Kimi insanlar ara sıra da olsa “ak” dediklerine “kara”, “doğru” dediklerine “yanlış”, “güzel” dediklerine “çirkin” diyebiliyorlar. Çıkarları peşinden koşanlar rüzgara göre yelken açıyor, söz, tavır ve duruşlarını değiştiriyor, onlarda da ak kara, doğru yanlış oluyor.

Kimi bilgiler öznel=sübjektif, kimileri de nesnel=objektiftir. Kişisel deneyimlerden, yaşanmışlıklardan çıkarılanlar “öznel” bilgilere girer, kişiden kişiye, toplumdan topluma değişirler, görecelidirler. Kişiyi ve toplumu ilgilendirir; başka kişi ve toplumları bağlamaz.

Bilimsel=nesnel=objektif olan bilgilerse kişiden kişiye, toplumdan topluma değişmez, göreceli değildirler; ölçülebilir, kanıtlanabilir doğrulardır. Dünyanın neresine gidilirse gidilsin, değişiklik göstermezler. Her dilden, her renkten, her dinden-dinsiz de olabilir insanın tartışmasız kabul ettiği gerçeklerdir. Deney, gözlem, inceleme, araştırma, anoloji… gibi yöntemlerle, kazı sonucu ele geçen bulgu ve fosillerle kesinlik kazanırlar. Fizik, kimya, tıp, biyoloji, matematik, kuantum fiziği, nükleer fizik, nano teknolojiler, coğrafya, yer ve evren bilim, uzay bilimi, pisikoloji, sosyoloji, tarih…bu yöntem ve kazanımlarla oluşmuşlardır. Uzayın pek çok gizinin çözümü Habıl teleskopuyla başarıldı. Milimetrik hesaplarla bir araç uzaya gönderilip geri getirilebildi. Bugün bir insan ortalama yüzyıllık ömre dayanmışsa bunu bilime borçludur. Bugün bir “evrensel hukuktan”, bir “evrensel ahlaktan”, bir “ortak insanlık kültüründen” söz edebiliyorsak nesnel bilimin hakkını teslim etmemiz gerekir. Bilim sayesinde aklın algılayış özelliği o denli gelişti ki, en göreceli güzellik “kavramı” bile nerdeyse “terim” oldu; ”renkler ve zevkler tartışılır” duruma geldi, estetik-sanat artık “bilim” sınıfına girdi.

Bilgi, aklın, bilimin, dünya görüşü ve ideolojilerin beslendiği temel kaynaktır. Aklını, dünya görüşünü, ideolojisini, kültürünü bilimle, sanatla, tarihle, pisikoloji, sosyoloji, hukuk, tıp ve teoloji ile zenginleştiren insanlar, kendilerini hem düşünceye, hem de insanlara karşı çok büyük sorumluluk altında hissederek dün “ak” dediklerine, bugün “kara” deyip insanları aldatmaz, kandırmazlar. Dün “doğru” dediklerine, bu gün “yanlış” demezler, kendilerine inananları yalanla beslemezler. Dün “dost, kardeş” olanlar, birden “düşman” olmazlar. Dün Osmanlı’yı İngiliz’e-emperyalizme satanlar, sırtından bıçaklayanlar bugün de satar, “hırsız” da der, arkadan da bıçaklar, “kırk yıllık kani” çıkarları için “olur yani.” İhanet yaftasını üzerlerinden atacak dürüstlük ve namusluluğu gösteremezler.

Bilgi, nesnel olduğu için, dün ne ise bugün de odur. / Arapların Osmanlı’ya ihaneti dünya durdukça değişmeyecek, İslamiyet bile bu lekeyi alınlarından silemeyecektir. Her zaman tarihteki yerini koruyacaktır. Türk Arap’a yaklaşırken Arap’ın ihanetini bilmek ve unutmamak zorundadır. Bunun için “Türk, Arap’ın tarihinden çok kendi tarihini bilmek zorundadır.”

Bilgi üst üste yığılan ve kendi bütünlüğünü sağlayan, birbiriyle çelişmeyen, birbirini yalanlamayan doğrulardan oluşur. Düşünen insan için her doğrunun ayrı bir sorumluluğu vardır. Kimileri bilir ama “düşünmez”, sorumluluk taşımazlar. Cani, katil, ırz düşmanı, zalim “alimler” bu guruptan çıkarlar.

İster öznel, ister nesnel bilgi ve düşüncelere göre hareket edilsin, aslolan kişinin kendine, topluma, doğaya ve evrene saygısıdır. Farkında olmadan insan yanlış yapabilir. Yanlışı kabul etmek “fazilet”, yanlıştan dönmek en büyük “fazilettir. Bu açıdan bilgi ve düşünce namustur.

Bilinen doğruları, gerçekleri, “yalanla, yanlışla, hurafelerle” tersyüz etmeye kalkmak, bilgi, bilim adına insanları aldatmak en hafifinden saygısızlıktır, ahlaksızlıktır, namussuzluktur.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalın.