18 Nisan 2018 tarihinde, Erdoğan ve Bahçeli; Cumhur İttifakı olarak, danışıklı dövüşle, Olağanüstü Hal koşullarında, 24 Haziran’da yapılması öngörülen bir baskın seçim kararı aldılar. “Erken seçim vatana ihanettir” sözünü hemen unuttular…Ekonomik ve siyasi gerekçeleri, açıkça belli olan bu kararın yol açtığı ve yol açacağı sorunları, tüm yurttaşlar, hep birlikte yaşayacağız. Bilindiği gibi 16 Nisan 2017’de YSK marifetiyle  yaklaşık 2,5 milyon civarında, mühürsüz oy pusulası gölgesinde yapılan Anayasa Değişikliği Referandumu sonuçları, çok tartışılmıştı…Gasp edilen halk iradesi,hiçe sayılmıştı. Atı alan Üsküdar’ı geçmişti. Şimdi de, aynı şekilde, halkın iradesini zorlayan bir yaklaşımla, milletin başına, tek adam rejimini, bugünkünden çok daha ağır koşullarla, bela etmek istiyorlar. Öyle anlaşılıyor ki, 24 Haziran seçimleri,diğer şaibeli seçimler gibi, tüm iktidar olanakları kullanılarak “baskın basanındır” anlayışıyla yönlendirilmeye çalışılacak…

24 Haziran’a giden yolda, pek çok  sorun ve belirsizlik dikkat çekiyor…Bu yazıyı, hazırladığım,26 Nisan 2018 tarihine kadar 100 bin imza ile Cumhurbaşkanı adayı göstermenin uygulaması, usul ve şartları dahi henüz belli değildir. Zaten, partili Cumhurbaşkanı Erdoğan; aylardır AKP’nin il ve ilçe kongreleri vesilesiyle her gün ve her biri tüm kanallarda canlı yayınlanmak zorunluluğunda olan seçim mitingleri yapmaktadır. Diğer partilerin bir kısmı, henüz adaylarını dahi belirleyememiştir…Dahası, Erdoğan dışında kimse, seçim kampanyasına başlamış değildir.

Baskın seçim kararından hemen önce, sıkıyönetim niteliğindeki Olağanüstü Hal, 3 ay daha uzatılmıştır. OHAL’in 16 Nisan referandumunda AKP tarafından kendi lehine ve rakiplerinin aleyhine kullanıldığı, bundan sonra da kullanılacağı ortadadır. Erdoğan ve müttefiklerinin bu seçimde de, en önemli kozlarından biri OHAL’dir. Bilindiği gibi, OHAL şartlarında, seçime gitmek, grevleri yasaklamak, demokratik hak ve özgürlükleri kısıtlamak, faşizmin belirgin uygulamalarıdır… Günümüz seçim şartlarında,16 Nisan Referandumunu, halk nezdinde şaibeli hale getiren, başta mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılması olmak üzere, ne kadar hukuk dışı uygulama varsa hepsini yasallaştırdılar. Bunların yanında, bir dizi antidemokratik madde ile sopalı bir seçime yasal dayanaklar oluşturdular. Bu yetmedi Aydın Doğan’ın medyasını, Ziraat Bankası’nın 2 yıl geri ödemesiz kredisi ile Demirören’e satın aldılar. Toplumsal muhalefetin asla yararlanamadığı bir “Medya tekeli” oluşturdular.
Afrin harekâtı bile seçim yatırımı olarak kullanıldı… Bundan sonra da kullanılabilir… Erdoğan, harekâtı AKP’nin Kütahya İl Kongresi’nde duyurdu. Asker cenazeleri dâhi, parti propagandası için kullanıldı. Eleştiriler yoğunlaştığında AKP sözcüsü Mahir Ünal “Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı, siyasi iradenin başarısıdır” diyerek siyasi propaganda yapmakta sakınca görmediklerini söyledi. Erdoğan ise Afrin’e girilmesinin ardından erken seçime gidileceği eleştirilerine AKP MYK (4 Nisan) toplantısında, şöyle cevap veriyordu: “Bu fırsatçılık olur. Hiç bize yakışacak bir iş değildir.” Ve bu sözlerin ardından Erdoğan, olabilecek en erken tarihlerden birinde erken seçim yapılacağını açıklamıştı…
En önemlisi de Türkiye’nin hızla içine sürüklenmekte olduğu ekonomik kriz, toplumu, canından bezdirmeden “atı alıp Üsküdar’a geçmenin” derdindeler. Bunun için ağır ve kronik hasta olan ekonomiye aşırı dozda ağrı kesici enjekte ediyorlar. Yapılan tüm uygulamalar, tüm populüst seçim vaatleri; önlenemeyen ekonomik ve sosyal krizi ertelemek içindir… Doların, Euro’nun durdurulamayan yükselişi sürüyor. Yaklaşık 1 trilyon doları bulan dış ve iç borç var…
Faiz yükü altında inleyen ekonomide, krizin boyutları çığ gibi büyüyor… Muhalefet Partileri için İktidar, ateşten gömlek… Tüm kurumlar ve bitirilemeyen işler, enkaz halinde… Yapısal hastalık, her geçen gün daha da ağırlaşıyor... Halka; işsizlikle, yoksullukla ödetilecek fatura, günbegün kabarıyor. Bankalar, batan şirketleri ve müteahhitleri kurtarmak için seferber edilmiş durumda... Şeker Fabrikaları haraç mezat satılıyor. Ormanlar peşkeş çekiliyor. Devletin mallarını satarak yönetilen ekonomi, hızla çöküyor… Emekçi halktan esirgenen paralar “teşvik” adı altında sermayenin önüne seriliyor. Kendi seçim kampanyalarını, halkın ekmeğinden ve emeğinden çalarak, milletin birikimlerini yağmalayarak finanse ediyorlar. 

Tüm bu olumsuz koşullara karşın, umarız, 24 Haziran’da, tek adam rejimini hedefleyen diktatörlük değil, güçler ayrılığını öngören parlamenter demokrasi kazanır.