Yıllardır “arapsaçına” dönen bir altyapı sorunu vardı Beşikdüzü’nde. Başlayanlar yüzlerinin akıyla başarıp bir türlü bitiremediler. Kimi yerler, mahalleler, yapılmış, kimi yerler yarım bırakılmış, kent merkezine girilmemişti. Derin deşarj ünitesi tamamlanmış, rögarlar çalışmaz, kanalizasyon çekmez; yağmur, sel suları felaket yaratacak baskınlara neden olmuştu. Yolun yüksekliği suları barajlamış, kent sular altında kalmıştı. Boşaltım kanalları yapılmamış, b..lu dereler dolmuş, suyu çekecek derinlik ve genişlikten yoksun bırakılmışlardı.

Önce b..lu dereler temizlendi, iki dere üstüne baskınları önlemek için yüksek setler yapıldı. Yolları alttan aşmak için görünürde ek kanal ve behrenkler hala yapılmadı. Atatürk Lisesinin doğusundan geçen ve yeniden açılan yeraltı kanalı ne kadar etkili olur? Var olanlar Beşikdüzü’ne düşen yağmurları boşaltmaya yetmedi, bundan sonra yetecek mi? Bunca masraf hovardaca harcanmış mı olacak? Yaşarsak göreceğiz.

Dört gözle beklemiştim altyapı için Beşikdüzü’ne ilk kazmanın vuruluşunu. Üstyapı ne kadar cilalanıp güzelleştirilirse güzelleştirilsin, altyapı tamamlanmadan “köylülükten” kurtulmak mümkün değildir. Bunun için öncelikli olarak “altyapının” çözüme kavuşturulması gerekir. Yıllar yılı Beşikdüzü halkı “eve sokulmayacak boruların içinden akıtılan sularla” yemek yaptı, temizlik yaptı. Oysa patlayan, kırılan su ve kanalizasyon borularının birbirlerine “çok kötü” etkileri vardı. Beşikdüzü insanı sağlığını tehdit eden “kirli su” ile yaşamaya mecbur bırakıldı. Zaman zaman bağırsak rahatsızlıklarından ötürü yaşanılan salgınlar hastanelerde son buldu.

Altyapı demek salt kanalizasyon ve su borusu demek değildir: Elektiriktir, telefondur, internettir, doğalgazdır. Altyapı aradan yıllar geçse de toprağı bir daha kazmamaktır, üstte görüntü kirliliği yaratacak her şeyi yer altından geçirmektir. Altyapı kentte sağlıktır, güzelliktir; balkonlara çok yakın geçen eletirik tellerine temas edip ölmemektir. Kentsel ihtiyaçları yeraltında gidermektir.

Bu yaz sıcağında başladı altyapı çalışmaları. Tozu, toprağı, kirliliği, rüzgarda esip savrulan, insanın yüzüne, gözüne, saçlarına dolan kumları vardı. Yağmurda çukurları / kasisleri / kasislerde insanın üzerine sıçrayan pis suları vardı. Hizmettir, katlanmak gerek, ama hiçbir yerde nezaketen de olsa “verilen rahatsızlıktan ötürü özür dileyen”, ne belediyenin, ne de müteahhidin bir tabelasına rastlayamadık. Beşikdüzülüler bu özrü hak etmiyorlar mıydı?

İnşaatı verenlerin, yapanların Beşikdüzü’nde yaşayanlara, sokaklarda, dükkanlarda, mağazalarda işi olanlara saygısı, sorumluluğu olmadığını gördük. Mıcır döküp sermek bile çoğu zaman erinilen bir durumdu. Dağ başı yolları Beşikdüzü’nün içinden çok daha güzel kaldı. Hizmet tamam; katlanmak tamam da, bundan kazanç sağlayanların bu inşaat pisliği içinde bu halka hiç mi saygısı ve sorumlulukları yoktu?

Nasıl başlamasını dört gözle beklemişsem, şimdi de bir kazaya uğramadan bitirilmesini dört gözle bekliyorum. Ancak altyapıdan sonradır ki Beşikdüzü köylülükten kurtulup kent olacaktır.

Beşikdüzü’nün olmazsa olmazı altyapısıydı. Oteliyle vardı, otelsiz haliyle de var oldu. Pilajsız da vardı, pilajıyla da var oldu. Beşikdüzü teleferiği ile olacak, teleferik çalışmadığında da varlığını sürdürecek. Onların her biri Beşikdüzü için bir zenginliktir; onlar olmasa da olur. Ama altyapı, altyapı olamazsa olmazıdır Beşikdüzü’nün. Sel felaketi yaşanmasaydı altyapı için bu kazma Beşikdüzü’ne vurulmayacaktı.

Artık “sel baskınları olmayacak; ‘sel olacak’ kaygı ve endişesini bir daha taşımayacağız.”

Yeni döşenen su borularından Karadağ’ın mis gibi suyunu gönül rahatlığı ile kana kana, doya doya içeceğiz; çay kaynatacağız, yemek pişireceğiz, temizlik yapacağız. Bundan sonra ne yapılırsa bir anlamı olacak, Beşikdüzü bir başka değer kazanacak.

Barış ve esenlik dileklerimle sevgiyle kalın…