İnsanoğlu, Yüce Rabb'ın en büyük lütfu olan akıl hazinesini; "erken konuşup, saçmalama hastalığı"  nedeniyle ucuza pazarlıyor. Bu nedenle de; -çoğunlukla-  ulaştığı her sonuçta tatminsizlik/başarısızlık duyguları yaşıyor.
        Bu nedenle de doyum/doymak nedir bilmiyor.
        Bunun  pek çok örneği var dünya tarihinde...
        İnsanlık/milletler; iki büyük savaşı doymazlık ve kendilerine sömürü alanları yaratmak hırsıyla, amacıyla  yapmadılar mı?
        Savaşa girdikten sonra; iki tarafın da "Barışı sağlayacağız" çağrısı yaptıklarını ve savaş sonrası günlerini anımsayınız bu arada...
        Bütün dünya,  "barış bayramı"  yapıyordu savaş bittiğinde...
        Ya bugün?..
                                                           Xxx
        Dönüp-dolaşıp yine aynı noktaya geldi insanlık...
        Hırs... Kin, nefret dengesizliği...
        Sömürü doyumsuzluğu...
        Gaddarlık/acımasızlık...
        Katliamlar, onursuzluklar...
        Bütün bu insanlık suçlarının arka yüzünde, perde arkasında; çağlar öncesinin "Haçlı Seferleri"ni düzenleyenlerin zihniyetinin/anlayışının yattığını inkar etmek mantıklı mı sizce?
        Yüzyıllar sonrasında da;  iki  büyük savaşı başlatıp yaşayan Batılılar, böyle bir anlayışın, doyumsuzluğun tutsağı olmalılar ki, bir süre sonra aynı çıkar noktasında buluşup/karşılaşınca  çatıştılar, birbirlerini boğazladılar.
        İhtiyar dünyamız, işte hep bu doyumsuzlukları körükleyenlerin yarattığı acıları yaşayarak  bugünlere geldi.
         Dikkatlerinizi çekmek isterim;  iki büyük dünya savaşı Haçlılar arasında başladı. 
         Bundan, yaşadıkları acılardan kendilerine ders çıkarmış olacaklar ki, şimdi  taktik değiştirmişler.
         Batı dünyası akıllanmış  görünüyor!
        "Ortak düşman" olarak Müslüman dünyayı kabul ettiler.
        Kendi aralarında savaşmak yerine; savaşı başka ülkelerde/topraklarda yapıp, kendi insanını sağlama almayı, kanının dökülmesini bu anlayışla/yöntemle önlemeyi amaçlıyorlar şimdilerde.
        Bir tür hinoğlu hinlik...
        Müslüman dünyadan devşirdiği ve kendi psikopatlarını eğitip Ortadoğu'ya salarak bu dünyadaki huzuru "demokrasi getireceğim" yalanı ile sabote edenlerin varlığı insanlığın en büyük tehlikesi olmaya devam ediyor.
        Müslümanın kanı dökülüyormuş, haneleri viran, insanları perişan oluyormuş  hiç umurlarında değil.
        Bu durumdan, böyle bir tutumdan kılı kıpırdamayan bir Batı var bugün ne yazık ki...
        Hedef, fakir bırakılan, kalkınması istenilmeyen Ortadoğu ülkelerinin yaşam alanlarını yok etmek.
        Kalkındırmamak... Onlara göz açtırmamak...
        Temelinde Müslüman düşmanlığı...
                                                                        Xxx
        Mustafa Kemal Atatürk, 1919'un karanlığında Osmanlı toprakları üzerinde bir güneş gibi doğarken Batı'nın emperyalist/sömürü anlayışına "dur!" diyen ilk örnek kişi oldu tarihte...
        Emperyalizme, sömürüye ilk tokatı atan Atatürk oldu.
        Ama O, savaştan savaşa koşmuş, zafer taçını  giymiş bir kahraman kimlik olarak savaşın haklı gerekliliği yanında; hiç bir zaman insan kanının akmasını arzulamadı. Savaşı, hep vatan/yurt savunması için düşündü.
        Barışı ise hep dünya için...
        "- Eğer istiyorsan sulhu salah, hazır ol cenge..." sözü, O'nun diğerleri gibi en anlamlı öğretisi olarak yol gösteriyor bize şimdi...
        Bugün, O'nun öğretileriyle düşünen, davranan yok, maalesef.
        Atatürk sağ olsaydı, bırakın komşularımızın kapısının harami zihniyetiyle çalınmasını,  bu coğrafyada böylesine utanç verici manzaralar yaşanır, insanlık suçları işlenir miydi?