Bugün yasaklanmayan, fakat yıllardan beri engel olunan 29 Ekimler, 23 Nisan Ulusal Egemenlikler, Hasan Tahsin’in tutuşturduğu bağımsızlık ve özgürlük kıvılcımının Atatürk’le tüm yurt sathına yayılması için ilk adımın atıldığı 19 Mayıslar, uydurulan bahanelerle kutlanmıyor. Bir zamanların Cumhurbaşkanı ve Başbakanı 10 Kasım anma törenlerine katılmamak için “yolculeyin geçerken uğrayan” Arap Kıralını kaldığı otel odasında karşılamayı yeğlediler, onur saydılar.Oysa o kıralın atası,din gibi sevdikleri Osmanlı’yı İngilizlerle yaptığı işbirliğiyle arkadan hançerlemişti. 10 Kasım’a katılmak istemeyenler nedense İngilizlere uşaklık edenlere karşı  “dindar ve kindar” olamıyorlar.

“Yerliliği ve milliliği”üst perdeden seslendirenler “yerliliğin ve milliliğin” anlamını bilmiyorlar. Kurtuluş Savaşı kadar dünyada “yerli ve milli” ikinci bir savaş yoktur. “Yerli ve milli” olanlar 30 Ağustos’a düşmanca yaklaşmazlar; Kurtuluş Savaşı’na, komutanlarına, zaferlerine, Cumhuriyet’e, devrimlere “eleştiri adı altında” hakaret, aşağılama ve küfür etmezler. Bunu ancak millet düşmanları ve kozmopolitler yaparlar.

Birileri utanmadan, sıkılmadan, “insan olduklarını düşünmeden” Mustafa Kemal Atatürk’ün değerli anneleri-tüm anneler değerlidir-Zübeyde Hanım’a ağza alınmayacak ahlaksızca sözleri, karalamaları, iftiraları, küfürleri “din adına yapıyorlar.” Kimsenin sövme, küfretme, hele bir ölüye ağza alınmayacak sözler söyleme hakkı yoktur. Böyle bir düşünce özgürlüğü hiçbir hukuk anlayışında bulunmaz, cezasız da kalmaz.

Hep düşünmüşümdür, hep gözlemişimdir: “Böyle düşünüp küfreden”, “iftira atan” insanlar yasalarca neden cezalandırılmıyorlar?“Doğru, dürüst, namuslu ve ahlaklı insanlarca” neden eleştirilip dışlanmıyorlar? Nasıl birileri “keşke Yunan kazansaydı” diyebiliyorlar? Bu insanlar bu toplumda yaşamıyorlar mı, bu toplumun insanı değiller midir? Hangi yüzle insanların arasına çıkabiliyorlar?Biliyorum: Türk’ü insan görmeyen o kafanın arkasında “Türkçe değil, Arapça, Farsça, İngilizce vardır.” Türk’e, Kurtuluş Savaşı’na, zaferlerine, komutanlarına, Cumhuriyet’e düşmanlığı marifet sayan o kafanın arkasında “Türk’ü milletten saymamak” vardır; yüzlerce yıldır Türk’e “eçüşmeçüş, Etrak-ı bi idrak-idraksiz, anlayışsız, düşüncesiz Türkler” demek vardır. O kafanın arkasında “akla, bilgiye itibar etmemek, akla ve bilgiye sahip olanları suçlamak, aşağılamak ve öldürmek” vardır. Bunun için “cahil-i cühela kalmayı okuyup öğrenmeye tercih eden anlayış” vardır. O kafanın arkasında gerçek tarihi değil, yalan, yanlış, şehir efsanelerini, hikayeleri, iftira ve karalamaları “gerçek” saymak vardır. O kafanın arkasında Türk’ü “ayak takımı, çapulcu, kaba” gören ve İstanbul’a, devlet yönetimine koymamayı,özellikle “cahil bırakmayı” istemek vardır. O kafa devşirmeleri eğitip devletin her kademesine yerleştirirken, Türkleri eğitmeyi aklına getirmemek vardır. O kafanın arkasında, köle pazarlarından satın aldıkları, savaşlardan ganimet getirdikleri “yabancı cariyelere” hem sarayı, hem de imparatorluğu teslim etmek vardır. O kafanın arkasında Türk’e değil, “devşirmelere babalık etmek” vardır!

O kafa, Türkçe düşünmediği için, Türkçe öğrenmedi, öğretmedi de. Türk edebiyatını, Türk kültürünü ön pılana çıkarmadı. Hatta kimi “densiz” divan şairleri Türkçeyi öğrenmeden,Türkçeye hiçbir katkı vermeden “Türkçeyi yetersiz” gördüler, hazır olan Arapçayı, Farsçayı kullandılar. Türkçeye, Türk kültür ve edebiyatına “ulusal boyutta” hiçbir “değer” kazandırmadılar. Arapça ve Farsçayı hep el üstü tuttular. Kafasının arkasınaArapçayı, Farsçayı “din gibi dolduranlar” her türlü düşmanca sözü söylemeyi, hakareti yapmayı “hak” saydılar. Beş yıl işgal altında kalan İstanbul’un neleryaşadığını araştırıp öğrenmedikleri gibi merak da etmediler, ağızlarına almadılar, yazmadılar da. Hani, “yerli ve milliler” ya Padişahın “gayri yerli ve gayri mili komutanlarını” duymazlıktan geldiler. Karşı oldukları Kurtuluş Savaşı’ndan önceki Osmanlı komutanları midelerini bulandırmadı, Türk’e, Atatürk’e sıra geldi mi aslan kesildiler: Ordu Komutanı= Liman vonSanders, İstihkam Komutanı=Erich Paul Veber, İstihbarat Kmoutanı=PerrinetvonThauvenaz, Donanma Komutanı=Wilhelm AntonSouchop, Genel Kurmay 2. Başkanı=PronsartvonSchellendorf, Boğazlar Komutanı=GuidovonUsedom, Tahkimat Komutanı=JohannesMerfen, Ordu Baş Müfettişi=Bichof, Lojistik Komutanı=Schlee, Tümen Komutanları=Heuck, Nikolai, Sodenstern, Kannengresser… gibipaşalar olduklarını ve Osmanlı’nın çöküşünü hazırladıklarını dahi hiç düşünmediler. Bu yüzden hep Atatürk’ü, hep Cumhuriyet’i gözden düşürmeye çalıştılar, Atatürk büstlerindeki özdeyişleri bile sildiler.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…