tonyahaber @ hotmail.com

Yine 24 Nisan!...

Aynı terane…

ABD Başkanı “soykırım” diyecek mi?

Papatya falına döndü; diyecek, demeyecek!...

Her yıl 15 Nisan sonrası Türkiye’de basının, siyasetin ağzındaki sakız bu..

Eee!... Geldi 24 Nisan ve Biden, “soykırım” dedi.

Adamın ağzından çıktı, ne yapalım?

Asalım, keselim!...

Ayranımızı kabarsın…

Bırakın ayranımızın kabarmasını, üstünde köpük bile kalmadı.

1915’te yaşanan Ermeni sorununu irdeleyecek, haklılık, haksızlık arayacak değilim.

O benim konum değil, uzmanların konusu…

1915’te yaşanan olaylarla ilgili “soykırım” ifadesi ne zamandan beri sorun oldu?

Genç Cumhuriyetin ilk yılları, yani Kemal Atatürk’ün yönetici olduğu yıllar, kimin ağzından bu tür sözler çıkabilirdi?...

Daha sonrası?

Türkiye, saygın bir devlet olma özelliğini gösterdiği sürece, duyulmadı “soykırım” sözü…

1980’lerden sonra kapının üzerinde asılan bir topuz oldu bu söz. İçeriye girerken de, dışarıya çıkarken de başımıza çarpan bir topuz.

Niye?

Elimizi verdik, kolumuzu kaptırdık.

Bağımsızlığımıza halel geldi.

Egemen emperyalist devletlere karşı boynumuz bükük!...

Ekonomiyi iyi yönetemedik, IMF’nin, Dünya Bankası’nın, Londra Tefecilerinin kapısında kaldık.

Borç veren emir de verir kuralı işlemeye başladı.

Açık verdiniz mi, üstünüze geliriler.

Geliyorlar da…

Hukuku, adaleti, insan hak ve özgürlüklerini, demokrasiyi, iç politik çıkarlara kurban ederseniz, uluslararası alanda selamınız alınmaz hale gelirsiniz.

Onlarca devlet, “soykırım” konusunu parlamentolarında kabul etmişti zaten. ABD Başkanı da o sihirli sözü kullandı.

Karalar bağlamaya gerek yok.

Önce insan olalım, güçlü olalım, hak ve özgürlüklere, demokrasiye, hukuka, adalete saygılı olalım…

Önce kendi insanımıza bu değerleri sağlayalım…

Önce dışarıya el uzatmayacak hale gelelim…

Uluslararası alanda saygın devlet olabilelim…

Bakın bakalım, bu tür sözleri işitir misiniz?