Dostlarım var hasta ve acı çekiyorlar.

“Umudunu yitirmeyeceksin” diyorlar. / Umut, yaşamın ta kendisi… Beklentiler, istekler, arzular kendini iyi hissetmekle bir anlam kazanıyor. / Mutluluk, kendini iyi hissetmek değil mi zaten. / Moralin bozuksa, kendini kötü hissediyorsan, bırakın istekleri, arzuları, şarkılar, türküler bile küsüyor sana. Gözlerini açıp dünyaya bakasın bile gelmiyor.

Bir filizin devinimi, / bir gül yaprağının çiyle renkten renge girişi, / meltemle çam yapraklarının fısıltılı sesleri, / bahçelerde rüzgarla çayırların dalgalar gibi salınışı, / kuş sesleri, / masmavi göklerde savaş oyunlarıyla sarhoş bulutlar, / yorgun gün batımlarının şarap renginde el sallayan güneşi, / ıhlamurun kekik karışımı kokusu, mutlu olmak için yetiyor, artıyor bile... Hele bir dostun içten pazarlıksız sımsıcak sesi, bu dünyada yalnız olmadığını anlatıyor ve kitaplar yaşamak için muhteşem bir neden sunuyor sana. O zaman küçük şeyler bile doyuruyor karnını.

Dostlarım var hasta ve acı çekiyorlar.

Konuşamıyorlar, sesine ses veremiyorlar.

Yazışırken görüyorsun yüzünün aldığı rengi. Kahroluyorsun. Şekilden şekile giriyor feri kaçmış gözleri; çoğu zaman da kapalı. Belli ki, içinde patlayan volkanlar var, dudaklarını ısırıyor. Elleri çekilmiş, incelmiş; bembeyaz ve yatağın üzerinde. Hiç görmediğin, görmek istemediğin bir biçimde karşında duruyor. İçin yanıyor, kavruluyor, yüreğin acıyor.

Çarelerden çare arıyorsun. Bilim insanlarından, laboratuvarlardan gelebilecek bir ses, bir haber uçuracak seni bulutların üzerine. Her yanda umut ışıkların yanacak, / ruhun, gönlün, dünyan aydınlanacak. Umutsuzluklar tarihe karışacak, insanlar acı çekmeyecek. “Buraya kadar gelen bilim, bundan sonrasını da halledecek” diye düşünüyorsun, inanıyorsun.

Eskiden umut yoktu, ölümünü bekliyordu insanlar.

Ama bugün “erken teşhis hayat kurtarıyor.”

Erken teşhis koyup tedavi olanların büyük bir kısmı bugün yaşıyor. Hastalıklarını unutacak kadar, yaşamın güzellikleriyle donanacak kadar yaşıyorlar. Çevremizde yaklaşık 25-30 yıllık tedavi olmuş dostlar var, tanıdıklar var. Bilim adına onlarla gurur duyuyor, teselli buluyorum.

Dostlarım var hasta ve acı çekiyorlar.

Kimi yürüyemiyor, kimi yataktan çıkamıyor, konuşamıyor, kimi komada, kimi makineye bağlı ve kimileri de gencecik yaşlarında çekip gitmişler bu dünyadan.

Uzun yıllar sigara içmiş bir yakınımız ameliyat olmuştu. Dostlarla ziyaretine gittik. O kadar mutlu olmuştu ki defterine “beni ziyarete gelmekle, ömrümü otuz yıl uzattınız” diye yazdı. Acı çektiği her halinden belliydi, ama gülümsüyordu. Aradan yıllar geçti ve yaşıyor.

Kimi bilim insanları başarılarını gördükçe kendileriyle gurur duyuyor ve mutlu oluyorlar, bilim tarihine adlarını yazdırıyorlar. Kimileri de, bilim insanlığını, “insanın sağlığını pazarlık konusu yaparak” tacirliğe dönüştürüyorlar.

Zaman zaman kafamı kaldırıp tüm umarsızlığımla gökyüzüne bakıyorum; / aydan, güneşten, yıldızlardan, sonsuz maviliklerden yardım ister gibi oluyorum. Hiçbir vakit sesime ses gelmiyor göklerden, umut ışıklarımı yakan çıkmıyor. Yalnızlığımla ve acımla baş başa kalıyorum. Depremlerde, sellerde, yangınlarda, tırafikte, terörde ölüyor insanlar, hayvanlar…

Umutsuzluk acısını yaşama sevincine dönüştürecek, “uyandı, makineden çıktı” diyecek haberler duymak, mutlu olmak ve acının yaktığı yeri gül bahçesine döndürmek istiyorum.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…