“Siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel kararları hiçbir gücün etkisinde kalmadan almak, kimsenin dümen suyuna girmeden kaynak yaratmak, temin etmek; ihtiyaçları karşılamak, yeri geldiğinde de ülke çıkarları için kendi yağı ile kavrulabilmek bilincinde olmak” demektir.

“Silah ver, kendimi savunayım; buğday ver, karnımı doyurayım; fabrika ver, üretim yapayım; baraj, hidroelektirik santrali, termik ve nükleer santral, rüzgar gülü yap enerjimi karşılayayım; otomobil ver, binip gideyim; madenlerimi, petrolümü çıkar”, hele “para ver borcumu ödeyeyim” dersen bağımsız da olamazsın, özgür de… / Kimse, kimsenin “ela gözüne, karakaşına heves ederek” bir kuruşunu dahi vermez.

Üreteceksin kardeşim, üreteceksin… Kendi toprakların üzerinde, kendi iklimin içerisinde yetişen her şeyi üretecek, toprağın altında ne varsa üstüne çıkaracak, yeni kaynaklar yaratacaksın. Ve o kaynakları fabrikalarda işleyip ihtiyaçlarını karşılayacaksın. Bu iş, ithalatla hiçbir zaman olmadı, bundan sonra da olmaz. Türkiye kapitülasyonları en ağırından yaşamış bir ülkedir.

Elin parasını “miras yedi” gibi harcayamayacaksın, yatırıma dönüştüreceksin, yavrulatıp çoğaltacaksın. Betona, eve, gökdelene gömülen para yavrulamaz: Tıpkı zamanında saraylara gömülen paraların yavrulamadığı gibi. Toprağa yatırıp üretimi artıracaksın, madenlere yatırıp fabrikalarda işleyeceksin. Sanayini kuracaksın, hayvancılığını geliştireceksin. Hem işsizliğin azalacak, hem toprak, hem fabrikalar darphane gibi para basacak. Kimseye el açmayacaksın, kimseden yardım dilenmeyeceksin. İhracatın artacak, ithalatın azalacak, ticaretin fazlalık yaratacak, dış ticaret açığı gibi bir sorunun olmayacak… “Borç ver, borcumu kapatayım” demeyeceksin, boyun bükmeyeceksin…

Bağımsız ülke, “insanını onurlu, kişilikli, alnı açık, başı dik” olarak yetiştirir, “kul, köle ruhlu” olarak yetiştirmez…/ Özgür yetişen insan asla pes etmez, hele yenilgiyi asla ve kata kabul etmez. Aklına koyduğunu mutlaka yapar, geri dönmez, vazgeçmez, coşkun seller-sular gibi çağıldayıp akar, akla, bilimsel düşünceye sonuna kadar inanır, ele avuca sığmayan deli ruhlu insanlar olurlar. Dostu, düşmanı bilirler, dünü, bugünü, tarihi bilirler; bilimi, teknolojiyi bilirler, ele güne el açmanın, yardım dilenmenin onursuzluğunu görürler… Beyinlerine, bilgilerine, becerilerine inanıp güvenirler. Bilirler ki, her girişimde “devletim beni yalnız bırakmaz, salt yandaşa el uzatmaz, ayrımcılık yapmaz, beni koruyup kollar, teşvik eder…”

Bağımsız ülke, “bağımsızlığı tehlikeye düşmüş bir ülkeye”, ister komşusu olsun, ister düşmanı, ister dünyanın öbür ucunda olsun, mutlaka maddi ve manevi yardımda bulunur, elinden tutar, ayağa kaldırmaya çalışır. / Bağımsızlık, özgürlük onurdur, namustur; insanların onurlu, namuslu yaşamaları için yapılan mücadeledir, savaşların en kutsalıdır.

Dünya ve ülke koşullarını, siyasetini bilir, salt ülke ve komşu çıkarlarının dengesine göre bağımsız ve özgür karar alır uygularsa doğrudur; başkalarının çıkarlarına göre ve özellikle onlardan alınan yardımlara göre hareket ederse tamamen yanlıştır ve o zaman bağımsızlıktan, özgürlükten söz edilemez. / Taşıma su ile değirmen dönmez. O suyu sen bulacaksın, sen çıkaracaksın, değirmenini sen çalıştıracaksın. Tarlayı sen kazacaksın, tohumunu ekeceksin. Buğdayını sen üreteceksin, ekmeğini sen pişireceksin, yerken de kimseye sormayacaksın… Çeliğe suyu sen vereceksin, demiri kesip doğrayarak sen biçimlendireceksin, markalarını yaratacaksın.

Kararları sen alacaksın. Elin ipi ile kuyuya inmeyeceksin. Akıllı, bilgili olacaksın, hiç durmadan düşüneceksin, öğreneceksin… En iyi, en yüce dostların bilen insanlar olacak… Köle ruhlu insanları bırakacaksın. Aykırı, “aklından zoru mu var” denecek derinlikte insanlara dört elle sarılacaksın… Hele yalana, dolana, aldatmaya, kandırmaya, hileye, hurdaya asla yer vermeyeceksin. Doğru, gerçek ne ise, onu bilip söyleyecek ve onu yaşayacaksın.

Bilin ki şu anda Türkiye’de “yalan, dolan, üçkağıt” dolardan daha yüksek değerde...

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalın…