15 Temmuz Demokrasi Şehitlerimizi andık. 2016 yılı 15 Temmuz’unda ordu içindeki Feto kişisine ve örgütüne bağlı bir silahlı çete “laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletine” kastedetmeğe kalkıştı. Şimdiye kadar görülmedik bir şekilde “darbe yapmak için erken saatler”de saldırıya geçti. İlk kez sivil insanların üzerine ateş açıldı. Büyük Millet Meclisi bombalandı. Ülkemizin cumhurbaşkanının canına kastedecek saldırılar yapıldı. Ordu içindeki devletine, ülkesine bağlı Atatürkçü subayların ve halkın karşı çıkışıyla bir kaç saat içinde asker-polis ve sivil yurttaş olmak üzere 249 şehit 2196 kadar gazi verilerek bu kanlı ve kalleş saldırı önlenebildi.

Nereden bakılırsa bakılsın, askeriyede, poliste, bürokraside, yargıda, sivil hayatın çeşitli örgütlenmelerinde, “şeriat kafalı bir köy imamın”nın peşine takılarak böyle bir saldırıya kalkışabilmek ancak “sapkınlık”la, “gaflet ve hıyanet”le açıklanabilir.Ancak Türk halkı -içinden askere saldıran, başını kesen hainler çıksa da- kendi yaşama düzenine yapılan bu saldırıya geçit vermemiş, saldırganlar ise hesap vermeğe başlamışlardır.

****

AKP bu kanlı darbe girişiminin “sadece kendi iktidarına karşı” yapıldığı algısını yaratmağa, buradan “mağduriyet payı” çıkarmağa çalışıyor. Bu darbenin önlenmesinde halkın, yurtsever, ülkesine ve ordusuna bağlı subayların ve emniyet güçlerinin cansiperane çalışmaları olduğu halde, bütün bunların hepsini “kendi başarısı” olarak sunuyor. “Şehitler Anması”, neredeyse “Zafer kutlaması”na dönüştürülmeğe çabalanıyor.

Bu Feto darbesini bir “askeri darebe” olarak kabullenmek doğru olmamalı. Çünkü “askeri emir ve komuta zinciri içinde” bir harekat olmadığı ortaya çıkmıştır. Çünkü, 27 Mayıs ve 12 Eylül askeri darbeleri bu şekilde olmuştu. Bu harekat ise, asker ve polis içinde örgütlenmiş bir grubun devlete, laik Cumhuriyete, parlamenter demokrasiye karşı “bir din devleti” kurma amaçlı, kanlı sonuçlar veren “çılgınlığı”dır.

*****

Büyük Orta-Doğu Projesi de Türkiye’de “ılımlı bir İslam devleti” oluşturulmasını istemiyor muydu? Tarif edildiğine göre 60’lı, 70’li yıllardan bu yana devlet bürokrasisi ile asker ve polis içinde yuvalamıyorlar bunun için değil miydi? İlk elde etmeğe çalıştıkları kurumlar eğitim kurumları;okullar, yurtlar, dersaneler, yuvalar, “ağabeyler”, “ablalar” bu amaçla örgütlenmiyorlar mıydı? “Dinci-islamcı-imancı” çember bu yollarla genişlemiyor muy du?

Yurtdışından bir takım çevreler ve yurtiçinde onların işbirlikçileri ellerini ovuşturmuyor muydu? Hele bir düşünelim “Okullardan Atatürk resimlerini indirmelisiniz”, “üniter devlet gereksiz”, “Bu kadar büyük ordu çok”, Türkiye Ilımlı İslam modeline geçmeli” diyenleri, bu konuda “Türkiye Raporları” hazırlayan CİA şeflerini de bir hatırlayalım bakalım..

*****

Bizim çocukluk ve gençlik dönemimizde “namazı-niyazında adam” sözüyle, insanlar arasında “dürüst-ibadetine düşkün-kötülük gelmez” bir kişiler tariflenirdi. O dönemlerin bu niteliklerine uygun insanları gerçekten de bu tanımlamaya uygun insanlardı. Halk arasında da sırf bu özelliklerinden ötürü kendilerine saygı duyulan kişilerdi.

Amaçları “din yoluyla” insanları kandırmak, onları “Allah-Kur’an-Peygamber” diyerek kendi çizgilerine çekmek isteyenler, öncelikle halk arasındaki bu “samimi görüşü” kullandılar.

Yine halk arasında “Sersem tavuk” sözü hangi anlamlarda kullanılmıştır bir düşünelim. Eğer gazetelerle, din adamlarıyla, tv programlarıyla insanlara “dinsel tuzaklar”1 kurulmasına izin verirseniz, devleti için her türlü mihnete, fedakarlığa hazır” olan bu halkın, “sersem tavuk haline” getirilmesini sağlarsanız, o “ülkede istediğiniz gibi at oynatabilirsiniz” artık.

Çünkü bu saldırı tek kanallı, yanlı bir saldırı değil, uluslararası ilişkilerin ve örgütlenmelerin de görev aldığı “çok amaçlı bir saldırı niteliğini” taşır.

*****

Bu işin aklımıza gelen ilk çaresi “dindar-kindar nesil yetiştirme” anlayışından, “Cumhuriyet değerlerini özümsemiş-yurtsever-demokrat-araştıran-soruşturan kuşaklar yetiştirilmesi”anlayışına hemen, acilen geçilmelidir. Müfredat programlarımız buna göre hazırlanmalıdır. Demokrasi kültürü almış kuşaklar, inanıyoruz kid aha başarılı olacaklardır.

Batı dünyası ile ters düşmelerimizin ardında “dini değerlerimiz” değil, “dini değerlerimize yaslanarak, onları kullanarak politika üretmeye kalkmamız” yatmaktadır.

Ne diyor Ziya Paşa : “Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm / Dolaştım mülk-i islamı bütün viraneler gördüm”..Bizim de kâşanelerimiz, yollarımız, hava alanlarımız var amma, bilimsel alanda başarılarımız -bireysel başarılar dışında- yok denecek kadar azdır. Genel olarak Prof. Aziz Sancar’a göre; “İslam ülkeleri de 500 yıllık bir süreden bu yana bilim alanında herhangi bir varlık gösterememiş”tir.

Böylesi ulusal, dini, anma günleri, “Yurtta ve dünyada barış” ilkesiyle ile yeni bir bakışın, anlayışın şimşekleri ile gözlerimizi kamaştırmalı, “ülkemizi çağdaş ülkeler düzeyine yükseltmenin” kıvılcımlarını çakmalıdır.Bizim dileğimiz budur.