir yana, mezun olduğumuz 1987 yılından bugüne ilk kez bir araya gelerek toplanacaktık. Toplanıp yaylaya hareket etme yeri olarak Erdinç Karabulut kardeşimizin mekânının önü seçilmişti.  Gelenin karşılandığı bu ortam 23 Nisan Çocuk Bayramı’nın coşkusundan farksızdı. Herkes birbirine bakıyor, süzüyor, ağlamaklı olmaktan kendini zor alıyordu. Dile kolay, tam 30 yıldır hayat mücadelesi içerisinde kaybolan bizler bir araya gelmenin sarhoşluğu içerisindeydik. Kimimizin saçları gitmiş, kimimizin beyazlamıştı. Kilo alanlar, hasta olanlarımız vardı. Ama hâlâ o lise yıllarında olduğu gibi birbirine muhabbetle yaklaşma eğilimindeydik.

Buluşmamızı organize eden Hayriye Özkan arkadaşımız, bir başkan edasıyla hem arkadaşlarına sarılıp hoş beş ediyor, hem de bir an önce hazırlanıp Kadıralak Yaylası’na yol almamızı öğütlüyordu. Hayri Çelik, ciddi saygın kişiliğini korurken, heyecandan yüreğinde fırtınaların koptuğunu hissedebiliyorduk. Lise yıllarındaki olgun kişiliğini halen devam ettiren İbrahim Cora, bizlere muhabbet ile sarılarak hoş beş safhasını tamamlamaya çalışıyordu. Bir yanda organize heyecanı derken, bir yandan da minibüsü ile bizleri yaylaya götürecek olan Birol Karagüzel kardeşimizi ve sesini 3 km’den duyduğumuz Niyazi Karadeniz kardeşimizi gördük.  Aman Allahım bu ne!!!  Lise yıllarının zayıf cılız Niyazi’si gitmiş yerine sumo güreşçisini anımsıtan Niyazi’si gelmişti. Lise yıllarında olduğu gibi Birol ve Niyazi bir aradaydı. Tek eksik Bülent Baki kardeşimizdi. Metin Karadeniz de marketini kapatmış bizlerleydi. Müdür Süleyman Bayrak arkadaşımız Facebook üzerinden yapmış olduğumuz tartışmanın pişmanlığıyla bana sıkı sıkıya sarılıp dostluğun ve kardeşliğin ne demek olduğunu etrafa gösterir gibiydi. Yaylaya hareket etmeden önce Gülay ile Zehra ve Ayşe arkadaşlarımız da gelmişti. “Ayşe sen lisede sanki daha büyüktün” diyerek Ayşe arkadaşımıza takılmadan duramadım. Ne güzeldi, hepimiz bir aradaydık. Ve hepimizin ablası Cumcuoğun asil kızı Elmas ablamız da elinde fotoğraf makinesiyle bizlerleydi. Bizlerin mutluluğunu heyecanını fotoğraflamak kırkından sonra fotoğrafçılık okuyan Elmas abamıza düşmüştü. Kızım Ece arkadaşlarımın bu içten durumu karşısında şaşkınlık içindeydi. Asıl şaşkın olan İzmir’den benimle Karadeniz gezisine gelen Kenan Yetiş kardeşimizdi. “Bu nasıl bir iş, herkesin yüzü nasıl böyle gülebiliyor! Bu insanlar nasıl bu kadar içten olabiliyorlar!” diyerek şaşkınlığını ve hayranlığını dile getiriyordu.

Hep birlikte yola çıktık. Yollarda durup durup resimler çektiriyor Nisan ayının bizlere bahşetmiş olduğu doğal güzellikleri resmediyorduk. Nihayet yaylalar yaylası Kadıralak Yaylası’na varmıştık. Aman Allahım bu ne güzellik! Süslenmiş gelin gibi her tarafı çiçekler içinde olan yaylamızın bile bizi 23 Nisan Bayramı coşkusuyla karşıladığını görür gibiydik. Daha önceden kararlaştırılıp ağırlanacağımız mekan olarak seçilen Bülent ve Birsen Baki’lerin o muhteşem yayla evinin olduğu yere geldik. Bülent ve Birsen arkadaşlarımız bizleri karşılarken duygusal anlar yaşandı. Ziyafet hazırlanmıştı bile. Hem sohbet hem de kahvaltı yaparak birbirimize olan hasretlerimizi gidermeye çalıştık. Gülay rahatsızdı, şekeri vardı. Ama bu şekeri onun sohbetimize renk katmasını engelleyememişti. Herkes bu geçen süre içerisinde neler yaptığını anlatmaya çalışırken, Zehra arkadaşımızın piyes anıları bizleri kahkahaya boğmuştu. Kahvaltıyı bitirip doğa gezisine çıktığımızda çocuklar gibi şendik. Niyazi ile eşi Havva’nın birbirilerine olan tutkuları hepimize duygulu anlar yaşattı. Elmas abamız bizlere boy boy resimler çekerek hünerlerini göstermeye çalışıyordu. Metin arkadaşımız ara ara söylediği atma türküler ile Karadenizlilik duygularımızı kabartıyordu. Hayriye bildiğimiz Hayriye; Ortamahalleli… Elinde olmayan sebeplerle yapmış (yapamamış) olduğu kuymağın neden olmadığını anlatmaya çalışıyordu. Ama o bizim gözbebeğimizdi, organize başkanımızdı, bizleri yıllar sonra bir araya getiren can arkadaşımızdı.

Doğa gezimiz bitip mangal keyfi başladığında Erdinç arkadaşımızın niye evlenmediği ortaya çıkmıştı. Kendinden daha iyi bir keyvan bulamadığından evlenemeyen Erdinç arkadaşımızın yapmış olduğu köfteleri yerken ev sahibimiz Bülent Baki’nin doyumsuz türkülerini dinlemeye mazhar olduk. Misafirimiz Kenan, doğanın güzelliği ve arkadaşlarımın insanlığından mest olmuş durumdayken İbrahim’in getirmiş olduğu yoğurt ve mısır ekmeğinin de tadına bakmadan geçemedi.

Keşke devam etseydi, ama her güzel şeyde olduğu gibi bu gezimiz de nihayetlenmek zorundaydı.   Dönüş hazırlıkları yapılırken, buluşma anındaki heyecan ve sevinç kendini hüzne bırakmıştı. Herkes vedalaşıp ayrılırken bir dahaki buluşmanın planları yapıldı. Ve her yıl 23 Nisan günü “Kadıralak buluşması günü” olarak kararlaştırıldı. Bundan sonraki buluşmalarımıza çoğalarak, bütünleşerek katılacağımızın sözleri verildi…

Teşekkürler arkadaşlar! İzmir’e Tonya’nın insanının ne kadar karakterli olduğunu gösterdiğiniz için… Doğasına, deresine sahip çıkan, paraya pula peşkeş çekmeyen Tonya halkına da binlerce teşekkürler… 

(1985-1988) Tonya Lisesi Mezunları