Haberlerin gerçek yönünü/yüzünü TV ve gazetelerde göremiyoruz. Herkes kendi habercilik anlayışı ve işine geldiği şekilde değerlendirme yapınca "amaç" kaynayıp gidiyor. Öyle oluyor ki; -özellikle yaygın basında- haberin özüne bile değinilmeden kendilerince amaçlanan/kurgulanan şekilde değerlendirme yapılıp okurlara sunuluyor.

        O zaman al sana görüş farklılıkları...

        Al sana yurttaş arasında kırgınlıklar.

        Bugün değineceğim konu  sanıyorum yaygın basında yeterince ele alınıp değerlendirilmedi. 

                                                         Xxx

        Geçen hafta içinde İstanbul'da "TBMM Milli Saraylar" tarafından düzenlenen "Sultan 2. Abdülhamid Han ve Dönemi Uluslararası Sempozyumu" kapsamında  bir de fotoğraf sergisi açıldı.

        Ev sahibi olarak TBMM Başkanı İsmail Kahraman serginin açılışında yaptığı değerlendirmede -yaygın basının yazdığına göre- şöyle konuşmuş gazetecilere:

        "- Benim köyümde, camilerde, odada, hele de kışın, soba yanar. Namaz vaktini bekliyorsunuz. Muhammediye, Ahmediye, Hz. Ali'nin cenkleri, kesik baş, hikaye-i güvercin, hikayeler, destanlar vardı. Fevkalade bir fikir hayatı vardı. Güzel bir şeydi. Şairler, şiir, edebiyat vardı. Şimdi pek yok. Şimdi renkli bir cama takılıp kalıyoruz."

        Amaaan... Ne önemli konu...

        Şimdi şu yazımı bir ziyaretim nedeniyle evden uzakta yazıyorum. Eve döndüğümde hane halkı olarak ailecek takılıp kaldığımız, zaman-zaman  da dizi izleme kavgası yaptığımız "renkli cam"ı kaldırıp pencereden aşağı atacağım!

        Çünkü hiç bir değeri yok!..

        Nasıl olsa kütüphanemde yok, alarak zenginleşeceğini düşündüğüm "Hz. Ali'nin Hayber Kalesi Cengi", "Kerem ile Aslı", "Ferhat ile Şirin", "Tahir ile Zühre" ve benzeri kitapları alacağım. Alacağım ama, kütüphanem tıka basa dolu... Okuduğum, Hasan Ali Yücel'in Bakanlığı döneminde çıkmış Doğu ve Batı Klasiklerini  ise atacağım.

       Nasıl olsa okudum.

       Alacağım yeni kitaplarımla ufkum açılır belki!

       TBMM Başkanı Kahraman, değerlendirmesini gazetenin yazımına göre şöyle sürdürmüş:

       "- Bir de kelimeleri azalttık. Lügatlerimizdeki kelimeler azaldı. Lügat dersem yeniler anlamayabilir. Sözlükteki kelimeler azaldı. Kelimeler azaldıkça meramını da anlatamazsın. Kelimeler ülkelere benzer.  Fethedersiniz  sizindir. Arapçaları, Farsçaları, İngilizceleri at. Hayır efendim. Kelimeler ülkelere benzer. Edebiyatta zaafiyete uğradık. Nerde şimdi aruz yazacak şairimiz, o kalıpları oturtacak? Biz araştıralım, mazimizi bilelim. İnsanlarımızı tanıyalım."

        Kusura bakmasınlar, ben kendileri gibi  düşünmüyorum.

        Bu kadar...