Bilen de konuşuyor bilmeyen de… Ama etkili ve yetkililerden bilip de ağzını açmayan o kadar çok insan var ki, asıl sorumluluk onların üzerine, asıl günah ve vebal onların boynunadır.

Bir fındığı kırıp, elleriyle ayıklayarak “katur kutur” yemenin lezzetini damağında duyup yaşamayanların, fındıklığın ayıklanması ve temizlenmesindeki, toplanması ve harmanlanmasındaki, patoza verip kurutulmasındaki, seçilmesindeki sıkıntıları, eziyeti, işkenceyi bilmeyenlerin, fındığı salt çikolata olarak yiyenlerin “ahkam” kesmeleri; ömürlerinde bir avuç gübre alıp toprağa atmayanların; çocuğu hasta olduğunda “anında” en iyi doktorlara, hastanelere koşmaları-saygı duyuyorum-resmi dış ziyaretlerini yarıda kesmeleri, bu yüce duyarlığı göstermeleri yanında, üç yıldır küllenme hastalığından ölümle burun buruna kalan fındığa, fındıklığa karşı bilimsel tabanı olmayan geçici önlemlerle yetinenlerin devletle, hükümetle işi Allah’a bırakmaları arıma gidiyor.

 

Gübrenin, ilacın, kirecin, günlüğün ve satın alınan her ürünün, dolara, avroya bağlı olarak tavan yaptığı bugünlerde, fındık yerlerde sürünüyor. Ve fındık üreticileri, “oy verirken nedense bunun hesabını” sormuyor. Dudağına çalınan bir parmak “mısır şurubu balla” yetiniyor, arkasını düşünmüyor, günü kurtarmaya çalışıyor…

Emeğe saygısı olmayan, “paradan başka hiçbir değer tanımayan” iktidar, camilere, tarikatlara, cemaatlere yaptığı yatırımlarla “dindarlık”(dincilik)örtüsüyle insanları uyutup kör ediyor. Dini insanları uyandırmaya değil, “afyonlamaya” kullanıyor. Yıllardır bir fındık politikası olmayan, ekimi, dikimi, üretimi, tüketimiyle ilgili fındığa bir yol çizmeyenler üreticiden yana mı olurlarmış?

Zaten iklim değişiklikleri fındığın ciğerini söküp aldı, toprağın kanını kuruttu.

Vatanı, bayrağı, milleti, ezanı dillerine pelesenk yapanlar hiç düşündüler mi, Karadeniz Bölgesi insanları bunca yamaçlarının dikliğine, vadilerinin derinliğine, bunca yağmur almasına karşın, incecik toprak katmanını nasıl oldu da derelere, denizlere göndermediler? “Toprağı tutma ve korumada” fındık bahçelerinin rolü nedir? En büyük yurtseverlik dağlara, taşlara diktikleri fındık bahçeleri ve dağların doruk noktalarına kadar çıkan ormanlarıyla bu toprağın değerini bilip onu taşların üzerinde tutmaktır. Ama gelin görün ki, hükümet “fındığı sök” diyor. Neden: Yunan, İtalyan, İspanyol fındığı para etsin, Türk fındığı yok olsun diye… Salt fındık yok olmayacak, sökülen fındıkla toprak da yağmurlarla, derelerle denize dolacak. Zaten sıcaklar kavuruyor, o zaman daha çok kavuracak…

Devlet yalan konuşmuyorsa, “dünya fındık tüketiminin %75’ini Türkiye karşılıyor.” Ancak fındık fiyatını, çok acı verici bir gerçek olsa da Türkiye belirlemiyor. Yani fındığın değerini “Türkiye takdir etmiyor.” FERRERO dünya fındığının %40’ını kullanıyor. Çikolata sanayisinin devi… Hangi fiyatı söylerse o fiyattan alıyor. Borsa “küresellcilerin” afyonu. FERRERO ne derse o oluyor: Borsa o çünkü. Ulusal bilince parayı tercih eden Oltan Gıda, sanki zarar ediyormuş gibi, FERRERO’ ya sattı kendini. Onu bu kadar büyüten, onu Oltan Gıda yapan kimdi? Halka yapılan en büyük kötülük, onu “el kapılarına muhtaç etmektir.” FERRERO Türk fındığının gelişimini önleyerek çanına ot tıkamıştır. Türk fındığında umut ve beklenti bırakmamıştır. Hükümet ve partililer bu olaya hep İtalyan kalmıştır. Etkili, yetkili ve kendilerini sorumlu saymayanların ne gözleri görüyor, ne de kulakları duyuyor can çekişen fındığın iniltilerini. Fındığı bilmeyen, fındıklığa gitmeyen, fındığın kan-can oluşuna bihaber kalanların politika üretmek ve fındığı kurtarmak hadlerine değildir. Onlar değil mi ki Fiskobirlik’i kapatıp fındığı ve fındık üreticisini sahipsiz bırakanlar? Sorun çözmek isteyen sorun yaratmaz. Politika “halkla inatlaşmak” değil, sorunları çözmektir.

Görüyoruz, gelenler, ne halkın dertleriyle ilgileniyor, ne de sorunlarını dinliyor.

Sayın Cumhurbaşkanı Beşikdüzü’ne geliyor; ne bir yıl önceki felaketten, ölen insanlardan, kayıp giden arazilerden, tüm mal varlığını kaybeden esnaftan, ne de yerlerde sürünen fındıktan ve bölgenin sorunlarından söz ediyor. “Konuşmasını” yapıyor ve gidiyor.

Bu halk bu kadar mı yalnız ve sahipsizdir? / Dün tütün öldürüldü, pamuk, nohut, mercimek, pancar, buğday, hayvancılık öldürüldü, şimdi de fındık öldürülüyor. / Fındık için ahkam kesenler ya dört işlem bilmiyor-maliyet hesabı yapamıyor, ya da fındık üreticisine düşmanlar. Tat, tuz bırakmadılar fındıkta. Toplama zamanının ne heyecanı kaldı, ne de bir beklentisi. Çünkü bu paralarla birlikte fındık hiçbir yaraya merhem olmaz.

Fındığı bilmek, fındığın önemini, değerini takdir etmektir. Fındığı takdir edemeyenler fındığın değerini bilmez, fındığa değer vermezler. Üretici değerini biliyorsa, kurumsallaşsın, fındığını politikacıların elinden kurtarsın, kendisi alıp, kendisi satsın. Politikacıların “kirli ellerinden” kurtarsın.

Barış ve esenlik dileklerimle… sağlıklı kalın.