İki aydır telefonlarla ve televizyonlarla idare eder olduk. İyi ki varlar, onlar bizim dünyaya açılan pencerelerimiz; gözlerimizi, kulaklarımızı paslanmaktan kurtardılar. Yakın çevremizde olanı biteni, öleni kalanı da “feysten” öğreniyoruz. Kitap dostlarımız zaten yanı başımızdalar.

İlk kez pazar günü bizi(65) dışarı çıkardılar: Dört saat. İki ayın özlemi dört saate sığar mıydı? Dört dakika bile gelmedi. Toprağından hayat fışkıran çılgın doğayı gördük. İçimizi sevinçle, mutlulukla doldurdu. Köye çıktık, mezarları ziyaret ettik. İçimiz karadı! Mezarlıkta tam bir ağaç katliamı vardı. Feysten gördüğümüz fotoğraflar, izlediğimiz videolar, yapılan eleştiri ve açıklamalar işin boyutunu anlatmaya yetmemiş meğer. Tüm çamlar, serviler, katran ağaçları, tüm köknarlar kesilmiş. Bu kadar büyük bir kesimin yapılacağı, o fotoğraf ve videolarda gördüğüm kadarıyla aklımın ucundan dahi geçmiyordu. “Her halde seyreltmişlerdir” diye düşünüyordum. Genç Muhtar ve yardımcısı, feysten “ağaca düşman olmadıklarını” yineleyip durdular. İnsanların “iyi niyetle” ne kadar çok yanlış işler yaptıklarını ancak yaşadıkça öğrenebileceklerdir. Önemli olan “niyet değil, yaptıklarımızdır.” Bu yüzden ağaca düşman olmak başka, ağacı sevmek başka, ağacı-ormanı korumak, kollamak ve yaşatmak bambaşka bir şeydir. Yollar için ormanların nasıl sorumsuzca kesildiğini bir görünüz.

Eski Muhtar Rahmetli Dursun Kukul’un, H. Avni Bahadır’ın ve benim “Çamlık Köyü çamlık olsun” adına harcadığımız tüm emekler boşuna gittiği gibi anıtsal serviler de gözünün yaşına bakılmaksızın kesildiler. Ne büyük bir heyecanla köknar, çam, doruk, katran fidelerini kimi zaman dilenerek, kimi zaman üreterek dikmiştik. Çam fidelerini rahmetli Osman Günaydın Kanzula mezarlığına, Körez’den Muhtar Haşim pek çok fideyi kendi mezarlıklarına götürmüşlerdi. İsteyen tüm dostlara kapılarına, çimenlerine, bahçe kenarlarına dikmeleri için de dağıttık. Hatta kimi dostlar tüp içindeki fideleri Samsun’a, Ankara’ya, Zonguldak’a, İstanbul’a dahi götürdüler. Kadoğun mezarlığı Rahmetli Ahmet, Muhasebicilerin mezarlığı da Rahmetli Mustafa ve kardeşi Dr. Yusuf tarafından ağaçlandırılmıştı. Yaklaşık elli yıllık çamlar, köknarlar ve anıtsal serviler(onların yaşı bilinmiyor) ortadan kaldırıldı.

Mezarlıkta düzenleme yapılacakmış. “Tırabzon Büyük Şehir Mezarlık İşleri Müdürlüğü ve Orman Bölge Şefliğinin işbirliği ile onlarca ağaç (70-80, belki de yüz) kesilmiş. Bir düzenlemeye gidilirken kimileri kesilebilir, kimileri de bırakılabilirdi. Bir sürü peyzaj mimarı, bahçe, orman mühendisi var. Yok etmeden, mevcut olandan azami derecede ne kadar yararlanılabilirdi? Öyle bir ağaç katliamı yapmadan da mezarlık düzene sokulabilirdi. Tümünü kesmenin mezarlığa katkısı ne oldu şimdi? Asırlık servi ağaçları nasıl kötülük edebilir, nasıl zarar verebilirlerdi? Mezarlık düzenlemek bir sanattır, bir bilgi, bir deneyim işidir. Gençler mutlaka uyarılmalıydı. Yaratılacak hangi güzellik o ağaçlar kadar görkemli olacaktır şimdi?

Tarih, kültür bir toplumun yaşadıkları, yarattıklarıdır; geçmişten geleceğe aktardıklarıdır. Bunlar, insan duygu ve düşüncelerinin doğada bıraktığı izlerdir. Bir kalıntı, yontulmuş bir taş, bir kitabe, bir tablet, bir mezar baş ayağı, bir resim, yazılı bir belge ve kitaplar geleceğe ışık tutan kanıtlardır. Tırabzon’da açılan ilk fuarda, orman Başmüdürlüğü reyonunda bir kütük vardı. Üzerindeki küçük tabelada “bu ağaç Fatih zamanını gördü” diye yazıyordu. Ağaçlar da anıttır, andaçtır; dünü bugünde yaşatırlar.

Mezarlığı görünce yüreğim acıdı. Nasıl bir B. Mezarlık İşleri Müdürlüğü, nasıl bir Orman Bölge Şefliği ki-bir sekoya, bir köknar hariç-tümünün kesilmesine göz yumabildi, Vakfıkebir Kaymakamlığı da bu katliama izin verebildi?

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…