Tırnak içindeki başlık alıntıdır. Bir kadın vekil, “İstanbul Sözleşmesi’ni eleştirirken” “kimi noktalarda çekincesi olduğunu” vurguladı. “Bu sözleşmeyi Batı Kafası hazırladı, bize uymaz” dedi. Bir kadının İstanbul Sözleşmesi’ne itiraz etmesini, karşı çıkmasını, kaldırılmasını istemesini aklım almıyor, bu şiddete davetiyedir. “Batı Kafası”, “sözleşmenin bizim topluma yabancılığını” anlatmak istiyor. Anlıyorum, ama işin aslı, ne olursa olsun “şiddete karşı çıkmaktır.” Bunu anlamıyorum.

“Batı kafası” ne demektir? Batı’nın, bir yönü anlattığı kesin. Fakat kullanacağımız “batı” sözcüğü yönün değil, doğrudan doğruya bir “uygarlığın” adıdır. Batı uygarlığının temeli “akıl, bilim, teknoloji, sanayidir; aklın, bilimin, teknolojinin, sanayinin yarattığı anlayış, çalışma disiplini ve yaşam tarzıdır.” Bu ortak paydalara sahip ülkeler ister doğuda, ister batıda, isterse kuzeyde ve güneyde olsun “Batı Uygarlığının” bir mensubudurlar. Örneğin: Japonya, Singapur…

Batı kafası, skolastik, dogmatik inanç ve düşünceleri yıkarak “akılcılığı”, deneye, gözleme, inceleme ve araştırmaya dayanarak “bilimi” yarattı. Bilimden yararlanmak için “teknolojiyi keşfetti. Sanatta, düşüncede Rönesans’ı, “dinsel uyanışmayla” reformu gerçekleştirdi. Bir sürü keşiflerle dünyayı tanıdı, icatlarda bulundu. Rasathaneler kurdu, teleskoplarla uzayın sonsuzluklarına açıldı. İnsanlığın gözünü açtı, düşüncesinin ufkunu genişletti.

XVI. Yüzyıldan itibaren “temeli din” olan üniversitelerini “dönüştürerek, müspet bilim eğitimi veren kurumlar” yaptı. Okuma-yazma bilmeyen derebeyi, “katiplerinin okur-yazarlığı” ile övünürdü. Zaman içerisinde akılcılık, bilim, eğitim ve öğretim “aydınlanmayı” getirdi. Papazları, rahipleri bile “müspet bilimin öncülerinden oldular.” Ortaçağ karanlığı ile gözleri kör olan imparatorlar, kırallar, papaların “direktiflerinin dışına çıkamadılar”, engizisyonda yargıladıkları insanları ateşlerde yaktılar, zindanlarda çürüttüler. Buna karşın bir yığın bilim kahramanı ve kurbanı Ortaçağın kanlı duvarlarını yıkmayı, çökertmeyi başardı.

Edebiyatta, sanatta, düşüncede-felsefede, hukukta, siyasette “özgürlükleri” getirdiler. Her yerde, özellikle Fıransa’da “hürriyet, adalet, eşitlik, kardeşlik” kavramları bayrak yapıldı. Köleliğe, tutsaklığa savaş açıldı. Aydınlar ve ekonomik gücü sanayiden alan “burjuvalar”, “kıralları, derebeyleri, papaları, papazları” dinlemez oldular. Çalışanın emeğini çalan kıralların “egemenliğine son veren” Büyük İhtilali gerçekleştirdiler. İktidarı, “hiçbir üretimde bulunmayan soyluların elinden” yani aristokratların-kıralların ve kıral yanlılarının elinden aldılar. Asıl yükü, ağırlığı çeken sanayiciler-burjuvalar, aydınlar, işçiler ve köylüler, yani halk cumhuriyetle kendi egemenliğini getirdi.

 

Batı kafası insanın alınıp satılmasını, arazinin üzerinde “bir mal, bir eşya” gibi görülmesini, “kıralların, zenginlerin, aristokratların, malikane sahiplerinin, toprak ağalarının, paşaların her türlü kişisel ihtiyaçlarını karşılayan” kölelik kurumunu kaldırdı ve yasakladı. Yurttaş haklarını, insan haklarını, kadın-çocuk haklarını ve temel özgürlükleri getirdi. Batı kafası bireylere ve toplumlara “kaderlerini tayin hakkını” tanıdı. Batı kafasının yaptıklarına III. Selim “şeytanın fısıltıları” dedi ve sınırlardan içeri girmesini yasaklayan “ferman” buyurdu. “Doğu”, “Batı kafasının” her yaptığı buluşa “gavur icadı” dedi, her yeniliğe, her gelişmeye ve ilerlemeye hep karşı çıktı, itiraz etti. Yelkenliden buharlıya, buharlıdan dizele geçişi, Hazarfen’nin uçuşu hep sancılıydı. Şimdi helaline-haramına bakmadan uçaktan, otomobilden aşağı inmiyor, yüzleri kızarmadan aşısından-ilacından-doktorundan şifa bekliyorlar. Bir de Batı kafası deyip küçümsüyorlar.

Batı kafası, akılcılık, bilim, teknoloji ve sanayi sayesinde yıkılmaz denilen kaleleri, dağılmaz, parçalanmaz denilen imparatorlukları ve feodaliteyi yerle bir ederek “ulusal devleti, sanayi uygarlığını-sanayi toplumunu” kurdu. Dine ve toprağa göre şekillenen toprak uygarlığının yerine, “akla, bilime ve fabrikalara göre” biçimlendirdiği sanayi toplumu uygarlığını getirdi.

Dinin ve toprağın yarattığı kültür ve değer yargılarının yerini aklın, bilimin ve makinenin değerleri aldı.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…

NOT: Bu yazı “İstanbul Sözleşmesi” kaldırılmadan önce yazıldı.