Hep düşünürüm ve sorarım: Kimi ukalalar kadının giyimi kuşamıyla, saçıyla, tokasıyla, kocasıyla, çevresiyle, oturması kalkmasıyla ilgilendikleri kadar / çalışmasıyla, sosyal hayatın içinde yer almasıyla / hakları, özgürlükleriyle, onurlu kişilikli, sağlam karakterli, inanılır, güvenilir olmasıyla / ayakları üzerinde durmasıyla / çağı algılayacak biçimde bilgili, kültürlü yetişmesiyle,/ gördüğü şiddetle,/ evde, sokakta, iş yerinde yaşadığı sorunlarla / uğradığı taciz ve tecavüzle neden ilgilenmiyorlar?

Kadının dış görünüşünü-Araplaştırmak diyemedikleri için-“dinle” ilişkilendirerek başının açıklığını, dizaltı ya da dizüstü eteğini, derin göğüs görüntüsünü “bunlar ahlaksız, bunlar f..,, o…” diye en aşağılayıcı sıfatlarla tanımlamaya kalkıyorlar. Hızlarını alamıyorlar, hiçbir hakları, hukukları olmadıkları halde, eylemleriyle doğrudan doğruya suç işlemelerine karşın, kendilerini “yetkili kılarak” sokağın, mahallenin, dinin, ahlakın, namusun bekçiliğini yapıyorlar. Sokakta, otobüste, minibüste, parkta saldırganlaşıyor, darp ediyor, terör estiriyorlar. Kimse onlardan insan haklarına yapılan bu saldırının hesabını sormuyor, sonra da “adalet var” diyorlar.

Sadece kadının saçı, eteğiyle ilgilenen bu namus, ahlak bekçilerinin, kadının sokak ortasında dayak yerken, bıçakla doğranırken, kurşunla taranırken, evde, iş yerinde uğradığı şiddete kayıtsız kalırlarken kadına sahip çıktıklarını, koruyup savunduklarını gazetelerde ne okudum, ne de televizyonlarda izledim, gördüm. Onlar için başı açık, eteği kısa, özgür, kişilikli kadın “hunharca, gaddarca, zalimce öldürülmüş”, hiç önemli değil. Zaten bu canavarlığı yapanlar, kadının saçına, eteğine bakarak hüküm verenlerdir. Kendi kafalarındaki adaleti hiçbir vicdani sorumluluk duymadan, hak hukuk tanımadan uygulamaya kalkanlardır.

Bir kadının şiddete uğraması, hunharca, gaddarca, zalimce öldürülmesi mi ahlaklılıktır, yoksa başının açık, istediği gibi, özgürce düşünüp giyinmesi mi? / Bir kadının darp edilmesi, her gün, her fırsatta suçlanıp aşağılanması, bağırılıp hakaret görmesi mi ahlaklılıktır, yoksa hiç kimseye bir zararı dokunmayan başının açık olması, istediği gibi giyinip yaşaması, kendi özlük haklarını kullanması mı? Erkeğin kafasında kurguladığı fanteziler mi ahlaksızlıktır, yoksa, kapalı bile olsa “beni tahrik etti” dediği kadın mı ahlaksızdır? Ve neden “erkeğin kafasındaki duygulardan, düşüncelerden, fantezilerden” kadın sorumlu tutulur?

Bir vali görevi ve başarısıyla değil, “din içerikli(!)” pisuvar çıkışıyla günden yaratması mı ahlakidir, yoksa kadının dış görünüşüyle ilgilenip ahkam kesmesi mi? / Bilimden nasibini alamamış bir profesörün “bu millete tüm kötülükler okumuşlardan geliyor” diyerek “okumayı, öğrenmeyi” aşağılaması mı ahlaksızlıktır, yoksa kadının saçı ve eteği ile ilgilenmesi mi?

“Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz” ın doğruluğuna inanırken, yanmaz kefen(!)satan, okula gitmediğiyle övünen, “cahili cühela” bir hoca(?)çıkıyor, “azap melekleri sizi yargılamaya götürürken ‘ben Nakşibendi Tarikatının Halidi kolundanım derseniz’ sizi serbest bırakırlar” diyor. Bu adam, kanal bu kanal gezdirilerek halkla buluşturulabiliyorsa, İslamiyet’e “salyangoz satmaktan” daha ağır bir “hurafe” yüklüyorsa, “hak geldi, batıl zail oldu” ayetini umursanmıyorsa, bundan daha büyük ahlaksızlık mı olur? Çocukların cinsel tacize ve tecavüze uğramasına susuluyorsa, “altı yaşındaki kız çocuğuna nikah kıyılır” diye fetva(?) veren hocaya karşı yer yerinden oynamıyorsa, 10-14 yaş gurubu çocuklarını “anne(!) yapabiliyorlarsa, bunlar ahlaksızlık, namussuzluk olmayacak da, kadının açık başı, kısa eteği mi ahlaksızlık olacak? Öz kızına cinsel iştiha duyup abdestinin bozulup bozulmayacağını soran, karısının “boş düşüp düşmeyeceğini” araştıran babaya, anasının dizinden tahrik olan “evlada” “sapıktan” başka hangi adı verebilir ki? Bunun etekle, bunun saçla başla, bunun ahlakla ne ilgisi var? Bu, düpedüz kafa ile, beyinle ilgilidir ve hastalıktır, IŞİDciliktir ve bunları korumak, sahip çıkmak, en az onlar kadar “hasta olmaktır.”

Ahlakın evrensel kuralı “sana yapılmasını istemediğini, sen de başkalarına yapma”, “kendini başkalarının yerine koyarak düşünüp hareket etmedir.” Hangi dinden, hangi ırktan, hangi renkten ve dilden olursa olsun insanlığın temel ahlaksal ilkesidir bu. Kendini birilerinin yerine koyup düşünemeyenler, kendileri için istediklerini başkaları için de istemeyenler-sözü gevelemeye gerek yoktur-insan bile değillerdir.

Ahlak kadının saçıyla başıyla, eteğinin boyuyla uğraşmak değildir. Ahlak yasal yollarla hırsızları, vurguncuları, soyguncuları yakalayıp cezalandırmaktır. / Ahlak tacizcilere, tecavüzcülere, IŞİDCİ gibi şiddet uygulayıcılara, kadına terör estirenlere, insan haklarına-kadın haklarına saldıranlara, kadını ezenlere demokratik yolları kullanarak göz açtırmamak, nefes aldırmamaktır. / Ahlak, fakirin, fukaranın, garibin, kimsesizin, zavallının haklarını korumak; çalanlara, yiyenlere, gasp edenlere basın-yayın yoluyla ve tüm sivil toplum kuruluşlarıyla direnmek, karşı koymak demektir. / Ahlak, “namus” deyip namussuzluk yapanlara, “ahlak” deyip elin karısında, kızında, malında, mülkünde gözü olanlara karşı durmaktır. / Ahlak, toplumda, iyiden, güzelden, doğrudan, hoşgörüden, sevgiden, dostluktan yana tüm güzelliklere sahip çıkmaktır. / Ahlak, yabancı sözcük sağanaklarına karşı Türkçeyi korumaktır. / Ahlak, emperyal güçlere direnmek, karşı durmak demektir. / Ahlak saygıyı, sevgiyi dil, din, ırk, kültür ve mezhep farkı gözetmeksizin tüm insanlığa yaymaktır. / Ahlak tüm insanlığı bir görmektir.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalın…