Her ayın çağrıştırdığı birtakım görünümler, kavramlar, düşünceler vardır. O ayın adını andığımızda, bize, birtakım olayları ve yaşanmışlıkları anımsatır.

Ağustos, bize neyi anımsatır? Her şeyden önce, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı… 26 Ağustos 1922 yılında başlayıp 30 Ağustos 1922 tarihine kadar Dumlupınar’da devam eder. Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN önderliğinde, zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz’u (Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni) anmak için her yıl, tüm ülke çapında kutlanmaktadır. İşgal devletleri, ülke topraklarını daha geç terk etse de, 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarımızın alındığı günü temsil etmektedir.

Ağustos deyince, Nazım Hikmet’in Kurtuluş Savaşı Destanı’nı hatırlarız. Bu destan içerisinde, Mustafa Kemal’i anlatan şu unutulmaz şiirini anımsarız.

“Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun kenarına kadar,
eğildi durdu.
Bıraksalar
ince uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı...”

Ağustos ayıyla en uyumlu renksarı” olup, samimiyet ve “Kalbimi çaldın” mesajını içinde barındırır.

Ağustos’un bize anımsattığı bir de çok önemli hayat dersi veren, La Fontaine’in o ünlü masalını unutmayalım: Tembel insan ile çalışkan insanın karşılaştırılması…

Ağustos Böceği ile Karınca

“Bir yaz günü ağustos böceği saz çalıp şarkı söylerken karıncaya rastlamış. Karıncayla bu güzel güneşli günde çalıştığı için dalga geçmiş. Karıncanın cevabı ise netmiş. "Kışın aç kalmamak için çalışmak zorundayım."

Zaman geçmiş, kış kapıya dayanmış. Ağustos böceği yazın çalışmadığı için yemek bulamayıp karıncanın kapısına yardım istemek için dayanmış. Karınca, hemen onu eve almış ve yardım etmiş.

 Ağustos böceği, bu durumdan büyük bir ders çıkarmış. Yazın karınca çalışırken kendisi yattı ve onunla dalga geçti ama karınca onun hayatını kurtardı. Bir daha böyle şeyler yapmayacağına ve başı derde girmeden önce, önlem alacağına dair kendi kendine söz vermiş.”

Sonuç olarak, şunu diyebiliriz: Mevsimler, aylar, günler, kısaca hayat; çağrışımlarla, derslerle doludur… Yeter ki, o derslerden yaralanmasını bilelim. Şunu unutmayalım:

”Hayat, ileriye doğru bakarak yaşanır, geriye bakarak anlaşılır.”