Değerli bilim, düşünce insanı Niyazi Kahveci, teknolojiden, sanayiden ve ürünlerinden söz ederken, “gelişmeye ayak uyduranlar kalır, gelişmenin dışında kalanlar yok olur” diyor. Batı için “bugün veriyorlar ve var, yarın vermezlerse ne olacak” diye de soruyordu.

Bir Hıfzıssıhha Enstitüsü vardı. BCG, serum, kuduz, çiçek aşısı-Osmanlı’dan buyana-difteri, boğmaca, tetanos, enflüanza, her türlü tedavi ve akrep-yılan zehirlenmelerine karşı anti-serum “bakteri basiyerleri” üretirdi. 1940’lı yıllarda da tifüs aşısı ihraç eder duruma gelmişti. 1950 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından Bölgesel Enflüanza Merkezi olarak da tanındı.

Bugün insanlığı tehdit eden ve ölümlerin milyonları bulduğu bir salgın var. Türkiye de aynı salgının içinde. Ne kadar acıdır ki, etkili ve yetkililer beceriksizliklerini ve başarısızlıklarını örtmek için “vaka, hasta ve ölüm sayılarında“, “gelecek aşılar konusunda” bir ton yalan söylediler, “halkın sağlığını” görmezden gelerek hakaret yağdırmayı siyaset saydılar.

Her gün bir uçak dolusu insan ölüyor. Bayrağın yas durumuna getirilmesi gerekirken siyasiler birbirlerini yiyorlar. Zamanında bağlantısı kurulmayan aşıların nasıl temin edileceği konusuna çözüm bulmuyorlar. “Ey siyasiler, ölen siz değil halk, sağlıkçılar. Susun ve görün artık!”

Ne diyordu Niyazi Hocam, “ya vermezlerse!”

Motor vermedikleri için “yaptık” denilen helikopter uçmadı, “yaptık” denilen tank yürümedi, “yaptık” denilen gemi yüzmedi. “Yerli üretim pahalı, dışardan satın almak daha ucuz” diyen tüccar kafasıyla kapatılan Hıfzıssıhha Enstitüsü’nün faturasının ne kadar ağır olduğunu “hem kapitalist, hem de Müslüman(!)” bu kafalar anlayabilir mi? / “Ya aşı vermezlerse ne olacak?” Düşündüler mi? Her gün 150-200 insan ölüyor.

“Her şeyin başı sağlık” deyip de “yola, köprüye, tünele, asfalta ve müteahhitlere” öncelik tanıyanlar, emeği ve zamanı çarçur edenler “Türkiye’yi parasız” bıraktılar. “Elli milyon doz aşı” dendi, “on bir aralıkta gelecek” dendi, gele gele “üç milyon doz” aşı geldi, o da bir ay sonra. Kim bilir elli milyon aşı gelene kadar daha ne kadar yalan dinleyeceğiz?

Bilim insanları “nüfusun en az altmış milyonunun aşılanması gerekir” diyorlar. Bu da “yüz yirmi milyon doz” aşı eder. Ne demiş atalarımız: “Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz.” Onlar “aşısını olur, ilacını bulur” hayatta kalırlar, biz “kader” der, “takdiri ilahi” der, utanmadan, sıkılmadan tüm sorumluluklarımızı, beceriksizliklerimizi, başarısızlıklarımızı Tanrı’ya yıkarız.

Gümrük vergilerinin düşürülmesi, dışarıdan getirilen mallardaki KDV oranlarının indirilmesi Balta Limanı Antlaşması’ndan bu yana yinelenen yanlışlıklardır. Devlet desteği almadan “gümrük vergileri indirilen, KDV’leri sıfırlanan yabancı kaynaklarla” rekabet edecek gücü kendinde bulamayan üretici, bağını, bahçesini, toprağını, mandırasını, sürüsün bırakıp şehre göç ediyor.

Bugün, “daha ucuza mal olur” diye dışarıdan pamuk, buğday, nohut, mercimek, saman, zaman zaman da soğan, patates, canlı hayvan ve karkas et alınıyorsa-nano teknolojileri, dijitali, otomobil, uçağı, silahı saymıyorum- “akıl, bilgi ve beyin çapı yetersiz” yöneticilerin izledikleri politikaların yanlışlığındandır. Bugün “bilime, teknolojiye, sanayiye” değil de “yola, köprüye, tünele, asfalta, gökdelene, betona” yatırım yapılıyorsa bu, burnunun ucunu göremeyen, Türkiye’yi, koşullarını, dünyayı anlamayanların körlüğündendir.

Hıfzıssıhha Enstitüsü başarısını sürdürmek için çok geniş bir yelpaze oluşturdu. İstanbul Aşıhanesi’ni bünyesine kattı. Farmakoloji Şubesi’ni kurarak yerli ve yabancı ilaçlar ile diğer hayati maddelerin kontrolüne geçti. 1936’da Hıfzıssıhha Okulunu açtı. İlaç Kontrol Şubesi, Aşı ve Serum Şubesi Müdürlüğü, Biyolojik Kontrol Laboratuvarı, Enflüanza Laboratuvarı,

Kolera Referans Laboratuvarı, Mikoloji Laboratuvarı, Zehir Danışma Merkezi, AİDS Araştırma Merkezi gibi bölümlerle on altı ilde bölgesel hizmetler verebilmek için şubeler açtı.

Hıfzıssıhha Enstitüsü ile “aşı ve serum ithalatı” durdurulmuştu.

Tüccar kafasıyla hareket edenler “dışarıdan daha ucuza mal ederiz” düşüncesiyle, hem Hıfzıssıhha Enstitüsü’nü, hem de ona bağlı, yirmiye yakın ilaç üreten Bomanti ilaç fabrikasını üretimden çektiler. “2011yılında, 663 Sayılı Kararname” ile de kapısına kilit vurdular. Ondan sonra aşı ve serumda dışa bağımlılık devri başladı. Ne demişti atalarımız; “Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz.” Bakalım “toplumsal bağışıklık sağlayacak miktardaki en az 120 milyon doz aşı” ne zaman gelir?

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…