Avrupalı siyasetçi ve tarihçilerin de belirttiği gibi Çanakkale Savaşları, 1. Dünya Savaşı’ının en önemli savunma savaşlarından biridir. Çanakkale Savaşları’nın mağlubu ama, 1. Dünya Savaşı galibi İngiltere Başbakanı Lloyd Corç, savaş sonrasında kabinesinde eleştirilere yanıt verirken şunları söyler:”Dünyaya her yüzyılda bir dahi gelir. Bu yüzyılın dahisi Mustafa Kemal Anadolu’da dünyaya geldiyse, bizim elimizden ne gelir.” . Türk askeri Çanakkale’de dünya tarihine  geçen bir büyük savaş destanı yaratmıştır. Şehit, kayıp, hastalıktan, açlıktan ölenlerle birlikte yitirdiğimiz 250 bin civarında şehit, hastalıktan ölen ve kayıp asker, Türk tarihinin en onurlu sayfasında yerini almıştır.

Çanakkale savaşlarının kuşkusuz en öne çıkan komutanı ise, savaşın en can alıcı safhasında  “Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum” diyebilen Mustafa Kemal’dir. Bütün Avrupa, Mustafa Kemal’in büyük bir komutan olduğunu bu savaşlar sırasında görür, kabul eder. Mustafa Kemal, 19. fırka komutanı ve yarbay rütbesi ile katıldığı Çanakkale Savaşlarından sonra Kolordu komutanı olarak Diyarbakır’a atanır, bu bölgede Muş ve Bitlis’i Rus işgalinden kurtarır, Kurtuluş Savaşı başında ise genç bir generaldir.

*****

Ulusal Kurtuluş Savaşımız başlı başına bir büyük destandır. Türk ulusu, Çanakkale savaşlarının “Sarışın Paşası”  öncülüğünde, yurdumuzun düşman çizmelerinden kurtuluşunu sağlamış, Batı kültürü ve uygarlığına yönelerek kalkınma yoluna girmiştir. İşte bu nedenle Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye ve Türk insanı için önemli bir kimlik ve kişilik olarak her geçen gün daha da büyümektedir.       

Çünkü  UNESCO tarafından 1979 yılında, Atatürk’ün 1981 yılındaki doğumunun 100. Yılı nedeniyle 152 ülkenin oybirliği ile yapılan değerlendirmeye göre;

Olağanüstü bir devrimci,

Sömürgecilik ve emperyalizme ilk yumruğu indiren lider,

 Dünya ulusları arasında karşılıklı işbirliği anlayışı,

 Sürekli barışın kurulması için olağanüstü bir örnek,

 İnsanlar arasında hiçbir renk, din ve ırk ayrımı gözetmeyen, 

Bir  uyum ve işbirliği çağının doğması için inançlı, 

Her zaman barış, uluslararası anlayış ve insan haklarına saygılı

 bir kişiliktir.

Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bütün dünya insanlığına seslenen, onları din, dil, ırk, renk  ayrımı gözetmeden kucaklayan şu sözlerine de bir göz atalım.

-“İnsanları mutlu edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak, insanlıktan uzak ve son derece üzüntü verecek bir sistemdir. İnsanları mutlu edecek tek yol, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddî ve manevî gereksinimlerini temine yarayan hareket ve enerjidir. Dünya barışı içinde insanlığın gerçek mutluluğu, ancak bu yüksek ülkü yolcularının çoğalması ve başarılı olmasıyla mümkün olacaktır.” 1931 (Atatürk’ün S.D.1I, s. 273)

-“İnsanlığın yöneleldiği fikir hareketi, er geç başarılı olacaktır. Bütün mazlum milletler, zalimleri bir gün yok edecek ve ortadan kaldıracaktır. O zaman dünya yüzünden zalim ve mazlum kelimeleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir toplumsal duruma erişecektir.” 1922 (Atatürk’ün S.D.11, s. 29)

-"Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum. İstiklal ve hürriyetine kavuşacak olan çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşu, şüphesiz ki ilerlemeye ve refaha yönelik olacaktır. Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen başarılı olacaklar ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk, din, ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı hakim olacaktır." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri) (Atatürk’ün Bütün Eserleri, cilt 26, Kaynak Yayınları, sayfa 144)

  *****

 Ve BÜYÜK ATATÜRK Türk Ulusunca;

İşgal edilmiş Anadolu topraklarını, çok olumsuz koşullara rağmen büyük bir savaşla düşman işgalinden kurtararak özgür ve bağımsız bir ülke kazandırdığı,

Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti“ olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurduğu,

Yaptığı devrimlerle Türkiye Cumhuriyeti halkını bütün anlam ve biçimiyle çağdaş bir toplum haline getirmek için büyük uğraş verdiği,

Batı kültürü ve uygarlığını geçmesi için Türk ulusunun elinde ve kafasında müsbet bilim meşalesini yaktığı,  

Ülkesine bilim ve  akıl yolundan yürümelerini vasiyet ederek, donmuş kalıplar bırakmadığı için, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Hepimizin yüreğinde ve beyninde; bilgiyle, bilinçle, sevgiyle, saygıyla, bağlılıkla yaşamaktadır.    

İnanıyoruz ki, bu onurlu duygu ve düşünce hiç eksilmeden  sonsuza kadar devam edecektir..

*****

Bu gün küçükten büyüğe toplumumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyor? Yaptığı işleri ne kadar anlıyor veya kavrıyor? Bu gerçek Türk ulusuna ve çocuklarına gereği gibi anlatılıyor, öğretiliyor mu?

Atatürk, savaş alanlarından gelen muzaffer bir komutan kimliğiyle, yeni bir devlet ve toplum yaratmak düşünce ve kararlığıyla, büyük bir hızla ilerleyen dünya uygarlığına ancak çağdaş bir devlet ve toplum yapısıyla ayak uydurabileceğimizi görebilmiştir. Onun için de, “En hakiki mürşit ilimdir” demiştir. “İlimden başka yol gösterici aramak sapkınlıktır, aymazlıktır” diyerek de çağdaş yolu göstermiştir.

Atatürk Cumhuriyeti’nin en büyük amacı çağdaş  bir toplum yaratmaktı.  Cumhuriyet, Osmanlı döneminde, dinsel duyguları kullanarak biat kültürü ile  kul haline getirilen  toplum  yerine, temel hak ve çıkarlarına sahip çıkan “yurttaşlık bilinci”yle hareket eden bireylerden oluşan bir toplumu  öngörmüştür. Onun içindir ki Medeni Kanun’la kul, yurttaş edilmiştir.

Bu anlayışı Büyük Atatürk’ün şu sözlerinde görebiliriz. “Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz  devrimlerin yegane amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını bütün anlam ve biçimiyle çağdaş bir toplum  haline getirmektir. Devrimlerimizin temel ilkesi budur..” (Kastamonu: 30 Ağustos 1925)

Bu anlayışa göre önce kafalarımızın içi aydınlanacaktır. Hurafelerin, uydurma dinsel öğretilerin yerini, yeni ve çağdaş bilgiler alacaktır. Onun için 10. Yıl Söylevinde Atatürk, “Türk milletinin elinde ve kafasında tuttuğu meşale müsbet ilimdir” demiştir.

Ulu Önder aynı zamanda, dış görünüşümüzle de çağdaş olmamızı öğütlemiştir. Bizleri, daha çok  birbiriyle kavgalı, dinsel dayatmalarla halkları baskı altında tutulan Orta-Doğu toplumlarının çağdışı giysilerinden kurtararak, Batılı tarzda giyinmemizi ve toplum içinde yer almamızı istemiştir.

*****

“Laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti” olan ülkemizde Din işlerini yönetmekle görevli ve Atatürk döneminde kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı  “Çanakkale Savaşları” ve “Şehitler Günü” ile ilgili hutbelerinde Atatürk’ün adını anmıyor!. Bu gaflet ve dalalet içinde olma haliyle bazı gruplar ve kişiler de Atatürk’ü red ve inkar havasındalar. Genel basında ve sosyal medyada örnekleri yazılıp çiziliyor.

Atatürk’ün büyük kişiliğine, devlet adamlığına, komutanlığına, ülkesi için yaptıklarına, yol gösteren, aydınlatan sözlerine önem ve değer veren bu yabancı ülkelerin bakış açısına göre; “Atatürk yüzyılın lideri”dir ve Norveç’te  darda zorda kalındığı zamanlarda “Atatürk gibi düşünmek”  diye bir deyimin kullanıldığı belirtilmektedir.