28 Nisan 1984 tarihinde İran-Tahran Büyükelçiliğimiz de görevli sekreter Şadiye Yönder’in eşi İşadamı Işık Yönder, evden işe giderken eşinin de bulunduğu araç seyir halindeyken, evlerine yakın bir noktada Ermeni terör örgütü ASALA’nın motosikletli teröristleri tarafından pusuya düşürülür ve bu kalleş saldırıda hayatını kaybeder.

Bu olaydan sonra, 1984 yılında Zonguldak Belediye Meclisi kararıyla Asala şehidi Işık Yönder’in adı evlerinin bulunduğu bu caddeye verilir. Zonguldak Bahçelievler Mahallesi sınırları içinde bulunan Site bölgesini baştan sona bağlayan bulvarın adı “Işık Yönder Caddesi”dir.

             IŞIK YÖNDER KİMDİR?

            1937 yılında Zonguldak’ta doğan Işık Yönder, M. Çelikel Lisesini bitirdi. Bir süre Şeker Sigorta’da çalışan Yönder, Tahran Üniversitesi’nde sigortacılık öğrenimi yaptı. Hayatının son 13 yılını Tahran’da geçiren Yönder, AEG, Işıklar Holding ve ENKA Holding kuruluşlarının İran temsilciliğini yapıyordu.

Aynı zamanda başarılı bir sporcu olan Yönder’in eskrim ve dağcılık dallarında başarıları bulunuyor. Işık Yönder, Zonguldak’ta futbol, basketbol ve tenis olmak üzere sporun birçok dalında forma ıslatan Daryal Yönder’in de ağabeyidir.

Yönder, işadamı olarak bulunduğu Tahran’da Büyükelçiliğimizde görevli eşi Sadiye Hanım’la otomobille işe giderken, 28 Nisan 1984 tarihindeki kalleş Asala saldırısında kafasına aldığı tek kurşunla ağır yaralanmış, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmiş, Asala şehitleri arasına adı yazılmıştır.

        “TAHRAN’DAN KEDERLİ HATIRALAR”

O yıllarda Tahran Elçiliğimizde görevli ve kendisi de saldırıya uğrayan Hasan Servet Öktem  -@t24.com.tr’ ye 28 Mart 2018 tarihinde yazdığı  “Tahran'dan Kederli Hatıralar” başlıklı yazısında Işık Yönder’in katledilmesi konusu ile ilgili şu bilgileri verir.

“1 Mayıs 1984 tarihinde,  dönemin başbakanı merhum Turgut Özal’ın Tahran’ı ziyaret edeceği günün sabahında Ermeni teröristler bir daha saldırdılar. Eşi, büyükelçiliğimiz sekreteri sevgili Sadiye Yönder’i sefarete getirmek üzere arabasıyla kırmızı ışıkta beklerken,  işadamı arkadaşımız Işık Yönder,  kafasına isabet eden tek kurşunla şehit edildi.

            Saldırı ertesinde, 10 gün Türkiye’de kaldım, büyük korku yaşayan ailemi, dostlarımı yatıştırdım. Dışişleri Bakanlığının arkasında isim bırakan müsteşarlarından büyükelçi Ercüment Yavuzalp beni kabul etti. Görevimi Tahran’da sürdürmemin sakıncalı olacağını, daha güvenli bir başkente gönderileceğimi söyledi. Tahran’dan ayrılmamın görevden kaçmak şeklinde yorumlanabileceğini, saldırıları yaşayan mesai arkadaşlarımı yalnız bırakmak istemediğimi ifadeyle, İran tayinimi tamamlamayı tercih ettiğimi kaydettim. Büyükelçi Yavuzalp’in görev anlayışıma dair sitayişkar sözleri Dışişleri koridorlarında birkaç yıl konuşulduktan sonra unutuldu, rafa kaldırıldı, bir daha hatırlanmadı. Tüm Türkiye’de her yıl 19 Eylül tarihinde resmen kutlanan gaziler gününde dahi dikkate alınmadı.

İran makamları, bize yapılan saldırılara karışan Ermeni çevrelere dair hiç bir bilgi vermedi, notalarımızı cevapsız bıraktı. O dönemde Tahran’ı bir kaç kez ziyaret eden Dışişleri Bakanı rahmetli Vahit Halefoğlu’nun tüm ısrarlarına rağmen İran Dışişleri ülkesinde teröre karışan çevreleri korumayı tercih etti.

İran’daki görevimi 1985 Eylülünde tamamlayarak Ankara’ya döndüm. Görevli olduğum dönemde İran-Irak savaşı devam ediyordu. Türkiye savaşta aktif tarafsızlık politikası izleyerek iki komşusuyla da arasını iyi tuttu. Savaşan taraflara kesinlikle silah ve mühimmat satmadı, insani yardım konusunda öne çıktı. Tahran ve Bağdat’ daki Irak ve İran büyükelçilikleri kapatılınca, Türkiye sözkonusu başkentlerde savaşan iki ülkenin menfaatlerini koruma görevini üslendi. Bu hassas misyon o dönemde bölgede Ülkemize gösterilen itibarın kanıtı olarak algılandı.

İran’daki görevimin kazandırdığı ilgiyle, bu ülkedeki iç dinamikleri, dış politika gelişmelerini yakından takip etmeye devam ettim. İran’ın Türkiye’ye daima rakip olarak baktığını,  İslami rejimin ilkelerinin yayılmasında bir engel oluşturduğunu değerlendirdiğini izledim. İran İslam Cumhuriyeti fazla güvenmediği komşusu Türkiye ile PKK terörizmi konusunda işbirliğine sıcak bakmamış, Türk firmalarına ihale vermekten nedense kaçınmıştır. Yıllar sonra Küba’daki görevim sırasında (2012-2016) Latin Amerika’ya hitab eden uluslararası İran televizyon kanalının (Press Tv) Suriye iç savaşında Türkiye’yi karalayan iddialarını ısrarla tekrarladığına,  defalarca, şaşırarak ve sinirlenerek şahit oldum.

Şehit edilişinin 34. Yıldönümünde (2019’da 35.), arkadaşımız Işık Yönder’in aziz hatırasını saygıyla anıyorum. Işık ve Sadiye Yönder’in  Tahran’da yaşadıkları evin yakınlarındaki bir sokağa veya bir parka onun adının verilmesi çok isabetli ve insani bir jest teşkil edecektir, bu  umudumu korumak istiyorum.

İran makamları 1984 yılına ait karanlık dosyaları tozlu raflardan indirmeyi düşünürler mi? Bizim nezdimizde bu dosyanın hiç bir zaman kapanmayacağını bu yıldönümü vesilesiyle Tahran’daki yetkililerin dikkatlerine bir kez daha getirelim.”

 ANISIYLA ONUR DUYUYORUZ

Ben Işık Yönder’i bir-iki defa Stadda gördüğümü anımsıyorum. Ama kardeşi Daryal Yönder’i M. Çelikel Lisesi’ndeki ilk yıllarımızda voleybol, basketbol, futbol takımlarının “as oyuncusu” olarak biliyorum. O yıllarda Çelikel’in spor takımlarında Rahmetli Beden Eğitimi öğretmenimiz Can Polat Pamay’ın da gayretleriyle Zonguldak’ın en ünlü sporcuları yer alıyordu.

Ermeni Asala örgütü militanlarının İran/Tahran’daki kalleş tuzağında can veren Işık Yönder genelde ülkemizin, özelde Zonguldak’ın anısıyla onur duyduğu değerli bir evladıdır.  Zonguldak bu değerlerini, tanımalıdır, unutmamalıdır.

Bu eli kanlı Asala teröristleri ne amaçla eşini işyerine getiren bir insanı, tuzak kurup öldürürler. Diğer elçilerimize yapılan saldırıları gözönüne getirdiğimizde “Türk” oldukları için diyebiliriz. ABD Senatosu, Ermeni Asala canilerinin bu çirkin, kanlı yüzlerini de görebiliyor mu acaba?

Tüm Türkiye’de her yıl 19 Eylül tarihinde “Gaziler ve Şehitler Günü”nde Zonguldak’ın değerli evladı IŞIK YÖNDER’in anısının yaşatılması, unutulmaması, içten dileğimizdir.