Tarih, kendi topraklarından çıkan büyük kahramanlarına dinsel-siyasal ve başka ideolojiler nedeniyle saygı duymayan, vefa göstermiyen, okuyup-öğrenmiyen toplumların, tarih sahnesinde ilerleme sağlayamadıklarının örnekleriyle doludur.

Türk toplumu; dağdan kırdan gelen, aşiret reisleri, tarikat şeyhleri hacı-hocalarla, bir avuç subay ve okumuş insanla yeni bir Meclis kuran, yeni kurduğu ordularla savaşarak vatan kazandıran, yapılan devrimlerle ülkenin yüzünü Doğu’dan Batı’ya döndüren başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve O’nun en yakın dava ve silah arkadaşı, savaş alanında ve laik Cumhuriyet ve demokrasi mücadelesinde büyük hizmetleri olan İsmet İnönü’nün değerli hatıralarına her zaman saygılıdır.

Kutsal dini değerleri kullanarak halka kendilerini farklı tanıtan, bu yolla ticarette ve siyasette güç edinen, ama her zaman Atatürk’e ve laik Cumhuriyet’e düşmanlık besliyen kişi ve gruplar, ülkemizin temel direği bu iki kahramanı hep görmezden gelmişlerdir. Kendileri yok sayınca, herkesin de yok saydığını sanmışlardır. Bu bakar körler, tarih sayfalarında adları her zaman övgü dolu sözlerle anılan komutan, devlet adamı, ülke yöneticisi değerlerimizi yok saydıklarını sanırken, onları tanıyan ve bilen tarih ve diğer ülkeler önünde gülünç duruma düştüklerinin de farkında değillerdir ne yazık ki..

Atatürk’ü bütün dünya, büyük komutan, devlet adamı ve devrimci önder kişiliğiyle biliyor. İsmet İnönü ise Atatürk’ün düşüncelerinin uygulayıcısı, komutan, devlet ve siyaset adamı kimliğiyle tanınıyor. Bu yazıda “adı anılmağa değer görülmeyen” ve Zonguldak’taki anıtında “Bir ülkede namuslular, en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça orada kurtuluş yoktur” sözü bulunan İsmet İnönü’yü tanımağa çalışacağız.

LOZAN’da İSMET İNÖNÜ

Çanakkale savaşlarında Atatürk cephede, İnönü ise Genel Kurmay Harekat Dairesi’nde Şube müdürüdür ve sürekli haberleşmektedirler. Kurtuluş Savaşımızda ise Atatürk Başkomutan, I. ve II. İnönü savaşları galibi İsmet İnönü ise Batı Cephesi Komutanı’dır. Ülke yönetiminde ise Atatürk Cumhurbaşkanı, İsmet İnönü Başbakanıdır.

Türkiye’nin kaderinin çizildiği Lozan görüşmeleri sırasında İsmet İnönü ile Lord Curzon arasında çok sert tartışmalar yaşanır. İsmet İnönü ile İngiliz Lord Curzon sık sık karşı karşıya gelirler.

Lord Curzon :“Aylardır müzakere ediyoruz. İstediklerimizin hiçbirini alamıyoruz.Biliniz ki, geri çevrilen isteklerimizin hepsini cebimize atıyoruz. Yorgun ve yoksul bir ulussunuz. Ülkeniz yıkık. Yarın, bunları onarmak ve kalkınmak için, bizden yardım isteyeceksiniz.(ABD temsilcisini işaret ederek) para bende, bir de O’nda var. O zaman cebimizdekileri çıkarıp birer birer önünüze koyacağız.”

İsmet İnönü : “Biz haklıyız. Lozan’da hakkımızı mutlaka alacağız. Bugün biz bunları alalım. Şayet yarın kapınıza gelirsek, siz de dilediğinizi yaparsınız.”

Lozan antlaşması imzalanırken İsmet İnönü' ye diğer imzacılarınkinden daha basit bir koltuk konunca İnönü, "Benim koltuğum da onlarınki gibi olmayınca imzalamam" der. Ve bu konuda ısrarcı olur. Sonunda İnönü'ye de diğerlerinin koltuğundan bulup getirirler. Bu gerçekten devletinin itibarını gözeten dik ve onurlu bir duruştur.

Şimdi şu haberi bir kez daha okuyalım:

“İsrail'den Türkiye'ye 'alçak koltuk' ayıbı” (SABAH Haber Sitesi, 13.1.2010)

İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı, nezaket ziyareti yapan Tel Aviv elçimiz Çelikkol'u kendisinden alçakta bir koltuğa oturttu. İsrailli yetkili Ayalon, Çelikkol'un elini sıkmadı, odada bayrak da yoktu. Ve ayıp oturma biçimini İbranice anlattı.

İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon'un, kendisine nezaket ziyaretinde bulunmaya gelen Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'un elini sıkmaması, alçak bir koltuğa oturtması kriz yarattı. (Haberin ayrıntıları gazetenin sitesinden okunabilir)

Toplantıda, Türk elçisinin daha küçük ve basit bir sandalyede oturmayı kabullenmesi, buna göz yumanlar, bu iki haberi de birkaç kez daha okumalılar ve düşünmeliler.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA

Türkiye’nin, 2.Dünya Savaşı’nda takip ettiği temel politika, Mihver ve Müttefik devletlerin Türkiye’yi kendi taraflarına çekmek için yaptıkları baskı politikasını uzlaşı ile atlatma çabası olmuştur. Savaşın başlaması ile iç ve dış ticaret durgunlaşmış, Türkiye’nin ekonomik sorunları büyümüş, üretim düşmüştür. Üretici kesimin silah altına alınması bu durumda etkili olmuştur.

Türk ordusu savaşın hızla gelişmesi ile seferberlik durumuna geçmiş, her an savaşa girecek şekilde bir saldırı karşısında hazır durumdadır. Türkiye, görüşmeleri ustalıkla sürdürmüş, ilişkileri soğutan taraf olmamıştır. Diğer taraftan aktif tarafsız ülke konumunu görüşmeler sonrasında da savaş süresince muhafaza etme iradesini göstermeyi başarmıştır. Türkiye’yi savaşa sokma gayretlerine karşı baskılara direnilmiş, ülkenin egemenlik hakkı korunmuştur.

VESİKALI EKMEK DÖNEMİNDE

İkinci Dünya Savaşı’nın kıtlık günlerinde ekmeğin vesika ile dağıtıldığı, İsmet İnönü’nün halkın yediğinden farklı özel bir ekmeğin masaya geldiğini görünce, onu yemeyerek kaldırttığını Erdal İnönü şöyle anlatır:

"Bir gün yemeğe başlarken kim olduğunu hatırlamadığım birisinden özel bir ekmek geldiği söylenerek, güzel görünüşlü değişik bir ekmekten hepimize birer parça koyuldu. Babam önündeki ekmeğin her günkünden farklı olduğunu görünce kaşlarını çattı ve ’Nedir bu, nereden geldi?’ diye sordu. Bir tanıdığın gönderdiğini, resmi dağıtımdan alınan undan yapıldığını ve usule aykırı bir durum olmadığını anlattılar. Babam bu açıklamadan tatmin olmadı, ’Kaldırın bunları, herkesten farklı işlem kabul etmem’ dedi ve özel ekmekler derhal toplandı."

CHURCHİLL’in İNÖNÜ’ye MEKTUBU

Çanakkale Savaşları sırasında İngiliz Hükümeti’nde Bahriye Nazırı olarak görev yapan ve İtilaf Devletleri açısından başarısızlıkla sonuçlanan Gelibolu Harekatı’nı planlayan Winston Churchill, İsmet İnönü ile 2. Dünya Savaşı sırasında yakın ilişki kurmuştu. Bu kez İngiltere Başbakanı olarak görev yapan Churchill, Türkiye’yi savaşa sokma amacıyla dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile Adana ve Kahire’de bir araya gelmişti. Churchill, 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerin ardından CHP’nin muhalefete düşmesi nedeniyle 31 Mayıs tarihinde Londra’dan İnönü’ye şu mektubu göndermişti:

General İnönü'ye Aziz Generalim, Londra 31 Mayıs 1950

Her ne kadar benim Türk politika işlerine karışmaklığım doğru olmayabilirse de Türkiye'nin alın yazısına başkanlık ettiğiniz uzun devrenin kapanmış olduğunu, şahsen büyük üzüntü duyarak, okumuş bulunuyorum.

Bana öyle geliyor ki, tarih, general olarak kazandığınız zaferlerden başka, Türk Cumhuriyeti'ni, İkinci Dünya Savaşı'nın vahim tehlikeleri içinden nasıl sıyırıp geçirdiğinizi ve aynı zamanda, Mustafa Kemal tarafından sert mücadelelerle kurulmuş olan liberal ve gelişmiş hükümet sistemini nasıl muhafaza ettiğinizi hayranlıkla yazacaktır.

Dostça ve zevkli olan görüşmemizi daima hatırlarım ve politika sahnesinden şimdiki çekilişinizde size en iyi dileklerimi yollarım.

Pek samimiyetle sizin

Winston S. Churchill