Karayolu ile Tatvan’a gidiyorum. Askerim. 1970-71 olmalı. Tanımadığım, bilmediğim, ancak kitaplarda okuduğum coğrafyaya büyük bir merakla bakıyorum. Muş ovasındayız. Ne büyük bir ova. Ekilip biçilse Doğu Anadolu doyardı herhalde. Otobüs bir yolcuyu indirmek için durdu. Koyu renk paltolu, sakallı, şapkalı, köylü bir adam indi. Yanımdaki genç, “Bizim Şıhtır” dedi. Yanıt vermedim ama bir kez daha baktım. Zira ömrümde ilk kez bir şıh/şeyh görüyordum. Yanımdaki genç, “Bu Şıh uçar” dedi. Bu kez ben, “Uçarken gören var mı?” diye sordum. Genç hırçın bir ses tonuyla, “O uçarken görünmez, Cuma günleri Mekke’ye bile uçarak gider gelir.” diye yanıtladı. Bu arada otobüs yeniden hareket etti. O sırada arkamdan biri “boş verin” der gibi omzuma dokundu.

Camdan tarafa döndüm ilgimi kestiğimi göstermek için. Ama aklıma taa ortaokul yıllarımda okuduğum kitaptan bir cümle geldi. Kitap meşhur İranlı/Acem palavracı Meşhedi’nin maceralarını anlatıyordu. Diyordu ki Meşhedi: “Bizde öyle müezzinler vardır ki, Tahran’da okur, Mekke dinler ezani!..” Şu işe bakın ki, Tahran-Mekke arası 2.500 kilometre civarında imiş. İnsan sesinin gücü nedir ki? Sanırım elli-yüz metreye bile ulaşmaz.Meşhedi iyi palavra sıkmış doğrusu!..

*****

Şimdi bir NASA’dan bir de bizden birer haber okuyalım:

Birinci haber: Voyager görüntüleme ekibinden Carl Sagan, Voyager 1’in 1990 yılında Dünya’ya 6.4 milyar kilometre uzaktan çektiği ve “Soluk Mavi Nokta” adını verdiği fotoğrafın arkasına: “O nokta burası. Yuvamız. O, biziz.” diye yazar. “Dünya, engin bir sahnenin çok küçük bir parçası”diye de yazı içinde ekleme yapar. Yazı daha uzun ama bunlar da anlatıyor isteneni.

Voyager 1 uzay aracı, NASA tarafından fırlatıldığı 5 Eylül 1977’den bu yana 20 milyar* kilometreden fazla yol aldı. 2013 Eylül ayında NASA tarafından yapılan’ açıklamaya göre de, güneş sisteminden tamamen ayrılarak yıldızlararası alana girdi.

Voyager 1’in üzerinde bulunan altın kaplama plakada; Güneş Sistemi’nin bulunduğu yer ile dünya üzerindeki dillerden oluşan elli dokuz farklı selamlamanın yanı sıra, balinaların şarkıları, bir annenin doğmuş bebeğine ilk sözleri, yeni aşık olmuş bir kadının beyin dalgaları gibi kayıtlar da bulunuyor. NASA, tüm bunların bir milyar yıl yaşayacağını hesaplıyor. Günün birinde de, Dünya dışındaki başka canlılara ulaşabileceğini.

14 Şubat 1990’da NASA, asli görevini tamamlamış ve artık Dünya’dan epeyce uzaklaşmış olan Voyager 1’e yeni komutlar yollayarak Güneş Sistemi’ndeki tüm gezegenleri fotoğraflamasını sağlamış.

İkinci haber: "Çalışmalarımız sonucunda ben (Dr. Mesut Yılmaz) , Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Osman Selam, Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Varol Keskin ve Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü'nde doktora öğrencimiz İbrahim Özavcı ile beraber Jüpiter benzeri bir Güneş dışı bir gezegen (Öte-gezegen) keşfettik. Türk bilim adamları ilk defa bir gezegen keşfetmiştir. Bunun gururunu ve mutluluğunu yaşıyoruz." Keşfedilen gezegen Jüpiter'in 1,5 katı büyüklüğünde ve üzerinde yaşam olma ihtimali yok. (Bu haber 2017 yılına ait sanırım).

*****

Birinci haber bilimin ulaştığı noktaları göstermesi açısından çok önemli. Yoz-yobaz dincilere göre Allah’ın işine karışmak, günah işler falan!.Halkımızın okutulmamış, cahil kalmış bir kesiminin gerçek-dışı dinsel söylemlerle kandırıldığı, insanın uçabileceğine inandırıldığı, dinsel cezalar korkusuyla susturulduğu, bastırıldığı süreçlerden geçiyoruz.

Ama insan beyninin ufuklarını açtığınızda, değil Ay’a, sonsuz bucaksız Uzay’a, yeraltı ve yerüstü noktalara bile gidebildiğini, inceleyebildiğini, bütün bulguları gönderebildiğini görüyoruz. İnsan aklının bu işi yapacak araçları da üretebildiğini öğreniyoruz. Voyager 1’in üzerindeki kayıtlarla birlikte bir milyar yıl yaşayabileceği de hesaplanabiliyor.

İkinci haber ise bizim bilim adamlarımızın uzaydaki önemli bir keşfini duyuruyor. Türk bilim adamlarının ortak bir çalışma ile ilk kez bir gezegen keşfinde bulunduklarını, üstelik bunun güneş-dışı ve Jübiter benzeri bir gezegen olduğu bildiriliyor.

Bunlar, insan aklının ve bilimin gücüdür.

*****

Aslında bizler çok şanslı bir milletin mensuplarıyız. Neden derseniz; Ömrünün yarısı savaş alanlarında geçmiş, Çanakkale savaşlarının “Sarı Paşası”, yurdunu, devletini ve milletini korumak için “Ulusal Kurtuluş Savaşı”nı zaferle sonuçlandırmış; sonrasında ülkesini ve insanını geliştirmek ve ilerletmek için devrimler yapmış Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi büyük bir öndere sahibiz. Ve bu büyük önder bizlere “Hayatta en hakiki mürşit bilimdir, fendir.” diye yol gösteriyor. Üzerinde kayıtlı her şeyi milletine armağan ettikten sonra miras olarak da; “Benim manevi mirasım bilim ve akıldır” diyerek, köşkler, saraylar, banka hesapları, büyük topraklar, fabrikalar değil, “bilim ve aklı” işaret ediyor.

Şimdi O’nun ışıklı, aydınlatıcı, yol gösterici sözlerinden bazılarını okuyalım ve mutlaka günümüz koşullarında bir kez daha düşünelim:

· Dünyada her şey için, yaşam için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. Bilim ve fennin dışında yol gösterici aramak aymazlık, bilgisizlik, doğru yoldan çıkmışlıktır.(1924 ;S.D. II )

· Gözlerimizi kapayıp, yalnız yaşadığımızı varsayamayız. Ülkemizi bir çember içine alıp dünya ile ilgilenmeksizin yaşayamayız. Tersine gelişmiş, uygarlaşmış bir ulus olarak uygarlık alanının üzerinde yaşayacağız: bu yaşam ancak bilim ve fenle olur. Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız. Bilim ve fen için sınır ve koşul yoktur. (1922; S.D. I )

· Fikirler anlamsız, mantıksız, boş sözlerle dolu olursa, o fikirler hastalıklıdır. Aynı şekilde sosyal hayat akıl ve mantıktan uzak, faydasız, zararlı ve birtakım inançlar ve geleneklerle dolu olursa felce uğrar. (1922)

· Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz. İlerlemede geleneklerin kayıt ve şartlarını aşamayan milletler, hayatı, akla ve gerçeklere uygun olarak göremez. Hayat felsefesini geniş bir açıdan gören milletlerin egemenliği ve boyunduruğu altına girmeye mahkumdur.

· Taassup cahilliğe dayanır. Bundan dolayı taassubu olan cahildir. İlim mutlaka cahilliği yener, o halde halkı aydınlatmak lazımdır.(Taassup: Herhangi bir delile, belgeye dayanmadan, bir fikre körü körüne bağlanmak.)

· Ben, manevî miras olarak hiç bir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır.