Amacımız ilerlemek, gelişmek, kalkınmak; bu ilerlemişliğin ve kalkınmışlığın içinde “insan olmak” ve “insan gibi yaşamaktır.”

İlerlemiş, gelişmiş, kalkınmış ülke-toplum, her ne kadar bireyine “gayri safi milli hasıladan-ulusal gelirden” yüksek pay-20 bin, 30 bin, 40 bin dolar-veren ülke ise de petrolden zengin olmuş Arap ülkeleri “kalkınmışlıktan” sayılmıyorlar.

Kalkınmada para önemli bir faktör olsa da, ekonomistler paradan başka özellikleri de göz önünde bulunduruyorlar: Çağdaş tanımlamada “önem sırasına göre sorunlarını çözen ülke kalkınmıştır”, ya da “akla, bilime, teknolojiye, sanayiye dayalı, çağdaş tüketim mallarını üreten ülkelere ilerlemiş, gelişmiş, kalkınmış ülke” diyorlar. Kimileri de tek ölçüt olarak eğitimi alıyorlar.

Çağdaş insan da “çağa göre düşünen ve yaşayan insandır.”

Sanayide dev yatırımlar var. Fabrikaların çalışması için “insanların tüketmesi” gerek. İnsanların ihtiyaçlarının karşılanması için fabrikada dişlilerin, çarkların dönmesi gerek. Bu, makinelerle insanların karşılıklı ve dengeli bir ilişkisidir. Biri durduğunda “kıriz” yaşanır. Üretim ve tüketim arasındaki dengenin bozulmaması lazım. Ekonomi çarkı bu “alış = veriş” dengesinde döner. Sorunlar, buhranlar, sıkıntılar hep bu dengenin bozulmasıyla ortaya çıkar.

Sanayi devrimi gerçekleştiğinden bu yana insanlık dev adımlarla ilerlemiş, devrimin dışında kalanlar ve kalmaya direnenler kalkınamamışlar, sürünmekten kurtulamamışlar ya da gelişmiş toplumların ancak işçisi, tuvalet temizleyicisi olabilmişlerdir.

Gelişmiş toplumlar aynı zamanda tüketim toplumlarıdır da. Bireylerinin gelir düzeyleri yüksek olduğu için “tüketim mallarına ayırdıkları para” bütçelerini sarsmıyor. Gelişmemiş, azgelişmiş, ya da geri kalmış toplumlarda bireylerin geliri, giderlerini karşılamadığı için sürekli açık veriyor, bu yüzden borçtan kurtulamıyorlar.

Araba almak ve kullanmak bir ihtiyaçtır. Ücretini ödeyemiyorsan, dişinden, tırnağından, çocukların eğitiinden, boğazından kısarak taksitlerini ödüyorsan, büyük haksızlık yapıyorsun demektir. Ne yapalım “herkesin borç edip araba aldığı” bir ülkede biz geri mi duralım; vergisini, sigortasını, benzinini karşılayamıyorsan “araba almak neyine gerek” mi diyelim, bu “çağdaş oyuncağı” almayalım mı, kullanmayalım mı? İnsanlığın en muhteşem buluşu elektiriği, “faturalar yüksek geliyor” diye eve sokmayalım, bağlatmayalım, yakmayalım mı?

Hadi araba ihtiyacını dolmuşlarla, otobüslerle idare ettik diyelim; elektiriğin yerine neyi koyalım; çağdaş tüketim ürünlerinden buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın, ütü, termosifon, elektirik süpürgesi, saç kurutma ve ekmek kızartma makinesi almayalım mı?

Bunları düşünüyor, gündeme getiriyoruz da, “dünyanın en pahalı elektiriğini, dünyanın en pahalı doğalgazını neden biz kullanıyoruz?” Neden “dünyanın en pahalı benzinini” biz satın alıyoruz? Neden dünyanın en pahalı internetini biz kullanıyoruz? Neden dünyanın en pahalı otomobilini, telefonunu biz alıyor, en pahalı arsa vergisini biz ödüyoruz? Neden halk ve bordro mahkumları pahalılık-dar gelirlilik-ağır vergi yükü kıskacından bir türlü çıkamıyor?

İki kişilik bir ailede elektirik faturası 186.50 TL. Dünyada böyle bir örneği var mı?

Dolar yükseldi, her şeye geldiği gibi elektiriğe de %40 zam geldi. Dolar 7.25’ten 5.35’e düştü, ama benzinin dışında hiçbir ürünün, elektirik de buna dahil, fiyatı düşmedi. Bu halka, bu millete reva görülen bu mudur? Bu kadar zam, bu kadar vergi nedir? Yap-işlet-devret

zararları mı karşılanacak, yoksa borçları silinenlerin yarattığı bütçe açığı mı kapatılacak? Nasıl olsa hovardaca harcanan paralara da bu milletin gıkı çıkmıyor, vurun abalıya gitsin.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…