tonyahaber @ hotmail.com

2016 yılının sonunda Türkiye gündemini meşgul eden anayasa değişikliğinin, 2017’de de gündemden düşmeyeceği görünüyor.

AKP’nin MHP yönetiminin desteği ile gündeme getirdiği, ‘Türk tipi başkanlık’ olarak da nitelenen anayasa değişiklik teklifi TBMM Anayasa Komisyonu’nda kabul edildi. Ocak ayında TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek.

AKP’li vekillerin gözü kapalı imzaladığı, ne olduğunu bilmeden boş kâğıda imza atarak Meclis’e sevk ettiği teklifin üç maddesi komisyonda döküldü.

Dökülen ilk madde, vekillerin kendi koltukları ile ilgili. Yedek milletvekilliği önerisi…

Vekillerin kendi koltukları için duyduğu endişe, Cumhuriyet için duyulmadı ne yazık ki…

Anayasa değişikliği teklifi, adı ne yazılırsa yazılsın “Başkanlık sistemini” getirmeyi hedefliyor.

Dünyanın değişik ülkelerinde başkanlık sistemi yok mu, var...

ABD hariç, başkanlık sistemi ile yönetilen ülkeler üçüncü ligde bile değil. Ortalama kişi başına düşen ulusal gelir 6 bin doların altında.

Parlamenter sistemle yönetilen ülkeler ise birinci ligde… Demokrasinin, insan haklarının, hukukun üstünlüğünün, adaletin öne çıktığı ülkeler bunlar.

Hiç mi hata yok parlamenter sistemde?

Var da, en az hata… Düzeltilmesi mümkün olan ve gittikçe geliştirilebilen bir sistem.

Ya başkanlık?

Adı üstünde, tek adam yönetimi.

Siyasal islam anlayışının 14 yılın sonunda topluma sunacağı tek şey RTE’dir. Bu yüzden Başkanlık sistemi halka dayatılmaktadır.

Konuyu tarafsız bir analizle değerlendirelim:

Çoğumuz, konuyu RTE’ye göre yorumluyoruz.

Bırakın RTE’yi; başka birinin başkan olduğunu varsayalım.

Yürütme, yani hükümet Meclis’in denetiminde değil, başkanın emrinde…

Yasama, yani Meclis, yetkileri alınmış, kuşa çevrilmiş; ha var, ha yok…

Yargı, yapılacak atamalarla başkanın arka bahçesi…

Yasama, yürütme ve yargının bir kişinin kontrolünde olmasına demokrasi mi diyorsunuz?

Benzerleri var önümüzde.

Nere mi? Sayalım:

Katar, Bahreyn, Suudiler, Mısır, Suriye, Irak…

Siz, biraz da Latin Amerika’dan, Afrika’dan, Uzakdoğu’dan ekleyin listeye.

Durumlarına bakın; bir tanesinde bile huzur var mı?

Çoğu kan gölüne dönmüş.

Bir parça araştırın görürsünüz:

Başkanlık sisteminin uygulandığı kimi ülkelerde yolsuzluk, otoriterlik, tanıdık kayırma, diktatörlüğe araç olma ve çoğulculuk karşıtı uygulamalar her zaman gündemde…

Önerilen anayasa değişikliğinde, Meclis’in başkanı denetlemesi sadece kâğıt üstündedir. Buz üzerine yazılmış yazı gibidir. Uygulanması ve sonuç alınması güçtür.

Başkanın, bir siyasi partinin genel başkanı olması ise daha da vahimdir.

Seçimlerde Başkanın partisinin daha az oy alması ve Meclis’te muhalefete düşmesi, ülke yönetimini kilitler, kaosa sürükler.

Nereden bakarsanız bakın, 141 yıldan beri demokrasi için atılan adımlar, özellikle 94 yaşındaki Cumhuriyet’in sağladığı kazanımlar, bir kalemde süpürülmüş olacak.

Ocak ayı içinde TBMM’de görüşülüp iki kez gizli oyla oylanacak Anayasa değişikliği teklifinde vekiller nasıl oy verecek bilmiyoruz.

Sokağa düşen tartışmalar bile vekillerin onurunu yaralar niteliktedir.

Özgür iradesiyle oy kullanacak vekilden, zarfa koymadığı iki pulun istenmesi, gizli oylamanın ruhuna terstir. Vekili baskı altında tutmaktır, adam yerine koymamaktır.

Vicdan sahibi vekillerin iradelerini baskı altından kurtaracağına umudumuz var.

Okyanus ötesine aklını kiraya verenler, devletin uçağı ile Meclis’i bombaladı. Bombalar sadece Meclis’in duvarlarını hedef aldı. Anayasa oylamasında aklını kiraya vereneler ise Meclis’in kendisini hedef alır.

Teklif, Meclis’te 330 oyu bulursa, sıra seçmene gelecek.

Referandum, Türkiye’nin varlık-yokluk sorunudur. Nereye benzemek isteyeceğiz?

Partisi ne olursa olsun; laik, demokratik Cumhuriyet’e, Atatürk ilkelerine bağlı her yurttaşın vicdani sorumluluğunu yerine getirmek için elini taşın altına koyması gerekir.

Referandumun temel söylemi HAYIR olmalıdır.