abekaroglu @ gmail.com

Geçen Sonbahar başlangıcında A Milli Futbol Takımımız Almanya Milli Takımı ile Berlin'de 3-3 sona eren özel bir futbol maçı yapmıştı. Söz konusu maçtan sonra Alman milli takımının Türk asıllı futbolcusu Emrecan kendisi ile yapılan röportajda TRT mikrofonlarına Türkçe'ye iyi derecede hâkim olmasına rağmen Almanca konuşmuştu. Ben de o zaman, röportajı yarıda kesmediler diye çok sinirlenmiş ve 'Bizimkilere Daha Çok Kızdım' başlıklı bir yazı kaleme alarak orada özetle şunları söylemiştim.

Türk asıllı Alman futbolcu Mesut Özil geçen yıl, ‘Alman milli takımını bıraktığını’ açıklamıştı. Çünkü Alman milli takımının aldığı başarısız sonuçlardan sonra sorumlu tutulan oyuncuların başında o geliyordu. O sıra Mesut Mesut Özil demişti ki, 'başarılı olunca Almanlar bu durumu kendilerinden, başarısız olunca da benden, özellikle de yabancı Türk futbolculardan biliyorlar'. Mesut Özil, vaktiyle bizim Milli Takımı değil de Alman milli takımında oynamayı tercih etmişti ki kendi seçimidir, diğergâm davranarak yani empati yaparak diyorum ki, kendisi açısından doğru bir seçim olabilir. Genç yaşlarda kendisine bu seçimde kim etkili olmuştur? Kendi özgür iradesi ile aldığı bir karar mıdır? Bunu bilemem ama durumun bu yönde olduğuna dair onun açıklamaları var. Yıllar önce Berlin'de oynadığımızı maçta, Almanya bizi 3-0 yenmiş ve Milli Takımımıza gollerin birini de Mesut Özil atmıştı. Yenildiğimiz bu maçtan sonra da kendisiyle yapılan röportajda, maalesef ki, 'Türkiye'ye gol attığım için çok mutluyum' da demişti.

Şimdi bu Mesut Özil, süper ligdeki bir takımımız tarafından transfer edildi, gayet doğaldır ve elbette ki edilebilir, ücreti de çeşitli sponsorlar tarafından karşılanmıştır, bu da; olabilir. Mesut Özil'in transferinden sonra görüntülü olarak yapılan bir röportajda konu Burak Yılmaz'a sorulmuş ve o da, 'Mesut kardeşime başarılar diliyorum, ancak bana kendi milli takımımda benimle mücadele eden ve ter döken oyuncularımızı sorarsanız; daha iyi olur' diye cevap verdi. Söz konusu bu açıklaması üzerine Burak Yılmaz'a karşı yazılı ve özellikle de görsel basında bir linç kampanyası başlatıldı. Buna karşılık olarak ben diyorum ki, Burak Yılmaz'dan yanayım. Sinirleniyorum ve diyorum ki, Mesut Özil'in Alman milli takımı adına bize gol atması eleştirilmiyor, 'bana Milli Takımımızda ter döken arkadaşlarımı sorun' diyen Burak Yılmaz eleştiriliyor. Eleştirenler, 'Mesut, Alman milli takımını seçmemiş olsaydı bu kariyeri yapamaz ve Real Madrid'e gidemezdi' diye açıklama yapıyorlar. Bence bu açıklama; yanlış ve birisinin kariyeri uğruna A Milli Takımımızı hafife almak ve değersiz görmektir. Ben konuyu böyle anlıyorum. Ayrıca Mesut Özil, imza töreninde kendisine sorulan sorulara cevaben de özetle şunları söylüyor,  'tek keşkem; Fenerbahçe'ye geç gelmektir,  Burak Yılmaz'a başarılar dilerim, umarım kendisini ve Türk Milli Takımını başarı ile temsil eder, geçmişte öyle bir karar verdim ama Alman milli takımında bir daha oynamam ve Bundesliga’ya da bir daha asla dönmem'. Bu açıklamaları; kendi düşünceleridir, güzel de sanki Almanlar kendisine yalvarıyorlar, zaten kendisinden yıllar önce vazgeçmişlerdi. Ben de tekrar ediyorum; benim için önemli olan kişi, Ay Yıldızlı Milli Forma altında yarışan ve ter döken sporcumuzdur. Şimdi ben kendi Milli Oyuncum varken, yabancı bir ulusal takımın forması ile bize gol atan futbolcuyu mu destekleyeceğim? Elbette cevabım; asla’dır. Çünkü şöyle bir ilkem var; kendi insanına inanmayan ve güvenmeyen hiçbir kimsenin başarıyı yakalaması mümkün değildir (Tevbe, 9/128). Lejyoner diye telâffuz edilen ve yabancı ülkelerde doğup sonra da o ülkelerin vatandaşı olarak o ülke milli takımlarında oynayan futbolculara, kulaklarına küpe olması için bir hatırlatma yapıyorum. Bunu da; ileride pişmanlık duymamaları için söylüyorum. Söz konusu futbolcuların unutmamaları gereken bir husus var, vatandaşlığına girdikleri ülkeler -ki kendi seçenekleridir ve elbette ben başta olmak üzere buna kimse karışamaz-; kendilerinin gençliklerinden yararlanır, işleri bittiğinde de onları kapının önüne koyarlar. Bunun için kararlarını verirlerken iyi dikkat etmelidirler, çünkü; ilerideki pişmanlık fayda vermez. Özetle; Mesut Özil'in futbolculuğuna ve alanında dünyada sayılı futbolculardan olmasına ve Fenerbahçe’de oynamasına hiçbir diyeceğim olamaz, elbette oynayabilir. Mesut Özil’in bir Türk gibi hislere sahip olarak düşünmesi, Uygur Türklerine ve Filistin’li Müslümanlara sahip çıkması da; çok  güzel.   Ben onun üstün yeteneği ile bizim Milli Takımımızda oynamış olmasını çok isterdim. Ama eleştirim sadece; onun Alman Milli Takımını seçmiş olması ve bize gol atmasının tarihe geçmiş olmasını hatırlatmamızı yanlış bulanlaradır. Yazımı şöyle sonlandırayım. Daha önce Trabzonspor’un teknik direktör tercihinin Trabzon’daki efsanelerden olması gerektiğini söylemiştim. Bu açıklamam, şayet Abdullah Avcı’ya sabır gösterilmez ise; her iki tarafa da yazık olacağı düşüncesindendi. Ancak ilk kupasını kaldırdı, kendisini kutluyorum, şehrin dinamikleri ile de bütünleşecek önemli hamlelerde bulunuyor. O’nun efsane Teknik Direktörler Ahmet Suat Özyazıcı Hocayı kasket takarak, merhum Özkan Sümer Hocayı da öğretileri ile yad etmesi; alkışlanacak eylemleridir. Umarım bu gidişat devam eder ve hasret kalınan  gerçek amaca ulaşılır…