Yoksa “kimler Atatürk’ü sevmez” diye mi başlamalıydım?

Hani diyorlar ya, “Sevr’i gösterip, Lozan’ı yutturuyorlar.” Hani diyorlar ya, “Batı Tırakya’yı, Musul’u, Kerkük’ü, 12 Ada’yı… neden Misak-ı Milli dışında bıraktılar?” (Onlar verdiler de, Mustafa Kemal mi almadı?) İyi, güzel de, neden 93 Harbi’ne girildi, neden Yunanistan, neden Bulgaristan, neden Eflak, Boğdan, Romanya bağımsızlıklarını kazandı değil mi? “Tüm Balkanlar, Girit, Kıbrıs neden verildi” mi deseydik yoksa? Neden Birinci Dünya Savaşında mağlup oldular, neden Mondros’u, neden Sevr’i imzaladılar? “Neden 12 Ada’yı İtalyalılara verdiler” mi deseydik, yoksa aldılar mı? Neden Mısır’dan, Arabistan’dan, Suriye’den, Irak’tan “çekildiler” mi deseydik, yoksa kovdular mı? Neden Ege, Akdeniz ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinin işgaline “izin verdiler” mi deseydik, yoksa gelip oturdular mı? Neden Pontus Rum devletinin, Ermenistan’ın ve Kürdistan’ın kurulmasını isteyen bir antlaşmanın ve işgalin altına imza koydular mı deseydik yoksa? Sorular sonsuzleyin uzar, gider değil mi? Bu soruların içinde neler yapılabilirdi de, yapılamadı? Emperyalistlerin gücü ne idi, bizim gücümüz neydi? Neden onların her istediğini Osmanlı kabul etmek zorundaydı? Neden bazı yerler Misak-ı Milli dışında bırakıldı?! Yeterli güçleri vardı da mı almadılar, yoksa emperyalistler verdi de bizimkiler mi almadı? Düşünülecek konular bunlardır.

“Sevr’i gösterip Lozan’ı yutturdular demek” kolay, ama 17 ADA’ ya, gözümüzün içine baka baka Yunan bayrağı çekilirken Lozan’a dil uzatmak hiç de akıllıca değil. Elin gözünde çöp ararken öncelikle kendi gözünüzdeki merteği görünüz. Şu tarihlerde bir sıkıntı yoksa eğer desteksiz atmayı bırakınız, akla ve bilgiye göre konuşunuz. Yalandan tarih olmaz. Gülünç oluyorsunuz. (Tarih bilen tarih öğretmez, tarihi anlatır.)

“MONDROS ATEŞ KESİ(mütarekesi): 30 EKİM 1918

SEVR ANTLAŞMASI.………………..: 10 AĞUSTOS 1920

MİSAK-I MİLLİ KARARI……………...: 28 OCAK 1920

B.M. MECLİSİ AÇILIŞI……………….: 23 NİSAN 1920

LOZAN ANTLAŞMASI………………..: 24 TEMMUZ 1923”

Atatürk’ü suçlarken düşünmek gerekir, Atatürk’ü eleştirirken bilmek gerekir. 1. Dünya Savaşı’nın bir paylaşım savaşı olduğunu, düşmanların gücünün ne olduğunu, Mondros’la Osmanlı ordularının nasıl dağıtıldığını, önemli ve değerli yerlerin nasıl işgal edildiğini, Osmanlı’nın parçalanarak Anadolu’nun nasıl paylaşıldığını, Türk’ün nasıl tarihten silinmek istendiğini, İngiliz’in, Fıransız’ın, İtalya’nın, Yunan’ın nasıl bu topraklara, hangi güçlerle yerleştiğini, bağımsızlık ve özgürlüklerin nasıl yok edildiğini… uygarlık denen tüm sanayinin silahlarını kullanan emperyalizme karşı nasıl bir savaş verildiğini, direnildiğini ve bu devletin ne korkunç şartlar altında kurulabildiğini, %2.5 okuma-yazma oranı bulunan ve tüm gereksinimini dışardan karşılayan bir toplumun bilimde, teknolojide, sanayide ne kadar geri bırakıldığını, Cumhuriyeti kuranların çağı yakalamak için nasıl çırpındıklarını görenler ancak Mustafa Kemal’i sevebilirler. İnsanı, insanlığı, tüm hak ve özgürlükleri, evrensel barışı bilenler ancak Mustafa Kemal’i anlayıp saygı gösterebilirler. Yoksa Osmanlı’nın çöküşü gibi, bilen bilir, bölüşülen Anadolu da elden gidecekti.

Din, mezhep çatışmalarındaki düşmanlıkları görüp kinin, nefretin yerine sevgiyi koyanlar; laikliği “dinsizlik” olarak algılayanların “kötü niyetini” anlayanlar; cehaleti, karanlığı, en büyük düşman olarak görenler; çıkarcılığı politika diye yutturanların ne kadar yalan konuştuklarının ayırtına varanlar; akla, bilime, teknolojiye, düşünceye, kültüre, sanata gönül bağlayanlar ancak Atatürk’ü anlayabilirler.

Çıkarlarını amaç görenler, halkın bilmesini, öğrenmesini engelleyenler; geçmişe saplanıp kalarak bugünü ve geleceği ıskalayanlar; akla, bilime, bilgiye, teknolojiye sırtını dönenler Atatürk’ü anlayamaz ve sevemezler. İnsan anlamadıklarına ve bilmediklerine düşmandır. Önyargılarını yıkarak Atatürk’ü anlamak, tanımak istemeyenler çok ucuz kindarlıklarla pirim yapmaya çalışıyorlar. Bilen takdir eder, saygı duyar. Oysa onlar, bilmezler ki, bugün hayattaysalar, bugün bir yerlere gelebilmişlerse Cumhuriyet ve Atatürk sayesindedir.

Atatürk’ü sevmek demek, aklı, bilgiyi, uygarlığı, aydınlığı sevmek demektir. / Atatürk’ü sevmek demek, bağımsızlığı, özgürlüğü, insanı, insanca yaşamayı, tüm insanlığı ve barışı sevmek demektir. / Atatürk’ü sevmek demek, ahlaklı, namuslu, doğru, dürüst olmak demektir; haktan, hakikatten, hukuktan, adaletten yana olup mücadele etmek demektir.

Bilimdışı söylemlere, dedikodulara, suçlamalara, karalamalara, çamur atmalara-bilgi, akıl ve zeka yoksa-yanıta bile gerek yok; düşman dediğin akıllı olmalıdır...

İnsan sevmediğini görmek, dinlemek, okumak istemez, anlamaya da çalışmaz.

Okumak, araştırmak, öğrenmek dileğiyle…