Beceriksizliğin, hünersizliğin karşılığı aşağılanmaktır geri kalmış toplumlarda. Görev verirsiniz, süreç sonunu beklersiniz. Hayal kırıklığına uğrarsınız. Öyle ya; az mı hayal kurulmuştu başarılı sonuç üzerine...
        Köylü kardeşlerimiz bilirler, kuluçka olan tavukların altına "yedi çift, bir tek" yumurta konur. Kuluçka tavuk; diğer horoz ve tavuklarca rahatsız edilmemesi için ayrı bir yerde korumaya alınır.Tam üç hafta, yani 21 gün beklenir. Bu dönemde kuluçka tavuk yumurtaların üzerinden kalkmasın diye  de suyu ve beslenmesi için mısır, buğday, çavdar, arpa gibi benzeri hububat taneleri önüne konur.
        Yirmi bir günün bitmesi sabırsızlıkla beklenir.
        Süreç biter, tüm benliğinizi bir an önce  küçücük civcivleri görme, elinize alıp sevme heyecanı sarar.
        Aaaa!.. Bi bakarsınız, kuluçka tavuk yine  "lok...lok..." ötüyor, özlediğiniz civcivler ortada yok.
        Yumurtalar - halk diliyle- lolos/cılk çıkmış!..
        Yaşamın kimi anlarında böylesi durumlarla karşılaşmak istemeyenler her durumda Atalarımız örneği "İnce eleyip, sık dokurlar" hep...
        Bu, yaşamdan kazanılan bir deneyimdir herkes için...
                                                         ***
        Bilmeyerek başladığımız bir yoldur yaşam. "El bebek, gül bebek" dönemi... Okullar ve sonrası...
        Her yavru kuş gibi kanat açıp yuvadan uçuş sonrası herkesin omuzlarına binen sorumluluklar...
        Sorumluluklarla birlikte yaşam tutkusundan gelen umutlar, umutlar...
        Yaşamdan kazanılan deneyimler.
        İşte böyle bir şey yaşam...
        Umutlara sevdalanmak ve peşine takılmak...
        Yaşamın güzelliği, umutları az-çok yakalamaktır önemli olan...
                                                        ***
        Siyaset dünyamızın köküne umut aşılamak varken; nerede ve ne zaman; kim, kimler tarafından birbirini karalama  siyasi söylemi  aşılandı? Bilen var mı?
        Belki de; başlangıcından bugüne böyle gelmiş, böyle gidiyor mu dersiniz? 
        Her ne olursa olsun, toplumsal yaşamımızın siyaset ortamında durulmayan, dinmeyen, giderek seviye/düzeysizleşen söylem kavgası yaşanıyor,  e yazık ki...
        Hem öyle bir kavga ki... Ülkemize ve insanımıza hiç bir yerde ve zamanda "örnek" gösterilecek bir davranış/söylem değil.
        Böyle olduğu için de demokrasimiz "-Yerinde saaay!.." komutu almış gibi  bulunduğu kısır döngü ortamından bir türlü çıkamıyor/kurtulamıyor.
        Demokrasinin bu ülkede yerleşip kökleşmesini istemeyen yok görünürde... Ama, iş onu tüm kurumlarıyla yerleştirmeye ve uygulamaya geldiğinde önce "koltuk" sevdası"na kapılan kimi siyasetçiler toplumsal anlamda pişirilecek aşa soğuk su katmayı/aşılamayı  hüner(!) sayıyorlar kendilerine. Bundan sonrası malum: Yaşadığımız ortam...
        Yani, umutlar bundan sonra lolos çıkıyor, boş çıkıyor, umutlar rötar yapıyor.
        İşte bu noktada demokrasi umutları, hayal kırıklığına dönüşüyor
        Ahh!.. Demokrasiyi özümseyen benlikler/beyinler bu ülkede egemen olsa... Bu denemeler biter, kimi siyasetçilerin de kökü kuruyup biter.