Gezi Parkıyla başladı olaylar. Gerici ayaklanmanın çıkış yaptığı bir kışlayı yeniden inşa için ağaçlar kesilmeye kalkılınca direniş gösterildi. Hükümet, “ağaca, yeşile, Türkiye’ye sahip çıkanları” “dış güçler, işbirlikçi, pkk’lı, komünist…(fetöcü yoktu o zaman)” suçlamalarıyla karşısına aldı. Sıkılan biber gazıyla, atılan pılastik mermilerle, vurulan tekmelerle, tokatlarla halkıyla savaşarak kimi gençler öldürüldü ve “hain” edildi.

Gezi Parkı olayları, kafamıza vura vura öğretti ki, bu kafayı taşıyanlar, doğanın değerini bilmezler, insanın, havanın, suyun, hayvanın, yeşilin, ağacın yanında yer almazlar. Gezi Parkında yaptıkları yanlışlığı, Kaz Dağlarında altın arayanların, zeytin ağaçlarını kesenlerin yanında durarak gösterirler. Üçüncü Boğaz Köprüsü güzergahının değiştirilmesiyle, ek milyonlarca çam ağacı kesildi. Yanlış yere yapılan “dünyanın en büyük hava limanı” ters esen rüzgarlar ve kuşların göç yolları üzerinde bulunuşundan ötürü, uçaklar, açılışından bu yana geçen yetmiş iki günde “pas geçme” rekoru kırdı.

Bizim bir Çam Burnumuz vardı. Çam ormanı denize kadar iniyordu. Islak otların ve ormanın alt kök sistemini oluşturan yemyeşil çalılıkların “yandığını” söylediler. Bu ıslak havada orman yanmaz. Tırabzon basını haber yaptı, ama üstüne gitmedi. Sonra baktık ki, küllerin arasından çıkan bitkiler gibi “villalar” boy verdi ve sahiplerini buldu. Ama biz ormana sahip çıkan ne hükümeti, ne de devleti gördük. Gezi Parkındaki “hainlerin” kimileri bulundu, kimileri yakalandı yargılanıyor, ama Çam Burnundaki “hainler(!)” nedense bulunamadı.

Ege’de, Akdeniz’de, koylardaki kızılçam ormanları cayır cayır yanarken, söndürme işini üstlenici firma, yangın söndürmede yetersiz kalınca, ülkelerin yardımlaştığı yangınlarda “bizim şirket” yardım almadı, seyirci kaldı. Ağaçlarla birlikte günlerce yanan 350 hektarlık alanda tüm hayvanlar da yok oldu. Hele kameraya takılan “kavrulmuş” bir kaplumbağa, insanın ne denli canavarlaşabileceğini gösterdi. Gezi Parkı’ndaki hainler bulundu, ama nedense Muğla’daki 350 hektarlık alanı kül eden hainler bulunamadı.

Kaz Dağlarında bir “ekosistem” yok edildi. Yüz binlerce ağaç kesildi. Altın işletmesi açılacakmış. Bergama’da bu filmi görmüştük. Yarın altını “yetersiz ve ekonomik” bulmazlar ve çekip giderlerse, Üçüncü Köprü için kesilen milyonlarca ağaç gibi, bir daha Kaz Dağlarının o bölümündeki doğallığı-ekosistemi yeniden kurmak mümkün olacak mı?

Doymak bilmez hırslarıyla büyük ölçüde yok edilen, dünyanın akciğerleri Yağmur ormanları, Amazon ormanları, Muson ormanları eski haline gelebildiler mi? Yaklaşık yüzyıl kadar önce İngilizlerce kesilen Nepal ormanları bir daha oluşamadı ve dünyanın en yoğun selleri muson yağmurları nedeniyle o bölgede yaşanıyor şimdi.

Yakın zaman önce Salda Gölüne dadandılar. Onlar doğayı, yeşili, Türkiye’yi düşünmüyor ve sevmiyorlar. Onlar betonu ve parayı seviyorlar. Değer bilmez insanlar nereye el atarsa atsın, orayı bitirirler. Onlar “Altın Buzağıya” taparlar, onun değerini bilir ve anlarlar.

Derelerin, suların, dağların, yaylaların, ormanların değeri bilinmedi ki, Salda’ nın bilinsin? Ayder, Uzun Göl, canım dağlar, yaylalar nasıl betonla dönüşü olmayan bir yola sokulmuşsa ve çirkinleştirilmişse, “cahili cühela yöneticiler”, siyasetin emrinde, doğada yıkılmadık, parçalanmadık, çirkinleştirilmedik güzellik bırakmadılar.

Türkiye Gezi Parkıdır, zeytinlikler, Çam Burnu, Uzun Göl’dür; Türkiye Kaz Dağları, Salda Gölü’dür. Türkiye doğası, ormanları, üzerinde yaşayan insanları ve hayvanlarıyla Türkiye’dir. Türkiye ağacıyla, yeşiliyle, dağları, yaylalarıyla, ormanı, sularıyla, gölleri, denizleriyle Türkiye’dir. Ve Türkiye, üzerinde “insan gibi yaşayan” herkesindir(?).

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…