"Bir varmış, bir yokmuş... Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, pireler berber iken... Ben anamın 

beşiğini tıngır mıngır sallar  iken,  memleketin birinde, iyiler iyisi bir padişah varmış.

Her şeyi varmış, ama hiç çocuğu yokmuş. Yaşı ilerledikçe, bu yüzden kederi artıyormuş."

Bir masal bu... Benim çocukluğumun masalcısı Eflatun Cem Güney'in  (1896-1981)   "Gökten Üç Elma Düştü" adlı masalının giriş bölümü...

Masallar önce karmaşık başlar. Olaylar çeşitli şekilde gelişir, ama sonuç her zaman mutlu biter.

Rahmetli Güney'in masalı da özetle şöyle...

"Bir gün akıllı bir pir-i fani, padişahın derdini öğrendikten sonra, 'kolayı var' demiş. 'Siz 

şimdi bir bahçe yaptırın, içinde güller, çiçekler, havuzlar, daha neler neler olsun...'

Padişah, bir bahçe yaptırdı ki, dillere destan. 

Ama gel gelelim ki, yine ne evlat var, ne de bir müjdeli haber.

Bu sefer de kafası iyice bozulan padişah başlar bahçeyi dağıtmaya... 

Ezer, çiğner dağıtır.

Güç bela, yalvar yakar durdurabilmiş padişahı hanımı.

Hanımı, bahçe  yapıldığı günden  beri içinden çıkmazmış. Ağaçlarla da konuşurmuş. Bahçenin son durumunu gören yaşlı bir elma ağacı üzüntüden dile gelmiş:

'-Benim filizlerimden al, dik. Bir gün sana elma verir. Yarısını sen ye, yarısını da padişaha yedir' demiş.

Gel zaman git zaman elma filizi büyümüş, ağaç olmuş, meyve vermiş... 

Elma da elma hani; bir yanı al, bir yanı beyaz. Kadıncık elmayı almış, bölmüş. Yarısını kendisi yemiş, yarısını da padişaha yedirmiş. Nur topu gibi bir oğulları olmuş. Kurulmuş meydan, çalmış davullar... Kırk gün, kırk gece olmuş oyunlar. 

Gökten üç elma düştü... Kimin ne muradı varsa onun başına..."

Dedim ya masal bu, hep mutlu ve umutlu biter...

 

Geçen hafta Türkiye'nin gündemine gökten üç elma düşecek değil ya, bu kez boş poşet düştü.

Daha önceki günlerde, haftalarda gökten bol bol asgari ücret düşsün diye umutla beklenildi, amaaa...

Buna nazire, fiyatlara zam yağdı.

Ardından memurun, işçi emeklisinin, Bağkurlunun zamlı maaş bulutu göründü havada... 

Çaktı gürledi.

Umutlara kar yağdırıp, geçip gitti, dağlar ardına...

Kaldık yine biz bize, yalnız başımıza.

Ama enflasyonla hısımlık bağını kuvvetlendiren etiket fiyatları, fırsat bu fırsat deyip tırmanış temayülünde...

Fiyat artışlarına bir çare bulmak gerek...

Ne yapalım, ne edelim?..

Gökten düşen -üç değil-, bir elma,  poşetçi kişinin kafasına "dank!.." edince;  o kişinin aklı başına gelmiş, dilinin bağı çözülmüüüşş!..

"- Marketlerde malzeme konulan poşetleri 25 kuruştan satalım", demiş... Ve devam etmiş; "böylece tüketicilerin ürün alım isteklerine bir nebze fren vururken; fiyatlara da o oranda 'dur!..' demiş oluruz."

Demiş, ama devam etmiş; "Bundan böyle poşetten doğan çevre kirliliğinin de  önüne geçmiş oluruz." demiş.

 

Masal dünyasında yaşamıyoruz artık.

Acı gerçekler var önümüzde... 

İnsanı hepten unuttuk. Gidiniz kalkınmış ülkelere bakınız, ne yapıyorlar?

Eğitiiiim!.. Eğitiiiiiiim!.. Poşeti insan kullanıyor. 

 

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi "tüm ülkede sorun olarak görülen poşeti" bir neşterde bitirdi. Altı yüz bin pazar filesi dağıtacak...

Niçin sorunları dallandırma-budaklandırmayı seviyoruz?