Sanayi devrimine hazırlanan ülkeler topraklarında yetersiz, az, ya da olmayan kaynakları bulmak için başka ülke topraklarına yöneldiler; aradılar, buldular; o ülkeleri işgal ederek sömürgeleştirdiler. Yeraltı ve yerüstü servetlerini kendi ülkelerine akıttılar, insanlarını köleleştirerek kişiliksiz, karaktersiz yetişmelerine neden oldular. Kimi yerleri de “kontrol etmek, etkisi altında tutmak, zarar görmemek” için kendilerine bağladılar.

Petrol hala, “sanayinin kanı, canı” olma özelliğini sürdürüyor; ta ki, yerini alacak, tutacak bir başka “sıtratejik ürün” bulunana, ya da petrol tükenene kadar bu özelliğini taşıyacak ve savaşların nedeni olacaktır.

Batı dünyasının İslam coğrafyasında 19.yüzyılın son çeyreğinden beri başlattığı ve sürdürdüğü savaşlar, işgaller, akıttığı kan, döktürdüğü gözyaşları; ayrıştırarak düşmanlık, kin, nefret duygu ve inançlarıyla yoğurduğu insanların, mezhepsel ve etnik saldırılarla hala birbirlerini boğazlamaları bu nedenledir. Nasıl bir dünya, nasıl bir inanç ve bağnazlık ki, Orta Doğulu insanlar yüz elli (150) yıldır hala akıllanamadılar, ölüyorlar, nedenlerini bilmiyorlar. “Arap Baharından(?)” beri de, milyonlarca Müslüman, ölümü pahasına da olsa, ülkesinden kaçıp “Batı Cennetine” sığınmaya çalışıyor, özgürlüğü seçiyorlar. Siyasiler, inandıkları ve konuştukları yalanlarla halkı uyutuyor, bir türlü İslam dünyasını yerlerde süründüren gerçeği (akılsızlık, bilimdışılık, teknoloji ve sanayiden yoksunluk) göstermek istemiyorlar. İstemiyorlar, çünkü, çıkarsal düzenleri bozulmasın, yarattıkları “yalan şatoları” yıkılmasın… Halkın köleliği, “köle ruhlu” oluşu sürüp gitsin, “hab-ı gafletten” uyanmasın.

Batı, “akıl, bilim, teknoloji, sanayi, bağımsızlık, özgürlük, ulus, dil, kültür, kişilik, karakter” sorunlarını çözmüş; “eğitim, öğretim” değerlerini yerleştirip “kılasikleştirmiş”, insanına her türlü olanağı sunmak için “tüm dünyayı ateş topuna” çevirmiş, ya da “pazar” yapmış. Biz hala “eşitlik, insan hakları ve erdemleri, eğitim, bağımsızlık, dil, özgürlükler, ekonomi, kültür, sanat, üretim…” sorunlarını çözüp ayaklarımızın üzerinde duramıyor, kendimizi insan yerine koyamıyor, başkalarına saldırmaktan aman bulup kendimize dönemiyoruz.

Eskiden Kuzeyden esen rüzgarlara dayanamazdık, şimdi de Doğu’dan ve Batı’dan gelen rüzgarlara karşı direnecek gücümüz yok. Çünkü canım ülkemin tüm kaynaklarını, basiretsiz, beceriksiz, kalitesiz yönetimler yüzünden “dost görünümlü düşmanlara sattık. Gümrük Birliği Antlaşması ve küresel sermayenin istekleri belimizi büktü. Ne demişlerse yaptık, ne istemişlerse verdik. Bilmedik ki, “Serbest Piyasa Ekonomisi” ülke kaynaklarını satmak, güçlü paralar, faiz ve enflasyon karşısında erimek ve yerlerde sürünmek demektir. Yerli ve milli olmak direnmek, diklenmek, yerlerde sürünmemek, ayakları üzerinde durmak, üretmek ve Atatürk’ün yaptıklarını yapmak demektir. Aklımızı başımıza toplamak, akla, bilime göre her yapılanı değerlendirmek demektir. Bilim, teknoloji, sanayi olmadan da hiçbiri olmaz; hele satmakla, gökdelen yapmakla, tünel açmakla hiç olmaz.

Akıllanmak, tarihten ders almak, bilimi, bilimsel yöntemleri kullanmak, çözüm üretmek; özeleştiri yaparak aynı yanlışlara bir daha düşmemek demektir. Kapitülasyonları yaşayan ve kaldıran bu millet hangi akla hizmet ederek “Serbest Piyasa’nın”, çok uluslu şirketlerinin isteklerine boyun eğdi ve kapitülasyonları yeniden verdi onlara?

Akıllanmak, dünyada, doğada, evrende, insanda, toplumlarda meydana gelen olay ve sonuçları merak etmek, sormak, sorgulamak, neden, niçin, nasıl... sorularının yanıtlarını bulmak demektir. Tek yalan konuşmayan bilimdir, bilimsel doğrulardır. Dikkat ediniz, sahtekarlar bilimi yalanlarına alet eder, bilime yalan konuştururlar. Onu da ayıklayacak olan yine bilimdir. / Bu gözle dünyaya, evrene, insanlara ve Türkiye’ye bakınız; kafanızın içindeki binlerce soru yanıt bulacaktır. / Siz ve Türkiye aydınlanacaktır. / Ne demişti Atatürk: “Hayatta en hakiki (gerçek,doğru) mürşit (aydınlatıcı, yol gösterici) ilimdir.” Bilim olmadan olmaz.

Barış ve esenlik dileklerimle sevgiyle kalın…