Ağaca inanırdım, ağacın beş-altı yüz yıllık ömrüne… / Ağaç yetiştirirsem ömrüme ömür katar düşüncesi içimi zenginleştirirdi. / Köyümün adı Çamlık’tı, adına uygun olsun diye, binlerce çam fidesi yetiştirdim. Komşulara, akrabalara, tanıdık komşu köylülere “yeter ki diksinler” diye dağıttım. Hatta kimileri, Samsun’a, Ankara’ya, İstanbul’a, Zonguldak’a bile alıp götürdüler.

Köyde çimenlerin, fındıklıkların, bahçelerin kıyılarına, mezarlara diktiler.

Yeşili, ağacı bu denli severken, kim ağaca ilgi duymuşsa, ona karşı sevgi, saygı besledim, değer verdim. Köyde çok yakın dost ve akrabalarım Doktor Yusuf Bahadır ve ağabeyi Mustafa, bir sürü yeğenim ve sevdiğim gençler ağaçla dostluk kurdular, diktiler ve yetiştirdiler. Bu nedenle tanıdığım ve sevdiğim değerli insan Geyikli eski Belediye Başkanı Ahmet Gülay da ağacı seven ve binlerce fidan diktiren biriydi.

Atatürk Lisesi hemen yolun kıyısında, eskiden deniz olan doldurulmuş bir arazi üzerine yapılmıştı. Kuzeyinde ve batısında ağaçlandırılabilecek az da olsa bir toprağı, güneyde çocukların gezip oynayacağı bir bahçesi vardı. Bahçe parke döşeli, yan duvarları çıplaktı. Müdür Ayhan Aydın ve ben, “vazifeden iş” çıkarmış, KTÜ Orman Fakültesi Fidanlığından Halk Eğitiminin arabasıyla türlü çeşitli yüzlerce çam fidesi almıştık. Kuzey ve batı bahçesini hizmetlilerin de katkılarıyla ağaçlandırmıştık. Çıplak duvarların diplerine kanallar açtırarak kumunu boşalttırıp, toprakla doldurtmuştuk. Kavak, çınar, servi, likstür, mazı, üstü yeşil, altı mor yaprağı olan ağaç fideleri diktirmiştik. Dersimin olmadığı saatlerde sulamış, özellikle kurak yaz aylarında görevli Şafak, Halil, Muhammet (rahmetli oldu) gösterdikleri sevgi dolu ilgileriyle fideler ağaç olmuş, bahçeye sığmaz bir sıklığa erişmişlerdi. Müfettişler, bir teftiş sonrası, raporlarına, fıkra gibi gelecek ama, “okul bahçesi yeterince ağaçlandırılmadı” diye yazmışlardı.

Gel zaman, git zaman devir değişti, seksen beş yıllık ortaokul ve kırk beş yıllık Atatürk Lisesi yıktırıldı. Ortaokulun ve Atatürk Lisesi’nin bahçesinde ve çevresinde ne kadar ağaç-yeşil varsa yok edildi. Oysa gübrelemiş, gözümüzün nuru gibi korumuş, büyümelerine hizmet vermiştik. Kesilen ağaçlarla sanki kolumuz, bacağımız da kesildi. Nasıl bir beton “anıt” dikerler yerlerine, ya da betonun hangi çirkin yüzünü gösterirler bize bilemiyorum. Köy Enstitüsü zamanından kalma karaağaç ve katran ağaçları da tarih oldu. Bilgi, düşünce binalarının, ağaçların yerini şimdilik park etmiş arabalar, hiçlikle düğümlenmiş hüzünler aldı.

Oysa ortaokulla, liseyle sabahın köründe sıcacık yataklarından kalkarak yollara dökülen, kar, kış, sıcak soğuk demeden okula gelen, binlerce, on binlerce anı yaratarak şu boş alanı çığlıkları ve oyunlarıyla dolduran, düşleri, umutları ve beklentileriyle geleceğe koşan o çocuklardan geriye ne kaldı? Hangi köşe, hangi ağaç, hangi çiçek hangi özlemleri, hangi sevgileri, hangi hüzünleri, hangi sevinçleri çağrıştıracak? Hangi öğretmen, hangi arkadaş, hangi sözle anımsanacak? Oysa her ağaç bir imge, her köşe bir anlam yumağıydı.

Çırılçıplak ve bomboş bir geçmiş geleceğe hiçbir şey getirmeyecek.

Okullarla, ağaçlarla, gezilip tozulan bahçeyle, oynanan oyunlarla kaç neslin belleğindeki çizgiler de silinip gitti. Böyle büyüklerin etkili-yetkili olduğu bir toplumda hangi çocuk “anımsamamakla”, tarihini, kültürünü bilmemekle suçlanabilir ki?

Hayat yaşadıklarımız, yarattığımız güzelliklerimiz, ürettiklerimiz, çocuklarımız, anılarımız, sevdiklerimiz, hayallerimiz, değer verdiklerimiz değil midir? Özlemlerimizi, beklentilerimizi, umutlarımızı yok sayabilir miyiz? Yetiştirdiğimiz meyveleri, çiçekleri, diktiğimiz ağaçları unutabilir miyiz? Okullarla, ağaçlarla büyüttüğümüz anılarımız ve düşlerimiz kesilip yok edilmedi mi? / Ağaçlarla yaşamak özgürleşmek, doğayla bütünleşip insan olmaktır.

Barış ve esenlik dileklerimle sevgiyle kalın…