tonyahaber @ hotmail.com

Bilinen sözdür:

“Hukuk, örümcek ağına benzer; güçlüler deler geçer, zayıflar takılır kalır.”

Hukuk karşısında güçlerin eşit olması adaletin gerçekleşmesini sağlar.

Adalete giden yol hukuktan geçer.

Hukuku oluşturan, yasalardır.

Yasa koyucu, ne kadar adil yasa hazırlarsa, adalet de o oranda gerçekleşir.

Geçen ay Meclis’ten koşar adım bir yasa geçti.

Seçim Yasası’nı değiştiren, kamuoyundaki adıyla “ittifak” yasası…

Seçimler için yeni bir düzenleme getiriyor yeni yasa.

Yüzde onluk seçim barajı korunuyor. Yüzde 9,99 oy alan parti seçim barajını aşamıyor.

Ama yüzde bir oy alan parti, ittifak içindeyse ve ittifak yüzde onu aşmışsa onun için baraj sorunu yok.

Al sana adalet!...

Böyle adaletin yeme de yanında yat…

1946’da başlayan çok partili yaşam süresince pek çok seçim yasası uygulandı. Temsilde adaleti öne çıkaran dönemler olduğu gibi, adaletten uzak uygulamalar da oldu.

12 Eylül’ün ardından hazırlanan yüzde on barajlı sistem, güçlüye hizmet etti sürekli.

Şimdi de adaletsiz sistem biraz daha bozuldu.

Bundan ayrı olarak 16 Nisan 2017 halkoylamasının sonuçları YSK’nin şaibeli uygulaması ile insanlarda bir güven yitimine neden oldu.

Siz kime oy verirseniz verin, önemli olan oyların sayılması…

1946’daki “açık oy, gizli sayım”dan daha beter hale mi geliyoruz?

Yeni seçim yasası ile 2019’daki seçimlere gidilecek.

Bu yönüyle 2109 seçimleri, özellikle Cumhurbaşkanı seçimi, ülkenin geleceğini belirleyecek.

Yerel seçimlerde seçilen adaylar, başarılı olmazsa bir dönem sonra değiştirilebilir.

TBMM’de yer alacak vekillerin yeni sistemde bir gücü yok. 600 vekil yerine 1600 vekil olsa ne yazar!...

Milletvekilleri, matematikteki “etkisiz eleman” durumunda.

Bütün yetkiler, “tek adam”ın elinde toplanacak.

Hükümet, Meclis dışından alınacak bakanlardan oluşacak. Meclis, bütçeyi kabul etmese de sorun yok. Tek adam yönetimindeki hükümet, istediği bütçeyi yapar, Meclis devre dışı kalır.

Kanun Hükmünde Kararnamelerle ülkeyi gül gibi(!) yönetirler.

İşte tam da burada, 2019 seçimlerinin önemi ortaya çıkıyor.

Önümüzde, iki seçenek var.

Üçüncü bir yol yok…

Birinci yol, tek adam yönetimi ile Cumhuriyetin değerlerinden uzaklaşacak, Ortadoğu ülkelerinin benzeri bir ülke konumuna evrilmek…

İkinci yol, yeniden parlamenter demokratik sisteme dönmeyi öne çıkarmak…

Demokrasinin, adaletin, insan hak ve özgürlüklerinin korunup geliştirildiği bir sistemin yeniden kurulması, geleceğimizin olmazsa olmazı…

Türkiye, iki kutba ayrılmış.

Barışın, hoşgörünün, huzurun kurulması ikinci yolun başarısından geçiyor.

16 Nisan’ın “hayır bloku”na yeniden iş düşüyor.

Hem de 16 Nisan’dan daha sıkı…

Cumhuriyet değerlerine bağlı, adaletten, insan haklarından, eşitlikten… yana olanlar, bir kez daha ülkenin geleceği için mücadele etmek zorunda.

Muhalif kesimin “ama, fakat, lakin, ancak…” demeden ortak mücadele ve dayanışma içinde olması şart.

Doğru olan, ülkenin geleceğini kurtarmak ise, korkulardan kurtulmak, doğru olanı uygulamak siyasetçinin görevi olmalı.

“Bizim için şöyle derler” endişesine kapılmak, baştan kaybetmektir.

Başarı, birlikte hareket etmekten geçer.

Ülkesini ve geleceğini düşünenlerin yapması gereken budur.

Önemli olan bir nokta da şu: 16 Nisan akşamında olduğu gibi yeni bir YSK darbesine karşı alınacak önlemler de baştan belirlenmeli.