inankalyoncu061 @ hotmail.com

Gün ağarırken uyanmıştı Afitap Nene…
Namazını kılıp evin perdelerini açınca gökyüzünü bir deniz gibi masmavi gördü.
Mevsim her ne kadar kış olsa da, yazdan kalma bir güneş vardı.
Afitap Nene için maaş günüydü…
Ziraat Bankası’ndan alacağı üç beş lira ile evinin eksiklerini tamamlayacaktı.
Evinde öteyi beriyi topladıktan sonra, ocakta kaynayan demliğin içine attığı çayın demlemesini bekledi.
Hazırladığı tek kişilik kahvaltıyı yaptıktan sonra en güzel kıyafetlerini çıkardı sandığından…
Giyindi, kuşandı…
Duvarda asılan camadanını bir kaldırışta aldı sırtına …
Kapının arkasında asılı duran değneğini de eline aldıktan sonra, besmele çekerek çıktı kapıdan…
Sağ tarafa doğru çevirerek kilitlediği evinin kapısının kapanıp kapanmadığını iki kez daha kontrol ettikten sonra, yol aldı Konakyanı’na doğru…
Tonya ilçe merkeze yürüyerek inmek için yaklaşık bir saatlik yolu vardı onun yürüyüşüyle.
Üzerine direndiği değneğiyle yaşlılıktan yorgun düşen ayakları yürümekte zorlanıyordu.
Hastoma’nın virajlı yollarında sırtındaki camadanı ile devam etti yürümeye.
Yolun yarısına vardığında yorulmuştu.
Yol kenarında mola verip oturdu…
Entarisinin üzerine kuşandığı peştamalının ucunu kaldırıp alnından yüzüne aşağı akan terini sildi.
Bir süre dinlendikten sonra yanında gelip duran arabanın, şoför mahallinde indi Tonya’ya…
Bankadan aldığı üç beş lira ile evinin eksiklerini tamamlamak için alışveriş ettiği bakkala gitti.
Bir paket çay, iki kilo şeker, bir paket tursil, tuz ve salçaydı ihtiyaçları.
Sırtından indirdiği camadanına yavaş yavaş doldurdu aldıklarını.
Fırından aldığı yarım ekmeği de koyduktan sonra sıkıca bağladı camadanın ağzını.
Tekrar sırtına aldığı camadanı ile yavaş yavaş yürüyüp gitti mahalle durağındaki dolmuşun yanına kadar…
Durakta, dolmuşun kalkmasını bekledi.
Birkaç dakikalık yolculuğun ardından evine varmıştı Afitap Nene.
İlerlemiş yaşına rağmen küçücük dünyasına kim bilir ne mutluluklar sığdırmıştır Afitap Nene…
Ömrü sağlıklı ve uzun olsun!…

AHIMIZ VAR...
Sizin üzerinizde ah var, ah; beddua var sizin üzerinizde!
Sizin üçünüzün üzerinizde de ahımız var…
Sizin üzerinizde, 2010- 2011 sezonunda Trabzonspor Eskişehir maçından sonra eşine, “yine şampiyonluğu kaçırdık” deyip kalp krizi geçirip hayatını kaybeden Trabzonspor taraftarı Mustafa Çelik'in ahı var…
Trabzonspor-Beşiktaş maçını izlerken kalp krizi geçirip ölen 39 yaşındaki Düzköylü Ahmet Yetim’in ahı var…
Temiz futbol eylemlerinin öncülerinden olan Vira Yönetim Kurulu Üyesi, nam-ı diğer "Emice"nin ahı var…
Sizin üzerinizde çayından, tütününden, fındığından üç beş lira artırıp kombine alan 70 yaşındaki Ali Dayı’nın ahı var…
Evinde işini gücünü bırakıp stada koşan Ayşe Teyzelerin, Fatma Ablaların, Hatice Ninelerin ahı var.
Kızlarımızın, oğullarımızın, çocuklarımızın ahı var sizin üzerinizde.
Sizin üzerinizde, kulübümüz eski başkan yardımcılarından Sebahattin Çakıroğlu’nun ahı var.
“Trabzonspor'u tutmak sadece o yörenin çocuğu olmakla açıklanabilecek milliyetçi bir davranış değildir.” diyen, Kazım Koyuncu’nun ahı var.
Ali Kemal’in, Necati’nin, Turgay’ın ahı var.
Sizin üzerinizde, takımı deplasman maçına götürmek için eşinin bileziklerini satan Dozer Cemil lakaplı, Büyük Kaptan Cemil Usta’nın ahı var…
1996 yılında, Fenerbahçe maçı sonrası yine şampiyon olamadık diye intihar eden Mehmet Dalaman ve Hüsnü Civelek'in ahı var.
Trabzonspor arması uğruna, takımının maçlarına giderken trafik kazası geçirip ölen onlarca taraftarımızın ahı var.
2010-2011 sezonunda verilmeyen şampiyonluk kupası için Tonya’dan İstanbul’a yürüyen “Yürüyen Adam” Muhammet Çelik’in ahı var!...