Bugünkü ekonomik, politik ve örgütsel düzen içinde, görünen odur ki, egemen güçler, önümüzdeki süreçte, otoriter siyasetlerini, baskılarını büsbütün artıracaklar.

Yönetim erkinin tüm olanaklarını, tek taraflı ve sonuna dek kullanarak, sözde “seçim ve ulusal irade” görüntüsü altında, güç toplayanlar; ülkeyi “uluslararası sermayenin kolaylıkla avlanacağı özel bir alan” olarak düzenlemeye çalışıyorlar. Egemen otoritenin, ülkeyi, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)  doğrultusunda, emperyalist odakların arzuları yönünde dönüştürme gayretlerine tanık olmaktayız. Otoriter rejimin, iktidardan gitmemek üzere kendini yapılandırdığı yeni siyasal organizasyonu; göstermelik yerel seçimlere karşın, alternatifsiz biçimde yoluna devam ediyor. Bu yönde, tüm pürüzleri ortadan kaldırarak rahatça ilerliyor.

Otoriter rejimin, çok boyutlu bir “savaş aygıtı” niteliği taşıdığı, emekçi kitlelere, ezilen halka ekonomik ve politik savaş rüzgârları estireceği, açık bir gerçeklik olarak ortada durmaktadır. 2019’da, bu savaş rüzgârlarının, sadece doğuda değil, batıda da estirileceği, ülkenin her tarafına yayılacağı, işçi ve emekçi kitlelere, zalimane bir şekilde yöneleceği, zam furyasının işsizlik ve yoksulluğun, hak gasplarının hızla artacağı, bir sır değil.

Egemen yönetimyakın geçmişte, çalışanlara verdiği, seçim vaatlerini;  bir türlü yerine getirmedi. 2019 yerel seçimlerinden sonra da gizli gündemlerindeki yeni hak gasplarını, birer ikişer serecekler emekçilerin önüne… Çalışanların; temel hak ve özgürlüklerinin yanı sıra, sendikal hak ve kazanımları da onların hedefindedir.

Demokratik hak ve özgürlüklerini kullanmak, genişletmek isteyen emekçilere ve ezilen halka yönelen katliamlar ve tehditler sonucunda sokaklar, alanlar, kitlesel muhalif hareketlerden büyük ölçüde temizlendi. Bundan sonra ise, tüm muhalif hareketleri, önce binalara hapsedip sonra da tamamen sindirmeye çalışacaklardır. İktidarı savunmak serbest, eleştirmek suç... Bu eşitsiz koşullarda yapılacak yerel seçimlerde, muhalefetin çok fazla bir başarı göstermesi mümkün görünmüyor… Özgürlüklerin önündeki en büyük engel, pekiştirilmiş rejiminin baskıcı karakteridir.

Irkçı-şoven bir anlayışla, farklı kimliklerin toplumsal ve siyasal yaşamda, kendilerini ifade etmesi, çeşitli gerekçelerle, bahanelerle engellenmektedir. İnsanları ve halkları; birbirine düşman eden, ötekileştirici, düşmanlaştırıcı politikalar; toplumsal bütünlüğün, en büyük tehdidi olmaya devam ediyor. Yoksul halkı, iliğine kadar sömüren, ülkenin tüm gelir kaynaklarını, yabancılara peşkeş çeken, özelleştiren, pek çok alanda üretimi durduran, halk yararına çalışan fabrikaları kapatan, tarım ve hayvancılığa ağır bir darbe vuran sermaye egemenleri,  emperyalistlere yaranmaya çalışıyorlar.

Gelinen aşamada, emekçi kitleler; "ileri demokrasi" maskeli faşizme karşı, hak ve özgürlük istemlerini, yeniden örgütleyip seslendirmek göreviyle karşı karşıyadır. Sermaye egemenliğine ancak sömürü düzenini aşmayı hedefleyen, alternatifini ortaya koyan adil, demokratik, katılımcı bir örgütsel ve yönetsel anlayışla karşı çıkılabilir. Bu anlayışla, emekçi halk güçleri, tarihsel görevlerine, daha kitlesel ve coşkulu biçimde sahip çıkmak durumundadır. Demokrasi güçleri; halkçı, özgürlükçü, eşitlikçi, ekolojist bir toplumsal muhalefetin yeni yaratıcıları olmak durumundadır… Ezilenlerin vicdanında, kendini yeniden üreten, savaşsız, sömürüsüz bir dünya arayışı; tüm zorluklara karşın, önümüzdeki toplumsal mücadelenin ve başarıya giden yolun temel çizgisini oluşturacaktırBu düşüncelerle, 2019 yılı, tüm halkımıza hayırlı olsun!