İtalyanlar, Tırablusgarp savaşı sırasında 12 Ada’yı işgal ederken, Abdülhamit’in Haliç’te çürüttüğü donanmanın bırakınız savaşa sürülmesini, adaların savunmasına gitmesini, yerinden dahi hareket edemeyişini sorgulamıyorlar da, hiçbir araştırma yapmadan, işin aslını öğrenmeden, “İtalyanlar 12 Ada’yı verdi de İsmet Paşa almadı” diyebiliyorlar. Tırablus hadi uzaktaydı, 12 Ada neredeydi? Osmanlı’nın bu çaresizliğinin ve atıl kalışının nedenini Atatürk’te mi arayalım, İnönü de mi, yoksa Lozan’da mı? II. Abdülhamit onca yenilgilere ve toprak kayıplarına karşın, savaş gemilerini Haliç’te neden çürütmüştür, hiç araştırıp soruşturdular mı?

“Sevr’i gösterip Lozan’ı yutturdular” diyenler, “Misak-ı Milliyi gerçekleştiremediler” diye eleştirenler, “Lozan Zafer mi, Hezimet mi” diye kasıtlı soranlar Türkiye’yi o kadar düşünüyorlarsa Yunanistan’ın işgal ettiği 18 adayı neden görmezden ve duymazdan geliyorlar?

Siyaset yalandan ve tahrif edilmiş gerçeklerden beslenir.

Ankara Antlaşması da 12 Ada yalanı gibidir: Gerçeği öğrenmek için kitap, ansiklopedi, kütüphane araştırması yapamıyorsanız yapacağınız tek iş Gogul’a “1926 Ankara Antlaşması’nın tam metni” yazıp tıklamaktan ibarettir. Göreceksiniz ki, 18 maddenin hiçbirinde İngilizler Türkiye için, “zorunlu haller ortaya çıktığında Irak’a müdahale eder, Musul ve Kerkük’ü 82. ve 83. iller olarak Türkiye’ye katar(!)” diye yazmamışlardır.

Ankara Antlaşması’ndan “Irak’a müdahale etmek” düşüncesini çıkarmak, okuduğunu anlamamak, ya da özel kasıtla Türkiye’yi savaşa sokmak için kumpas kurmak demektir. 18 Maddenin hem orijinali, hem de Türkçeleştirilmiş metni vardır. Aralarında müdahaleyi ima eden bir sözcük dahi yoktur. Amaç Türkmenlerin hakkını korumaksa, yalana neden gerek duyulsun ki? Hangi koşul altında olursa olsun Türkmenlerin hakkı korunur ve savunulur. Ordunun başına çuval geçirenlere karşı susanlar bu işte inandırıcı olamıyorlar.

Nereye üzülüyorum biliyor musunuz? Tarihçiler susuyor, konuşmuyor, yazmıyor ve ortalığı “kasıtlı olarak” bilgi kirliliği yaratan şarlatanlara bırakıyorlar.

Tartışılacaksa, konuşulacaksa, suçlu aranacaksa Osmanlı’nın Musul’u (Kerkük, Erbil, Süleymaniye) “savaşmadan”, “Payitahtın emriyle” İngiliz’e nasıl “verildiği” tartışılsın, konuşulsun; Haliç’te çürütülen donanma tartışılsın konuşulsun. Ankara Antlaşması’na hangi zorunluluklarla nasıl gelindiği anlaşılsın.

Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler. Kötü ve ucuz mal piyasayı esir alır. Kirletilmiş bilgi, bozulmuş bilgi siyasetin ve yalaka basının desteğiyle gerçek bilgiyi ve düşünceyi örter, gizler, saklar, kovar; insanları uyutur.

“Abdülhamit döneminde bir karış toprak verilmedi”, “İtalyanlar 12 Ada’yı İnönü’ye verdiler de İnönü almadı”, “1926 Ankara Antlaşması’nda Türklerin Irak’a müdahale hakkı vardır” yargıları kasıtlı, kötü amaçlı, yalan bilgilerdir. İnsanları bir süreliğine oyalasa, aldatsa, kandırsa, uyutsa da, bu, sonsuza kadar sürmez.

Tarihini bilmeyenlerden ne siyaset, ne de devlet adamı olur; olsa olsa yalancı olur.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalın…