İnan, iyi bir organizatördür.

Düğünde, şenlikte, cenazede, gezide, her yerde…

Toplumda sosyal bir kişiliğe sahip olmak, öyle ‘’hop’’ diye kazanılacak bir özellik değildir. Biraz kişinin kendisinden kaynaklanacak, biraz da genlerinden gelecek.

Özgüven, sosyal olmanın başta gelen en önemli özelliğidir. Şayet özgüveniniz varsa toplumla daha iyi haşır neşir olur, daha rahat kaynaşırsınız.

Günümüzdeki ifadesiyle daha iyi iletişim kurarsınız toplumla. İnan da bunu sağlamış.

Gelelim bir yayla gününe…

Ben denizci değil, karacıyım. Yaylaları denizlerden daha çok severim.

Gurbetçi olduğumuz için memleketimize her zaman gelme imkânımız olmuyor. Bazen yayla mevsiminde de gelemiyoruz Tonya’ya.

Sağ olsun, her Tonya’ya gelişimizde İnan, bizim için bir yayla programı yapar; olmazsa bir Barak (bizde mezra adı) programı yapar, özellikle Kurban Bayramı sonrası.

 Ben de İnan’ın bu organizasyonuna ‘’Geleneksel Barak Günleri’’ adını koymuştum, ancak ekibimizdekilerden bazılarının sağlık sorunlarından dolayı bu programımız aksadı. İnşallah ileriki yıllarda devam eder.

İnan, abi, bir yayla programı yaptım, dedi. Yayla kadrosunda yer alacakları saydı.

Olur, dedim.

Tam da ‘’güz ayamları’’nın (havalarının) mükemmel olduğu günlerdi Tonya’da.

Gideceğimiz günü ise annemin rahatsızlığından dolayı, onun durumuna göre belirleyecektik. Zira o sıralar abimle beraber anamı sürekli doktorlara Trabzon’a götürüyorduk.

Çilekeş Karadeniz kadınının özelliklerini bünyesinde taşıyan 80 yaşındaki anam, 60 yıl sırtında yük taşımış, her yük alışında iki kişilik yük taşımış, 60X2=120 yıl çalışmış olan anam Devletten emekli olsaydı ya da bizler Akdeniz veya Ege Bölgesinde yaşasaydık, anacığımın bu çalışmasıyla zengin olup çoktan köşeyi dönmüştük.

Bunu niye anlattım. Meramım zengin olmak falan değil. Çok şükür Allah’ıma durumum iyi.

Karadeniz insanın, hepimizin anaları aynı şekilde çalışmış, çile çekmiş, yıpranmış da bu konuya vurgu yapmak için anlattım. Anamın şimdi dizleri tutmuyor, belini doğrultamıyor, nefes almakta güçlük çekiyor. Kalp rahatsızlığı, akciğer rahatsızlığı, böbrek, şeker, romatizma, yüksek tansiyon vs.

İşte bütün bunlar cefakâr Karadeniz analarının ortak özellikleri, ömrü hayatlarının son demlerindeki vefakâr analarımızın çektikleri ortak sıkıntılar olduğu için anlattım.

Çok güzel bir sonbahar günü yayla yolundayız iki araba.

Bir arabaya İnan, abim, Cemal öğretmen, halamın Salih; diğer arabaya Bekocu (Salih Ömer), Hasan öğretmen, Ahmet abi (Yorgo) ve ben bindik. Taksimatı İnan yapmıştı.

Yemek molası Beypınarı Yaylası’nda Paşaloğun Yeri, yani Murat’ın orada verilecekti. İnan, daha önce Murat ile irtibata geçmişti. Her şey önceden planlanmıştı.

Tonya merkezde Zamanlar Ticaretin önünde arabalarımıza binerek yola koyulduk.

Yolda havadan sudan ve memleket meselelerinden konuşarak gidiyorduk, Biçinlik Köyü tarafından Siliksa (Sidiksa-Çayırbağı) üzerinden Beypınarı’na varacaktık. Ancak Bekocu’nun Bursa’da işadamı olan ve Haçkalı Baba Yaylası’na yakın bir yerde yayla evi bulunan amcasının yanına da bir uğrayıp selam vererek geçelim dedik.

Bekocu, yolda amcasını aramıştı zaten. Eve vardık. Yemek, dediler istemedik. Ayran içtik. Sohbet ettik. Biz de Beypınarı’na davet ettik. Sonra oradan müsaade isteyerek ayrıldık ve Beypınarı Yaylasına geldik.

Yemek hazırlanırken Cemal öğretmen bana, çimenlerin üzerinde biraz yürüyelim, dedi. Yürüdük.

Sonra diğer ekip de ayakkabı ve çoraplarını çıkararak, bize eşlik etti. Bir müddet yürüdükten sonra yayla çimenlerinin üzerinde dinlenip etrafı seyrettik.

Eh, yemekte hazır olmuştu. Yemeğimizi yedik, çayımızı da içtikten sonra Beypınarı Yaylasından Kasap Murat’a teşekkür ederek ayrıldık.

Sakaltutan Mevkii’nde mola verip yaylaların eşsiz manzaralarını seyrettik, bol bol fotoğraf çektik, çektirdik. Bekocu’nun amcası bizi uğurlamaya geldi. Silahını çekip bir şarjör mermi boşalttı havaya. Yayla dağlarında yankılanan silah seslerinden sonra vedalaşıp yolumuza devam ettik.

Obamızın (Kumanandoz Obası) içinden geçip Tonya’ya dönecektik.

Öyle de oldu. Oba’da Neşe’ye uğradık. Akkese Yaylası ve Fol (Kalınçam) üzerinden Tonya’ya geldik.

Biz öndeydik, Fol’a geldiğimizde Hasan öğretmene burada duralım, arkadaki araç burada muhakkak durur, dedim. Hocam, istemedi.

Arkadaki grubun orada durup meşhur Fol balı yiyeceğini adım gibi biliyordum, ama yapacak da bir şey yoktu.

Nitekim de öyle oldu. Onlar Fol’da durup Fol balı yemişlerdi. Biz de onları Tonya’da bekledik. Akşam da çoktan olmuştu.

Ben de arkadaki gruba, ‘’Ballı grup’’ adını takmıştım.

İnan, senden bir ricam var: Bir dahaki organizasyonda beni de ballı gruba dâhil eder misin?

Şaka, şaka…

Bir yayla günümüzü süslemeden, içimden geldiği gibi anlattım.

Teşekkürler İnan, teşekkürler emeği geçen hocamlar…