Gazetelerden okuyor, televizyonlardan seyrediyoruz: “Yılmaz Büyükerşen Eskişehir’de, Porsuk Çayı üzerinde pilaj yaptı.” İlginç bir başlık... Kimi denizi olan iller “kıyısız” bırakılırken, “adam” Porsuk Çayı üzerinde pilaj yapıyordu. Olacak iş değildi bu. Ama oldu. Onca gazete, onca televizyon “foto-şop” fotoğraf yayımlamıyor, yalan haber yapmıyordu ya!

Beşikdüzü Öğretmen Okulu Mezunları Derneği Eskişehir’e bir gezi düzenledi. Türkiye’nin dört bir yanından gelecek olan öğretmen ve üyelerle bir yemekte buluşulacaktı. Toplanma yeri Eskişehir Öğretmenevi olacaktı. Yenilecek, eğlenilecek, Eskişehir’in “değerli yerleri” gezilip görülecekti…

İlk durağımız, sabahın güneşiyle cennete dönen Kent Park oldu. Masmavi bir göğün altında ve göl kenarında bir lokantada, dostlarla, kahvaltı ettik. Kent Park, içinde pilajın da olduğu, köprülerle birbirine bağlı üç vadiden oluşuyordu. Porsuk’un suyundan yaratılan fıskiyeli, adalı, içinde kuğular, ördekler yüzen göllerle, söğütler, palmiyeler, akasyalarla, her tarafa serpiştirilmiş çiçekleri, likstürleri, mazıları, çam türleriyle, tertemiz, pırıl pırıl yolları, çimenleriyle her köşesi cennet güzelliğinde kartpostalları andırıyordu. Pilaj Kent Park içinde vurucu bir ayrıntıydı: “Bozkırda, Porsuk üzerinde, pırıl pırıl suyuyla bir pilaj:” İnsanın hayalini zorlayan ve aşan bir gerçekti. Böyle bir yerde gezmek, uykusuzluğa ve yorgunluğa rağmen insanı dinlendiriyor, huzur veriyor, mutlu ediyordu. Parkta yeşilin ve mavinin dansını gördük.

Bozkır ortasında bir şehir ve o şehirde “Kent Park” diye bir cennet…

Eskişehir ve Yılmaz Büyükerşen, gittiğimiz, gördüğümüz, dolaştığımız her yerde bizi şaşırtmaya devam etti. Şehirlerin kenar mahallelerinde çöpten, düzensizlikten, pislikten ve pis kokulardan genellikle geçilmez. Hele gecekondu bölgeleri… Çoğu belediyelerce orada yaşayanlar insan yerine konulmaz ve hizmet götürülmezdi. Seçimden seçime anımsanırlardı. Eskişehir’de ayrım yoktu ve her yer tertemiz, pırıl pırıldı. Ve bu temizlik kente ayrıca bir saygınlık kazandırıyordu. Ana caddelerinden, ara sokak ve kıyı mahallelerine kadar, şehrin her yanından temizlik akıyordu. Hiçbir yerde temizlik, göstermelik ve iğreti değildi.

Gereksiz, iş yapar görünerek, saçma sapan inşaatlarla yaratılan rant yüzünden şehrin dokusu bozulmamıştı. “Odunpazarı Evleri” yüzyıllar öncesine alıp götürüyordu bizi. Bildik, tanıdık dost yüzler gibi karşılıyorlardı. Balmumu Heykelleri Müzesi, müze gibi Cam, Seramik atölyeleri, Eti’nin sanata ve tarihe hizmetleri, Eskişehir topraklarındaki Kurtuluş Savaşı, yaşanan tarih, Sazova Parkı Hayvanat Bahçesi, Uzayla ilgili Sabancıların yaptırdıkları devasa bina, Akvaryum, Kalyon, Şato ve göller… Eskişehir’e kuş bakışı yükseklikteki ormanlaştırılmış bir tepe ve üzerinde Şelale Parkı, hemen yanı başında Servantes’in yel değirmeni, değirmene savaş açan Donkişot’u ve yardımcısı Şanso Panso heykelleri. Raylı sistemle kullanılan tıramvay, sanki bir başına kentin tırafik sorununu çözüyordu. Işıklarda, ya da herhangi bir yerde araç yığılması ve yoğunlaşması olmuyordu; tırafik şıkır şıkır akıyordu.

Tabelasında yedi yüz elli bin yazan, milyona yaklaşan nüfusuyla Eskişehir’i bu güzellikleriyle yeniden var etmek, böyle kente belediye başkanı olmak ne demekti: Temizliği, parkları, alanları, fıskiyeleri, gölleri, adaları, çimenleri, şelaleleriyle, pırıl pırıl sokakları, caddeleri, meydanlarıyla nasıl da bozkırda böyle bir cennet yaratılabiliyordu. Tüm belediye başkanları gelsinler, görsünler, Yılmaz Büyükerşen’den ve Eskişehir halkından gerekli dersleri alsınlar.

Rant yaratılan bir yerde güzellik olmaz, çirkinlik olur, iğrençlik olur, pis kokular yükselir; haksızlık olur, huzursuzluk olur, hırsızlık olur; yağmalama, talan ve ganimet olur. Çok güzel duygu ve düşüncelerle Eskişehir’den ayrıldık. Yüreğim İsmail’le Murat öğretmende kaldı.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalın…