“Öyle siyaset bilimcilerinin, ideologların, sosyologların, kültür insanlarının, filozofların insanlığın deneyimlerinden süzülüp gelen düşüncelerin, bilgilerin, koydukları kuralların, öngördükleri liyakatin yarattığı bir ‘halk yönetimi’ değil de, ‘tek kişi için kurulan’ bir yönetim biçimidir… Temeli özgürlükler ve insan hakları olan yönetim kırallıklarından, diktatörlüklerinden, (‘halk yönetimi’ olarak anılsalar bile) halklara nefes aldırmayan faşist ve komünist rejimlerden ayrılır. Bizim demokrasimiz bu yönetimlerin hiçbirine benzemez.

Bizim demokrasimiz, aydınına, yazarına, bilim insanına, halkına, işçisine, kamu çalışanına ‘sus, konuşma, haddini bil’ der. ‘Düşünme, düşünce üretme; bilinenler yardımıyla bilinmeyenlere ulaşma. Yeni duygular, yeni düşünceler peşinden koşma. / Eleştiri asla yapma. Kırılgan demokrasimizi incitme, zedeleme. Biz düşünüyoruz, biz yapıyoruz, bizim eksiğimiz gediğimiz, yanlışımız olmaz. Düşüncesi olmayanın özgürlüklerle ne işi olur? Yeni duygu ve düşüncelerin peşinden gitmedin mi, sorgulamadın mı özgürlüklere ihtiyacın olmaz.

Gazeteciler neden içeridedir? Düşündüklerinden, eleştiri yaptıklarından değil, birer terörist olduklarından... Her ne kadar ‘terörist’ elindeki silahla düzen karşıtı savaşan insansa da, gazeteci ve bilim insanlarının elinde ‘silahtan daha güçlü kalemleri, kitapları’ var. Her yapılanı ‘yanlış’, her söyleneni ‘yalan’, her ihaleyi ‘yolsuzluk ve fesat’ diye niteleyen bu yazarlar, terörist değil de nedir? Yerleri dışarısı değil, hapishanedir. Devlete, hükümete düşman örgütlerle aynı düşünüyorlar. İktidarı sevmiyor, yalakalık etmiyor, ‘evet efendim, sepet efendim’ demiyor, direniyor, boyun eğmiyor, onurlu ve kişilikli duruyor, yalvarmıyor, ağlayıp sızlamıyor, hapishaneden, işkenceden korkmuyorlar. İktidarın yalanlarını, yanlışlarını çekinmeden söylüyorlar. Yalan ve yanlışların üzerinden geçip görmezlikten gelmiyorlar. Bunları söyleyip yazanlar gazeteci olamaz, olsa olsa terörist olur.

Nene gerek sosyal medya, nene gerek yu-tup, nene gerek ti-vıtır ve insanlarla iletişim kurmak? Nene gerek hak hukuk, nene gerek adalet? Hiç Allah diyenden, Allah adına hükmedenden, alnı secdeye varandan bir zarar, bir kötülük gelir mi? Akılları salt paraya, menfaate çalıştığı için saftırlar, temizdirler. Akılları paradan, menfaatten başka konulara çalışmaz. Bunun için PKK, bunun için FETÖ, bunun için Barak OBAMA durmadan aldatıp kandırıyor onları. Salt onlar aldatılıp kandırılabilir, başkaları aldatılıp kandırılamaz. O yüzden hep ‘aldatıldık, kandırıldık, Rabbim ve bizi affetsin’ diyorlar. Aldatılıp kandırılmak onların 

tekelindedir. Başkalarının aldatılıp kandırılmaya hakları yoktur, aldatılıp kandırılırlarsa suç işler, hain olur; devlete, millete ihanet ederler, o zaman cezalarını çekmek zorunda kalırlar.

Bizim demokrasimiz ‘sus, konuşma, düşünme, düşünce üretme, sadece inan ve güven’ demokrasisidir. Bizim demokrasimiz ‘günahlar, kötülükler senden; sevaplar, iyilikler benden’ demokrasisidir. ‘Günahlarını sen çekersin, sevaplarından pay alırım’ demokrasisidir.

Asgari ücret nene yetmiyor? Gezip tozup da ne yapacaksın? Dünyayı, insanları, kültürleri tanıyacaksın da ne olacak? Temel ihtiyaçlarını karşıladın mı, yeter de artar bile. Fazlası israf, israf da haramdır. Öteki dünyaya gittiğinde ne kutupları, ne ekvatoru, ne Çin’i, ne Amerika’yı, ne Niagara Şelalesi’ni, ne oksijeni, ne hidrojeni, ne atomu soracaklar sana. Tankı, topu, uçağı, denizaltıyı, uranyumu öğreneceksin, fabrikalar, silikon vadileri kuracaksın da ne olacak? Sen sadece inan ve öteki dünyayı düşün. Gerçek olan da budur.

Boşuna okuma, araştırma, öğrenme… / Kaderin ne ise onu yaşayacaksın. Bilgi hiçbir işine yaramayacak. Ye, iç, ibadetini yap, Allah’a şükret. Boşuna zahmet, eziyet çekme. Ne öteki dünyada, ne de bizim demokraside bilgiye, düşünceye ihtiyaç yoktur. İnanmak yeter. Bu devlete, bu millete en büyük kötülük okumuş insanlardan geliyor. Cahillerin hiçbir kötülüğü ve zararı dokunmuyor. Seni yönetenlere ram ol(boyun eğ, kendini başkasının boyunduruğuna bırak), biat et(bir kimsenin yönetimini, egemenliğini tanıma), söyleneni yap. Soru sorma,

cevap arama. Direnme, karşı çıkma, başkaldırma; birey olmak, var olmak nene gerek? İnsan olmak “var olmaktan geçermiş”, aldırma, anlamını bilmesen bile, beş vaktin insanlığı sana yeter de artar bile…

Görmüyor musun? Tabancadan nükleer füzelere, polisten, jandarmadan, ordulara; yargıçlardan, savcılardan, gazetelere, televizyonlara kadar tüm güçleri ellerinde toplamışlar. Sen doğruluktan, haklılıktan başka neyine güveniyorsun? Asker mi sahip çıkacak sana, yargıç mı, savcı mı; adalet mi koruyacak seni? Hangi güç teslim edecek hakkını? Bizim demokrasimiz ‘güçlülerin haklı olduğu’ bir demokrasidir. Başka işin mi yok? Etliye sütlüye karışma, ye iç, ibadet et, Allah’a şükret, kaderine razı ol. / Bizim demokrasimiz, dünyada eşi benzeri olmayan yalnız kendine benzeyen bir demokrasidir.”

Barış ve esenlik dileklerimle…