tonyahaber @ hotmail.com

Yaylacılık, Anadolu insanının geleneklerinde var olan ve yıllardan beri süregelen bir durumdur. Öyle ki bazı yörelerde bir tutku haline gelmiştir. Bunun en somut örneklerinden biri, özellikle Doğu Karadeniz insanın bir yaşam biçimidir. Artvin, Rize, Trabzon, Gümüşhane, Giresun insanı özellikle yaz aylarının büyük bir bölümünü yaylada geçirirler.

Yaylacılık...

Yaylacılığın temel amacı ekonomik olarak adlandırılır. Halkın geçim kaynaklarından biridir yaylacılık. Yaylada hayvanlar otlatılır, kışa hazırlık için otlar biçilip kurutularak köylere taşınır. Hayvanlardan elde edilen yağ, peynir, minzi (lor) gibi ürünler doğal ortamda üretilerek bir miktarı evde tüketilir; bir miktarı da kurulan pazarlarda satılarak aile ekonomisine katkıda bulunulur. Ne var ki yaylacılığın amacı sadece ekonomik değildir. Yaylacılık aynı zamanda sosyal boyutu ve sağlık boyutu ile de öne çıkmaktadır. Yöremizdeki yaylalarda düzenlenen yayla şenlikleri sosyal boyutun temel taşıdır. Yaylalar, şehrin gürültüsünden, kirli havasından uzaktır.

Temiz havası ve oksijen deposu ile birer sanatoryum durumundadır. O nedenle yaşlı nineler ve amcalar her yıl yaz ayları geldiğinde yaylaya gitmek için çocuklar gibi sevinir. Bir an önce yaylaya varmak için can atarlar.

Geçmiş yıllarda yayla evleri ya ahşap, ya da kara taştan yapılarak otantik bir havaları vardı. Bu nedenle en azından görüntü kirliliği yoktu. Ne var ki son yıllarda, kentlerdeki çarpık yapılaşma ve betonlaşma yaylalarda da başgösterdi ve çok katlı beton evler yaylalarda da çoğalmaya başladı. Ama gene de insanlar yayla tutkusundan vazgeçmez, fırsat buldukça günübirlikte olsa yaylaya gidebilmek için fırsat kollar, zaman ayırmaya çalışır.

Tonya yaylalarından Derinoba, Beypınarı, Mandagözü, Labazon, Kumanandoz yaylaları bunlardan birkaçı….

Çocukluğumuz bu yaylalarda inek otlatmak, çelik-çomak ve futbol oynamakla geçti. İnsan belli bir yaş olgunluğuna varınca bu anıları anlatarak yayla serüvenini yadeder.

Yayla gezisi...

Bir yaz günü, Trabzon’un sıcağından ve şehrin stresinden uzaklaşarak Tonya’ya geldim. Arkadaşlarla sohbet ederken söz geldi, yaylacılığa odaklaştı. Öğretmen arkadaşım Şuaib Aydın farklı bir yayladan, Gümüşhane sınırları içerisinde yer alan Kazıkbeli yaylasından övgü ile söz etti. İçimde o yaylayı görme arzusu kabardı ve bu arzumu Şuaib Hoca’yla paylaştım. Yaylaya gidecek grubu oluşturmak için arkadaşların bir bölümü ile yüz yüze görüşerek bir bölümü ile de telefonla sözleştik. Gün olarak da Çarşamba gününü belirledik. Çünkü o gün Kazıkbeli Yaylası’nda pazar kuruluyordu.

Saat 08.00’de Tonya‘da buluştuk. Kazıkbeli Yaylası’na hareket ettik.

Geziye katılmak üzere, ben, Faruk Alpşanlı, Hasan Kalyoncu, Ahmet Aktaş, Muhammet Öztürk, Ahmet Kalyoncu, Salih Zaman, Sayraç Köyü’nden Hüsnü Gültepe’ye ait minibüse binerek, Kalınçam Köyü’nü geçerek, Elikbeli’ne (Erikbeli) ulaştık.  Burada Damlıköy’den gelerek bizi bekleyen Şuaib Aydın ve Mustafa Gültepe ile buluştuk ve aynı minibüs ile yola koyulduk.

Kazıkbeli Yaylası’na ulaşmak için Elikbeli’ni Kürtün’e bağlayan, çam ağaçları ile kaplı vadiden yola koyulduk. Virajlı yollardan, orman içinden, derin vadiden indik, indik…  Yolun büyük bölümü asfalt, az bir kısmı ise stabilizeydi. Kürtün ilçesine bağlı Süme Köyü’ne yaklaştığımızda, yapımı tamamlanan Hidroelektrik Santrali ile karşılaştık. Doğal çam ormanları arasında, derenin içinde beton yığını, elektrik kabloları ile doğal güzelliği bozuyor ve akarsuyu kurutuyordu. Kim bilir, akarsuda yaşamını devam ettiren onca kırmızı benekli alabalıklar, öteki canlılar yok edilmişti.

Kazıkbeli Yaylası’na varıncaya kadar bu HES’lerle daha çok karşılaştık. İnadına, dağlardaki ormanı ve doğayı tahrip ederek, vadi boyunca yer almışlardı.

Hükümete oy verdik...

Süme Köyü’ne doğru asfalt bitmişti. Daracık, stabilize yoldan devam ettik. İki üç köylü Kürtün’e gitmek için yol boyu yürüyordu. Şoförümüz durarak köylüleri araca aldı. Özkürtün yol ayrımına kadar sohbetimizi sürdürdük köylülerle... Arkadaşlardan biri söze girerek, “Yolun bozuk ve bakımsız, yetkililerin bununla ilgilenmiyor mi? Gümüşhane milletvekillerinin bu durumu bilmiyor mu? Köylülerden biri, “Vekiller geliyor, ancak bizimle muhatap olmadan, bize görünüp, derdimizi dinlemeden çekip gidiyorlar. Biz de kendi kaderimizle baş başa kalıyoruz.”

Bunun üzerine arkadaşlardan başka biri söze girdi; “Siz de buna rağmen seçimde oylarınızı gene aynı vekil adaylarına neden verdiniz?”

Köylü yanıtladı: ”Biz vekillere oy vermedik, hükümete oyumuzu verdik.”

Gülüşerek, yol ayrımına geldiğimizde araçtan inerek bizi uğurladılar.

Kürtün Barajını ve Harşit Vadisini geride bıraktık. Kazıkbeli’ne varmak için yolumuza devam ediyoruz. HES’ler vadi boyunca devam ediyor. Bazı köylerin içinden, bazı köylerin de yakınından geçerek yol alıyoruz. İklim özellikleri Karadeniz ikliminden ayrılarak geçiş iklimi özelliğini taşıyor. Rakım yükseldikçe sis de dağların tepelerini kucaklıyor.

Kazıkbeli

İki saatlik bir yolculuktan sonra nihayet Kazıkbeli Yaylası’na varıyoruz. Gerçekten bir doğa harikası. Gavur Dağı’nın eteklerine kurulmuş, yamaçlarından akan pınarları ile insanın gönlüne ferahlık veriyor. Yaylada kurulan çarşı bir Anadolu kasabasını andırıyor. Ancak Kazıkbeli de çarpık yapılaşmadan ve betonlaşmadan nasibini alıyor. Ancak buna rağmen içtenliği ve doğal güzelliğini korumak için direniyor.

Bir bakkal dükkânının önünde “Doğu Karadeniz’de Bir Zirve Kazıkbeli Yaylası” adlı kitabı görüyorum. Kitabı satın alıyorum. Öğretmen Temel Gündoğdu’nun yöre ile ilgili bir çalışması... 2014 yılı basımı. Kitapta, Kazıkbeli Yaylası’nın tarihi gelişimi ile çevre köylere verdiği katkı, folklorik yönden incelenmiş. Çok güzel bir inceleme ve araştırma ortaya koymuş. Temel Gündoğdu’nun kitabından edindiğimiz bilgiye göre 10 otel/pansiyon, 10 bakkal, 1 manav, 7 kasap, 6 lokanta, 5 kahvehane, 2 tüpçü, 2 berber ve 2 cami bulunuyor Kazıkbeli’nde.

Kazıkbeli Yaylası idari yönden, Kürtün ilçesine bağlı Söğüteli muhtarlığı tarafından yönetiliyor. Bu güzel yayladan Giresun’un Doğankent, Görele, Tirebolu, Eynesil, Espiye, Güce; Trabzon’un Şalpazarı ve Beşikdüzü ilçeleri ile, Gümüşhane’nin Kürtün ve Torul ilçeleri yararlanıyor.

Kazıkbeli pazarında yöre insanının tüm ihtiyaçları karşılanıyor. Hayvan yiyeceğinden, insan yiyeceğine, inşaat malzemesinden giyeceğe kadar her şey satılıyor pazarda. Özellikle doğal dut pekmezi, kara buğday unundan yapılmış Kürtün Somunu, sarımsak, kara lahana, sergilerde satılan yiyeceklerden bazıları. Çiçek balını da saymak mümkün.

Yolumuz Damlıköy’e...

Çarşıyı gezip alışverişimizi yaptıktan sonra karnımızın acıktığını hissettik. Pirzolalarımızı sipariş ederek yaylada doğal ortamda beslenen kuzu eti ile karnımızı bir güzel doyurduk. Çayımızı da içtikten sonra geriye dönüş için aynı güzergahtan dönüş başladı yolculuğumuz. Yol boyu gelirken Şuaib Hoca Damlıköy’e uğramamızı önerdi. Damlıköy Şuaib Hoca’nın yayla yaptığı yer. Elikbeli’ne gelince Sazalanı yönüne döndük ve Damlıköy... Damlıköy de ayrı bir güzellikte. Deyim yerinde ise bir doğa harikası. Dört tarafı ormanla çevrili bir ada görünümünde. Damlıköy hm yayla hem köy. Kürtün’e bağlı muhtarlık. Ancak burada, Tonya’nın Sayraç, Karasu, Kösecik, Çayıriçi köylerinden gelenler yaylacılık yapıyor. Yaylada ikamet edenler, kışın köylerine iniyor, yani köyü yayla gibi kullanıyor. Muhtar  da Sayraç Köyü’nden Muhammet Gültepe.

Köye gittiğimizde Muhtar Muhammet Gültepe ve Baba lakaplı Neşat Aydın karşılıyor bizi. Köyün üst tarafına ormanın içindeki kulübede konuk ettiler bizi. Geç saatlere kadar sohbet ettik ve ayrılış bir daha buluşma dileğiyle Tonya’ya döndük.

Cemal Kalyoncu