Oğlun gitti yaylaya,

Yaptığın ev duruyor.

Irmakta soğuk suyun,

Aynen babam akıyor.

 

Obamızdaki evler,

Hepsi senin eserin.

Hatıra kalmış bize,

Kendi yaptığın evin.

 

Komşular yok orada,

Dünyadan göçüp gitti.

Gittim kapılarına,

Hepsi olmuş ey gidi.

 

Sordum sizi orada,

Irmakta Manuşağa.

Cevap vermedi bana,

Bir şey de bu uşağa.

 

Sordum ana babayı,

Tüylü tepe taşına,

Kazankaya başına.

Bulamadım onları,

Bak gözümün yaşına!

 

Taşların arasında,

Duvardaki Çamurda,

Evinin kapısında,

Hatıraların durur,

Çeşmenin oluğunda.

 

Ne sesler ne konuşur,

Hem cömert, hemi de mert .

Haksızlıklara karşı,

Olurdun babam çok sert.

 

O herkesin ustası,

Hemi de yardım sever.

Sorarsan ona bir şey,

Ancak o zaman sesler.

 

İyiliği çok seven,

Kendini düşünmeyen,

Hasta olsa da dahi,

Dostun işini gören.

 

Uşağım gel demeyen,

Bizleri içten seven.

Gençken gurbete giden,

Madenlerde eriyen!

 

Elli yaşında idin,

Rahmet dileriz sana.

Annem ve Mustafa'yı,

Elbet aldın yanına!

 

Kardeşlerin orada,

Hem annen hem de baban.

Yengelerin de geldi,

Bizler gelecek zaman.

 

Tam kırk iki yıl geçmiş,

Bizler sizi özledik!

Çıkar gelirsin diye,

Yolunu çok gözledik!

 

Ne yapalım canlarım,

Gözümüzden gelir yaş!

Anne yok, hem baba yok,

Yetim olduk arkadaş!

 

Asırlar geçse aradan,

Sevgi ateşi sönmez!

Ey babalar, anneler,

Hakkınız asla ödenmez.

 

Babanın ve annenin,

Değerini bilelim.

Bu dünyadan göçünce,

Biz eyvah demeyelim.

 

Arkadaşlar bakınız,

Nerde eski zamanlar!

Düşünün de bir bakın,

Hatıralar kalanlar!

 

Irmaktaki suyunun,

Etrafı olmuş yosun.

Saygıdeğer babalar,

Gününüz kutlu olsun.