Latince “pan-bütün” ve “demos-insanlar” sözcüklerinden türetilmiş. Çok büyük ve geniş alanlara yayılmışsa salgın “pandemi”, küçük ve dar alanlara yayılmışsa “endemi” adını alıyor.

Korona virüs sınır tanımıyor, salgın olarak tüm dünyayı tehdit ediyor. Sınıf ayrımı yapmadan, en tepeden tabana kadar, hiçbir insan, hiçbir din, hiçbir mezhep, hiçbir ırk gözetmeden-hiçbir silah, hiçbir nükleer güç, hiçbir ordu durduramıyor-ilerliyor. Yalnız sağlık ordusu ve bilim insanları türlü çeşitli ilaçlarla direnmeye, karşı koymaya, en önemlisi de ilacı, aşısı olmadığı halde “mutlak el temizliği ve sosyal izolasyonla” virüsün bulaşmasını önlemeye çalışıyorlar. Kimi yerlerde de, yine sağlığımız için yaygınlaşma, bulaşma riski yüksek olduğundan “karantina ve sokağa çıkma yasağı” uyguluyorlar. Bizler de sokağa çıkma yasağına, el temizliğine ve sosyal izolasyona istisnasız uymalıyız. Çalışmak zorunda olanların dışında kimse sokağa çıkmasın, önce aile bireyleri için, sonra da başkaları için virüs taşıyarak tehdit oluşturmasın. Bu bağlamda herkesin birbirine karşı sorumludur.

Sokağa çıkma yasağı olmasına karşın, gelin görün ki, kimileri yasakları duymazdan, insanlara, ailelerine karşı sorumluluklarını bilmezden gelerek sokakları, caddeleri, meydanları dolduruyorlar, parklara, hal’lere, marketlere, pazarlara akın ediyorlar, ne sosyal izolasyona, ne de maske takma kuralına uyuyorlar. Kurallara uymayanlar, uyarıları dinlemeyenler virüsün ordusunun askerleri oluyorlar, yaygınlaşmasını, insanların sapır sapır ölmesini sağlıyorlar. Virüs düşüncesiz ve sorumsuz insanlarla saldırıyor, ele geçiriyor ve öldürüyor.

Sorumluluk kendini, ailesini, annesini, babasını, kardeşlerini, akrabalarını ve tüm insanları bir görmekle, onlara zarar vermemekle başlar. Ölüme karşın sokağa çıkmak doğrudan doğruya virüs taşımaktır. Niyet iyi, hoş, güzel olabilir, ama virüs bulaştırdıktan sonra o niyetin hiçbir güzelliği, anlamı kalmaz, iyi niyet kötülük olur. Cehalet niyet dinlemez, zarar verir. Birbirimizi düşünmezsek, birbirimizin sorumluluğunu üstlenmezsek, “gözle görünmeyen bu düşman, bizi ele geçirecek ve öldürecektir.”

Sağlıkçılar, canları pahasına en ön saflarda çarpışıyorlar. Korona virüs tedavisinde, “faydası olur” denilen ilaçlarla, yetersiz ve kalitesiz ekipmanla göğüs göğüse vuruşuyorlar. Kuralları, uyarıları hiçe sayanları virüse teslim etmemek ve onları yaşatmak için can veriyorlar. Tüm dünya ülkelerinde ve ülkemizde insanlar çaresizlikten sapır sapır dökülüyor ve virüse karşı bir Dünya Savaşı veriliyor. Herkes bilim insanlarının uyarılarını dikkate alarak safları sıklaştırmalı ve virüse yaşama, yayılma, bulaşma hakkı tanımamalıdır.

O sağlıkçılar ki, ölümü çok iyi biliyorlar, ölümü çok iyi tanıyorlar, ölümü görüyorlar, ölümün kokusuyla ölümü her an enselerinde hissederek ölülerin arasında yaşıyorlar. Her gün onlarcasının ölümüne üzülürlerken, yüzlercesinin iyileşip taburcu olmasına seviniyor, mutlu oluyor, hayata dönüyorlar. Evde kalmakla, sokağa çıkmamakla, el temizliği ve izolasyonla tüm insanların sorumluluğunu taşımış olacağız.

“Özgürlüklerim kısıtlandı, mahpus muyum, evde patlıyorum, boğuluyorum” sözlerini yaşamak adına anlamıyorum. Ne bu sözleri söylemeye ne de kendimizi sokağa atmaya hakkımız ve lüksümüz var.” Hastanede olduğumuzu ve uyulması gereken her kuralı, ne zamana kadar içileceği belli olmayan bir “ilaç” diye düşünelim. Dar bir zaman dilimine şartlanmayalım. Bu yılı gözden çıkaralım, erken bitirilebilirse korona, hep birlikte yaşama sevinci duyalım. / Ama ölüme rağmen kendilerini sorumsuzca ve korkusuzca sokağa atan, çoluğunu çocuğunu, toplumu risk altında bırakan insanları hiç anlamıyorum.

Sağlıkla, esenlikle, sevgiyle kalınız…