Yükseliş dergisinin ilk sayısı 29 Ekim 1950 tarihinde çıkmış. Derginin sahibi ve Yazıişleri Müdürü, Behzat Baruönü’(şimdi rahmetli)dür. Şair-yazar Behçet Kalaycı’nın büyük destek ve katkı verdiği, öykülerinin yayımlandığı dergi, ilk başyazısında “... irtica karşımıza anamız kılığında da karşımıza çıksa kıyasıya savaşmak azmindeyiz. Atatürk devriminin koruyucusu ve devam ettiricileri olarak çalışacağız...”, “..Yükseliş, bütün devrimci gençliğin öz ve ortak malıdır.” diyerek tavrını ortaya koyar. Dergide: Behzat Baruönü, İ. Behçet Kalaycı, A. Turgut Etingü, Nazmi Şener, Ömer Faruk Beğenir gibi yerel yazar ve şairlerin yanında Adnan Ardağı, Dr. Cahit Tanyol ve Halil Soyuer’in adları da görülür.

“Atatürk’ü yıpratmaya çalışanlar, O’nu, diğer ölüler safında görerek, korkusuzca hücuma geçenler, hepimizde birer parça halinde yaşadığını unutuyorlar. Gene unutuyorlar ki, biz O’nu mukaddes bildiğimiz şeylerden sayıyoruz.” (Yükseliş, Aralık-1950-Zonguldak)

“Gazetelerin her günkü sayılarıyla türlü misallerini verdikleri inkılap ve Atatürk düşmanlığının fiiliyata dökülen tahripkarlığı apaşikârdır. Vatandaşlarda haklı bir endişe başlamıştır. Memleketin şurasında burasında heykeller kırılıyor, şeyhler, müritler türüyor, tekkeler açılıyor. Mukaddes Allah ve din kavramları piyasa metaı haline getirilip, vicdanlar tedirgin ediliyor.” (Yükseliş: 22 Nisan 1951, Sayı:4-5-Zonguldak)

*****

Zonguldak’ta yayınlanan Yükseliş dergisinin sayfalarından alındı yukarıdaki cümleler belirtildiği gibi. Ne zaman yazılmış bunlar Yükseliş dergisine sorusunun yanıtı: 1950-51 yıllarında. Kim yazmış bunları? Bu cümleleri dergiye İ.Behçet Kalaycı yazmış..Kaç yıl geçmiş aradan? Yuvarlak hesap, 60 yıl.. İ.Behçet Kalaycı(şimdi rahmetli ), benim Çaycuma ortaokulundan öğretmenim. Sonrası meslektaşım, aynı binada üst kat komşum, öğretmen ağabeyim olmuştur.

Unutmayalım, dergi Atatürk’ü kendine rehber edinerek. 29 Ekim 1950 tarihinde çıkmış. Ama aynı yıl yapılan seçimlerde Demokrat Parti büyük bir çoğunlukla iktidara gelmiştir. Dergi yayın hayatına başladığında Behzat Baruönü 23, Behçet Kalaycı da 28 yaşındadır. Günümüzden 60 kadar yıl önce dönemin aydın gençleri, yaşanan politik ortama rağmen korkusuzca çıkardıkları derginin daha ilk sayısında ”Tek öncü ve önder Atatürk” düşüncesi ile “..Atatürk devriminin koruyucusu ve devam ettiricileri olarak çalışacağız...”, diyerek, “irtica ile sonuna kadar savaşmayı” görev olarak algılıyorlar!..

*****

Gelelim günümüze.. Artık günümüzde Atatürk’e saldırılar tek kanaldan değildir!. Gerici, sağcı, solcu görünümlü saldırılar, artık uluslararası güçleri de arkalarına almışlardır. Bütün hesap Atatürk’ü yıpratmak, yok etmektir. Sadece Atatürk mü? O’nun kurduğu şanlı orduyu da her sebeple yıpratmak, toplum içindeki saygınlığını yitirmesini sağlamak birinci görevleridir. Çünkü Ordu’nun Cumhuriyeti kollama ve koruma görevi de ortadan kaldırılmış olacaktır. Ancak, o zaman üniter devlet çökertilebilir, bu topraklar üzerinde etnik kökenli devletçikler oluşturulabilir.

Bu acımasız saldırılar bilindiği gibi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, şanlı ordumuzu, devletimizin “demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti” düzenini hedef alarak yapılıyor. Atatürk’ün ölüm gününde bazı siyasi partiler bayrak asma, bu bayrağı yarıya indirme saygısını bile ne yazık ki gösteremiyorlar!..Üstelik “Bu günün diğerlerinden ne farkı var!” diyerek, Kürt Açılımı, sonra Demokratik Açılım, daha sonra Milli Birlik Projesi adı verilen gündemi uygulamaya sokabiliyorlar. Bütün bunları Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “demokratik, laik” ortamında yapıyorlar. Hem de bir çok sözlerinin başında Atatürk’ün adını anarak!.. Ne diyordu Tevfik Fikret “..Kanun diye kanun diye kanun tepelendi..”

Özellikle yakın tarihimizin çeşitli sayfaları; olaylar gerektiğince incelenmeden, sebep ve sonuçları tahlil edilmeden, kendilerince çarpıtılma amaçlı nedenler oluşturularak, adeta bir hesaplaşma içine girercesine ortaya konuluyor. Halkın bu tür yayınlardan olumsuz etkilenmesini tahrik edercesine sanki “ne koparırsak kârdır” mantığı ile yapılıyor. Amaç, Atatürk’ü ve orduyu yıpratmak, halkın gözünde değer ve saygınlığını yitirmesine yol açmak.. Oysa; her araştırmada, her

soruşturmada “en güvenilir kişi ve kurum” sorulduğunda halkımız Atatürk’ü ve orduyu gösteriyor. Bu durum ülkemiz üzerinde hesapları olan yakın ve uzak merkezleri önemli ölçüde rahatsız ediyor.

Onun için ABD ve AB ülkeleri; “Atatürk’ün resmini devlet dairelerinden ve okullardan kaldırmalısınız” önerilerini fütursuzca getirebiliyorlar. ”Atatürk’ü ortadan kaldırmadan uniter devlet yapısından kurtulamazsınız” diyebiliyorlar. Türkiye’nin devlet yapısı bozulduğunda -ki ABD ve AB yerli işbirlikçileri ile bunun için büyük uğraş vermekte- elbette Sevr Antlaşması günlerine dönmemiz sağlanacak. Yani ülkemiz iyice güçten düşürülerek, yabancı devletlerin parsellemesine hazır bir konuma getirilecektir. Kurtuluş savaşı öncesindeki durum ne ise, işte o ortam yaratılacaktır.

*****

Gazi M.Kemal, Büyük Nutuk’un başında ne diyordu:

“1919 yılı Mayısının 19'uncu günü Samsun'a çıktım. Vaziyet ve manzara-i umumiye: Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı'nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş'ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı'na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa 'nın başkanlığındaki hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı. Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta... “

ABD ve AB ülkeleri ile Batı; ülkemizi işte bu durumdan kurtaran Yüce Önder Atatürk’ü, tarihimizden, yüreğimizden ve beynimizden silmek için durmadan usanmadan kapı-baca kollamakta, yerli işbirlikçileri ve kalemşörleri ile amacına ulaşmaya çalışmaktadır. Çünkü Orta-Doğu’da güçlü bir Türkiye hiçbirisinin işine gelmemektedir. Çünkü Türk ulusu, gücünü ve inancını; düşman çizmelerinden kurtuluşunu sağlayan, Batı kültürü ve uygarlığına yönelerek kalkınma yolunu açan Atatürk’e ne kadar bağlı olduğunu her ortamda onurla göstermektedir.. Anlayamadıkları ve kavrayamadıkları nokta burasıdır. İşte bu nedenle Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye ve Türk insanı için, önemli bir kimlik ve kişilik olarak her geçen gün daha da büyümektedir.

Çünkü UNESCO kararı ile;

Olağanüstü bir devrimci,/ Sömürgecilik ve emperyalizme ilk yumruğu indiren lider,/ Dünya ulusları arasında karşılıklı işbirliği anlayışı,/ Sürekli barışın kurulması için olağanüstü bir örnek,/ İnsanlar arasında hiçbir renk, din ve ırk ayrımı gözetmeyen,/ Bir uyum ve işbirliği çağının doğması için inançlı,/ Her zaman barış, uluslararası anlayış ve insan haklarına saygılı,

Ve TÜRK ULUSUnca ;

“Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti“ olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurduğu,/ Yaptığı devrimlerle Türkiye Cumhuriyeti halkını bütün anlam ve biçimiyle çağdaş bir toplum haline getirmek için büyük uğraş verdiği, / Batı kültürü ve uygarlığını geçmesi için Türk ulusunun elinde ve kafasında müsbet bilim meşalesini yaktığı, / ülkesine bilim ve akıl yolundan yürümelerini vasiyet ederek, donmuş kalıplar bırakmadığı için,

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK; hepimizin yüreğinde ve beyninde; bilgiyle, bilinçle, sevgiyle, saygıyla, bağlılıkla yaşamaktadır. İnanıyoruz ki, bu onurlu duygu ve düşünce hiç eksilmeden sonsuza kadar devam edecektir.. (Bu yazı ilk 17 Kasım 2009’de yayımlandı)