tonyahaber @ hotmail.com

Tam da seçime giderken Dolar’ın ateşi yükseldi.

Zamanı mıydı?

Geçtiğimiz Ocak ayında, ne diyordu ekonomistler?

-Zirveyi gördü, bundan sonra düşer…

-Dolardaki gevşeme devam eder…

-3,70 bandı makul bir seviyedir…

-Yılsonunda 4,20’ye yükselir…

Daha neler…

Kimsenin sözüne uymadı, daha yılsonuna yedi ay kala beş liraya selam gönderdi.

Kimilerine göre Dolar’ın ateşini yükselten “üst akıl”dı…

Hep merak etmişimdir, bu “üst akıl” kim? (!)

Faizle oynayan, Dolar’a git gel yaptıran, siyaseti biçimlendiren “üst akıl” nerede?

Görünür bir yerlerde mi, karanlıklarda mı, yer altında mı, yanımızda mı?...

Ekonomiyi, siyaseti, faizi, borsayı… yöneten bir “üst akıl” varsa, ülkeyi yönetenler de bununla başa çıkamıyorsa, bizden gizlemeye gerek yok.

Arkadaş, bize istediğimizi yaptırmıyor bu meret, biz de işi ona bıraktık, ne yaparsa yapsın deyip çekilsinler meydandan.

Kazın ayağı öyle değil…

Tam bağımsız ve gerçekten demokratik bir ülkede “üst akıl”, “alt akıl” olmaz.

Demokrasi bütün kurumları ve kuralları ile işliyor mu?

Bağımsız hukuk, adaleti gerçekleştiriyor mu?

Herkesin hukuka güveni var mı?

Devlet yönetimi şeffaf mı?

Yeterli teknolojik altyapınız sağlam mı?

Çarpık, kuralsız, yasadışı uygulamalarınız var mı?

Yolsuzluk, yoksulluk, kayırmacılık almış başını gidiyor mu?

Bütün bunlar yerli yerinde değilse, boşuna “üst akıl” aramak boşuna…

Herkes bilir, sermayenin karakteristik özelliği korkaklığıdır.

Para ürkektir.

İstikrarsız ortamdan kaçar.

Sermayenin iklimi güvenli olmak zorundadır.

Yatırım yapmak isteyen geleceği görmek ister.

Hukuka, adalete, yasalara güvenmek ister.

Maç başladıktan sonra kuralların değişmesinden korkar.

Bir kişinin iki dudağı arasından çıkacak sözlerin egemen olduğu yeri değil, özgür ve demokratik ortamı sever.

Peki…

Türkiye’de durum ne?

Sermayeyi ürkütecek, korkutacak iklim yerine hukukun egemen olduğu, özgür ve demokratik bir iklim var mı?

Ne gezer…

Böyle olunca ne dışarıdan yatırımcı gelir ne de içeride parası olan rahat olur.

Dışarıdan sermaye gelmeyeceği gibi, içerideki de uygun iklime kaçar.

24 Haziran seçimlerine kadar şöyle ya da böyle ekonomi idare edebilir.

Seçimler gelip geçtikten sonra ülke ekonomisi duvara toslayınca…

İster mevcut iktidar devam etsin, ister muhalefet iktidar olsun toplumu bekleyen acı reçetedir.

Önümüzdeki süreç ateşten gömlektir.

Belki doğrudan içeceğiz acı ilacı, belki de tatlandırıcıya sararak…

Hangi yol ve yöntem olursa olsun gelecek kötü.

Ekonomimiz bu duruma nereden geldi…

Sözü uzatmadan belirtelim.

24 Ocak 1980 kararları ve ardından gelen 12 Eylül faşizmi, onun desteklediği serbest piyasa ekonomisi, özelleştirme, borçlanma, iş bitiricilik… ülkeyi buraya taşıdı.

1980’den bu yana istihdam yaratacak, ülkeyi kalkındıracak bir fabrika yapıldı mı?

Bırakın fabrikanın yapılmasını, Cumhuriyetin kazandırdığı kurum ve kuruluşlar, yok pahasına birer birer satılmadı mı?

Satılan, kapatılan fabrikaların arsalarına çok katlı binalar dikilmedi mi?

Ülkenin dış borcu 450 milyar Dolar’a yükselmedi mi?

Topladığınız vergileri bir yana bırakın, borçlandığınız 450 milyar Dolar ile yeni bir ülke kurulamaz mıydı?

Sahi, şu öğündüğümüz, ülkenin tarım ekonomisini katlayacak Güneydoğu Anadolu Projesini (GAP) hatırlayan var mı? Bitirildi mi?

Siz hâlâ “üst akıl”dan söz ediyorsunuz.

Üst aklın altında ezilmeye mahkûmsunuz.

Vah ülkem vah!...