tonyahaber @ hotmail.com

Bir seçim daha gelip geçti.

Rüzgar gibi geldi, rüzgar gibi sonuçlandı.

Elli günlük koşuşturma bitti.

Her zaman olduğu gibi geride sonuçların tartışılmasını bıraktı.

Her siyaset erbabı sonuçtan yağ çıkarmaya çalıştı.

Herkes başarılı…

Sinekten yağ çıkmaz ki!...

Siyasetçi çıkarır, hem de tonlarca, siz de inanırsınız.

Belki de inanır gibi davranırsınız, zülfü yâre dokunmamak için…

Zaten “kral çıplak” derseniz, boyunuzun ölçüsünü de alırsınız.

Zaman geçer, gündem değişir, konuşulacak pek çok şey çıkar önümüze.

Unutur gideriz…

Türkiye, gündemi sık değişen bir ülke zaten. İsterseniz istediğiniz gündemi yaratır, toplumu onun çevresinde fırıldak gibi döndürürsünüz.

Şu, cambaza bak örneği var ya, tam da bize uygun.

Siz cambaza bakadurun, elin oğlu malı götürür bu arada…

Hep öyle olmadı mı?...

“Çok memolar terhis oldu” siyaset meydanından.

Biri gitti, öteki geldi.

Gelen gideni arattı.

Siz olduğunuz yerde yaşamla, geçim derdiyle, gelenle, gidenle mücadele ettiniz.

Yaşam sürdükçe, mücadele de sürecek. Ayakta kalabilme mücadelesi, bu kaçınılmaz bir gerçek.

Dolar inecek-çıkacak. Ama hep çıktığı düzeyde yerleşecek.

Siz, benim dolarım yok ya, bana ne diyeceksiniz.

Benzin, mazot fiyatları artacak…

Siz, benim arabam yok ya, bana ne diyeceksiniz.

Siz, yine fırından ekmeği alırken gramajının düştüğünden bazen haberiniz olacak, bazen de olmayacak…

Ama götürdüğünüz ekmeğin küçüldüğünü yetmeyince fark edeceksiniz.

Ben her zaman beş liralık alıyorum, diye vurdumduymazlığınızı sürdüreceksiniz.

Domatesin, hıyarın fiyatı yükselince, üç kilogram yerine iki kilogram alacaksınız, yine de şükredeceksiniz.

Soğanın, patatesin zamlanmasını fıkralara konu edecek, güleceksiniz.

Mutfak tüpüne, elektriğe zam gelince bir iki kez homurdanıp unutuvereceksiniz.

İlacınızdaki, muayenenizdeki katılım payı artacak, çok da önemli değil, benim de o kadar katkım olabilir diyeceksiniz.

Devlet hastanesindeki doktorunuz özel hastaneye transfer olunca arkasından gideceksiniz, oh doktorumu yine buldum diye sevineceksiniz.

Yakınlarınızdan bir şehit olduğunda, ötekileri de gönderirim diye devlete bağlılığınızı ifade edeceksiniz.

Sizin gibi düşünmeyene selam vermekten, bir çay içimi sohbet etmekten uzaklaşacaksınız.

Yıllar geçecek, bütün bunları size yaşatanlar önünüze gelecek, sizden oy isteyecek; elleriniz patlayıncaya kadar alkışlayacaksınız.

Sonra da:

“Allah hayırlısını nasip etsin!” diye dua edeceksiniz.

Allah’ın size verdiği aklı hiç kullanmadan, kafatasının içinde paslanmaya terk ederek, beyninizi hiç yormayarak sürdürdüğünüz yaşamda, siz hayırlının ne olduğunu, kim olduğunu bile fark edemeyecek duruma gelirsiniz.

Atı alan Üsküdar’ı geçer, belki Bolu’ya varır siz uyanıncaya kadar…

At, deyince bir fıkra anımsadım.

“Olacak O Kadar Televizyonu” adlı programın ustası Levent Kırca’yı bilirsiniz. Yaşamı, sorgulamakla geçen, 2015 yılında kaybettiğimiz güldürü ustası…

Levent Kırca, başrolünü oynadığı bir oyunun heyecanlı bir sahnesinde, rol gereği seçim gezisine çıkacak. Uşaklarına:

“Hemen atımı getirin!” diye seslenir.

Sahnenin hemen önünde oturan karşı partiden bir aday biraz da alay ederek seslenir:

“Eşek olsa olmaz mı?”

Kırca sakin sakin rakibine bakar:

“Neden olmasın!” der, “Haydi buyurun!”

Bu ay, siyaset yazmaya hiç niyetim yoktu, okuyunca baktım ki bal gibi siyaset yazısı olmuş…