Cumhuriyet kuruldu. Yaşanan on yıllık felaket arkada kaldı. Balkan bozgunu, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı… Yüz binlerce dul, yetim, yaralı, sakat; yüz binlerce tırahomalı, sıtmalı ve veremli. Milyonlarca şehit ve komitacı ölümleri. Osmanlı’nın mirası: Açlık, hastalık ve borç.

Cumhuriyet öncelikle halkının sağlığı ve açlığı ile ilgilendi; sonra da Osmanlı’nın borçlarıyla…

Cumhuriyet’in, devrimlerin bir amacı, ulaşmak istediği bir yer vardı. Atatürk buna, “muasır medeniyet seviyesine erişmek ve geçmek” diyordu. Genç Cumhuriyet ve insanları, tüm yaraları sarmak, çekilen acıları dindirmek için kolları sıvadı, tüm enerjisini uygarlaşmaya, sanayileşmeye ve tarıma yöneltti. Okullar açtı, eğitimi-öğretimi öne çekti; dil, kültür araştırmaları başlattı. Yollar, köprüler yaptı, fabrikalar kurdu. Ve köy enstitülerini...

Türkiye’yi bölüşenlerden, özellikle İngilizler gördü ki, “Türkiye kısa bir süre içerisinde toparlanıyor, en zoru başarıyor, uygarlık yolunda iyi güzel işler yapıyor, önünü kesmek gerekir.” Bunun için, en hassas olan konuyu, dini kullandı, insanları “yönetime” karşı ayaklandırdı. Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetten sonra 29 isyan çıkardı. Gelişmeyi, ilerlemeyi durdurdu. Milleti aç, çıplak bırakmak istedi. Anadolu halkının enerjisini kalkınmadan yana değil, kalkınmanın önünü kesmek için kullandı. Koçuşağı, Şeyh Sait, Seyit Rıza, Nasturi ve Ağrı isyanları…bunların birkaçıdır.

Yoksul, elinde, avucunda olmayan, ayakta durmaya çalışan, açlıkla, hastalıkla, borçla boğuşan bu millet, kalkınmak, ilerlemek için uğraşması gerekirken “enerjisini” isyanlara tüketmeye başladı.

Atatürk öldü. Önce Cumhuriyet devrimlerinin ve yasalarının heyecanını giderdiler, sonra da içini boşalttılar. Akılla, bilimle, teknoloji ve sanayiyle, tarımla uğraşacakları yerde, tüm zamanlarda Atatürk’le-devrimlerle uğraştılar, dinle uğraştılar, Cumhuriyet’le uğraştılar. “Nasıl kalkınırız, nasıl gelişir, ilerleriz; halkımızı nasıl refaha ulaştırırız, nasıl çağdaş uygarlık düzeyine erişir geçeriz” yerine, adına “politika” dedikleri iğrençliklerle, yalanla-dolanla, aldatma ve kandırmalarla “küpümüzü nasıl doldururuz” peşinde koştular ve utanmadan, sıkılmadan Atatürk’e küfrettiler, hakaret ettiler, suçladılar, aşağıladılar, nankörlük ettiler. Buna rağmen Cumhuriyet’in tüm kazanımlarını sattılar, kapattılar, işsizliği tavana vurdular.

Neredeyse Cumhuriyet kurulalı yüz yıl olacak. Dün Cumhuriyete, Atatürk’e isyan edip düşman olan kafa ile bugünkü hiç değişmemiş, gelişmemiş de. Çağdaş uygarlık düzeyine erişmek ve geçmek gibi bir dertleri olmadı. Gelenekçi-görenekçidirler, bilime engeldirler, ama telefon, otomobil, uçak kullanırlarken, en ön sıradadırlar…

Şu soruya yanıt alınamadı hala: “Akıl olmadan, bilim, teknoloji, sanayi olmadan, fabrika kurulmadan, tarım yapılmadan, çağdaş okullar açılmadan, müspet bilimler öğrenilmeden gelişme, ilerleme, kalkınma nasıl olacak?”

Din bunların yanıtı olabilir mi?

Kendi beceriksizliklerini, başarısızlıklarını örtmek için Cumhuriyet’i, laikliği suçladılar. Bir gün “kurtuluş için ayağa kalkılırsa” göreceklerdir ki, akıldan, bilimden, sanayiden, Cumhuriyet’ten ve Cumhuriyet’in köklerinden başka kurtuluş yolu yoktur.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız