1946 yılında "Çok Partili Dönem"e geçişimizin üzerinden tam yarım yüzyıl, yani 50 yıl geçti. Bugün dönüp arkaya  baktığımızda pek de kolay bir dönem ve erdemli sınavlardan geçtiğimiz söylenemez. 

        Öncelikle siyaset sahnesinde rol alanların karnelerinin kimi konularda  zayıflarla dolu oluşu öteden beri dikkatleri çekiyor üstelik...

        Örneğin, siyaset alanında başarıyı yakalamak isteyen kimilerinin rakiplerini karalayarak bu noktaya ulaşmak istemesi kangren olmuş bir toplumsal hastalığımız olduğu ötedenberi sırıtıyor.

        Bu durum hala da devam ediyor.

        Yarım yüzyıl geçmiş olmasına karşın siyasetteki bu hastalığın tedavi edilememiş olması "siyaset yapma sanatı" nı bilmediğimizden olsa gerek...

        Sadece bu mu?

        Değil tabii ki...

        "Böyle gelmiş, böyle gider" anlayışındaki  kimi siyasetçiler aynadan korktuklarından olacak, kendilerinin noksanlarını/kusurlarını görmezden önce rakiplerini bu konuda eleştirmeyi yeğliyorlar.

        O zaman da siyaset "Dön Hacı Baba..." havalarından kurtulamıyor.

        Ortada... İşte yarım yüzyıllık siyaset anlayışı...

        Neresinden tutsanız elinizde kalıyor.

        Karalamanın, aşağılamanın, kural tanımamanın olduğu alanda erdem mi olur?

        Bu durum, bu tutum; siyaset geleneğimizin erdeme dayalı bir  geleneği/göreneği olmadığının/bulunmadığının acı gerçeği olduğunu görmek ve ifade etmek işimize gelmemesinden kaynaklanıyor.

        Fi tarihinde, milletin vekili olmuş bir siyasetçi "Tek Partili Dönem"e son veren İsmet İnönü  için; 

        "- İsmet Paşa asker kaçağıdır" demişti de bu anlamsız söyleminden ötürü o  kişi az mı alkışlanmıştı.

        Bu davranışın/söylemin ve onu alkışlamanın siyasetle ne ilgisi olabilirdi ki?

        Ama bizdeki siyaset düzeyinin sokakta  pazar kurma geleneğinden de geri kaldığı gerçeğini kabullenemiyoruz bir türlü...

        Dikkatinizi çekti mi bilemiyorum. Siyaset sahnesinde boy gösteren kimilerinin değişen durumlara göre kendilerine hemen yer bulup orada bir yer kapmak gibi bir çıkar anlayışı/huyu var. 

        Ve dikkatinizi çekmek isterim, böyle kimlikler çoğunlukla " siyaset kirliliği" yaratıyorlar demokrasimizde...

        Hani, belki görmüşsünüzdür, dere kenarlarında uzun kuyruklu bir kuş var. Taştan taşa atlar. Atlar durur. 

        Tıpkı bu kuş gibi,  kimi siyasetçiler de  partiden partiye atlayarak siyasetin bu olduğunu sanıyorlar.

        Daha çok demokrasi özlemimizin önündeki en büyük engel böylesi tipler  değil mi yoksa? 

        Oysa, böyleleri "Taş yerinde ağırdır"  gerçeğini bilseler ve kendi çıkarlarını unutup siyasette erdem, gelenek/görenek yaratmayı yeğleseler, geçen yarım yüzyılı  "zayıf" olarak yazar mı idik demokrasi hanemize...

        Bilmem anlatabildim mi?