Tonya Doğa, Yaşam, Turizm ve Kültür  Derneği (TOY_DER) tarafından düzenlenen panelde Kadıralak Yaylası ve Biçinlik Taşocağı tartışıldı.

TOY-DER’in Saklı Bahçe kafede düzenlediği panele konuşmacı olarak İzmir Barosu Avukatlarından Şehrazat Mercan ve Ozan Karagöz katıldı. Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Üyesi olan avukatlar, doğal çevrenin korunması konusunda açıklamalarda bulundular.

Panele Ortamahalle, Yenimahalle ve Biçinlik Mahallesi’nden onlarca vatandaş katıldı.

Kadıralak Yaylası’nın üçüncü derece sit alanı statüsünden çıkarılarak “Sürdürülebilir Koruma ve Kullanım Alanı” olarak belirlenmesinin getireceği olumsuzlukları ifade eden Avukat Ozan Karagöz şöyle konuştu:

Betonlaşmanın önü açılıyor…

“Eski mevzuat gereğince koruma alanları üçe ayrılmıştı. Birinci derece sit alanlarında yapılaşmaya kati surette yapılaşmaya izin verilmiyordu. İkinci derece sit alanlarında da ciddi bir koruma mevcuttu. Üçüncü derece doğal sit olanı olarak belirlenen yerlerde ise yine kesin kurallarla yapılaşma engelleniyor, betonlaşmaya izin verilmiyordu. Trabzon Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu, Kadıralak Yaylası’nın üçüncü derece doğal sit alanı olmasını değiştirdi. Bu değişikliğin dayanağı, 2012 yılında yapılan mevzuat değişikliği.  Bakanlık bir, iki, üç olarak sıralanan koruma alanlarına yeni kavramlar getirdi. Yeni bir yönetmelik hazırladı. Buna göre kesin korunacak alan, nitelikli koruma alanı ve sürdürülebilir koruma ve kullanım alanı… Kadıralak Yaylası’nın ilgilendiren de bu. Kadıralak Yaylası’nın büyük bir kısmı, sürdürülebilir koruma ve kullanım alanı olarak belirlendi. İşte tam da buna itirazımız var. 2012 değişikliğinde, ‘Biz doğayı koruyacağız, sadece mevzuatta bir kavramsal değişikliğe gidiyoruz.” denildi. Esasında bu yorum dürüst bir yorum değil. Neden? 5 Ocak 2017’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından bir ilke kararları alındı. Bu kararlar, Kadıralak Yaylası’nın geleceği açasından çok önemlidir. Bakanlık şunu söylüyor: Sürdürülebilir koruma ve kullanım alanı olan yerlerde, düşük yoğunlukta turizm ve konut yerleşimine izin verilebilir. Düşük yoğunlukta yerleşim alanı açık bir şekilde iki katlı villa kentlerdir. Sadece bir kavramsal değişiklik değil, bir yapılaşma değişikliği de geliyor.”

Villa kentler dikilecek…

“Kadıralak Yaylası’nın koruma alanı sınırlı bir alandı. Şimdi alanı büyüttüler.” diyen Karagöz şöyle devam etti:

“Çam ve ladin ağaçlarının bulunduğu orman da korumaya dahil edildi. Bu güzel bir şey. Zaten orman alanları Anayasa ve orman Kanunları tarafından korunuyordu. Sürdürülebilir koruma alanlarındaki yapılaşmanın birçok örneği var. Oralarda villa kentler, çok katlı oteller yapılıyor. Oradaki vatandaş gittikçe mülksüzleştiriliyor. Kadıralak’ta bahar aylarında açan Kar Yıldızı çiçeği uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmıştır. Bu çiçek sadece, bu yörede yaşayanların değil, önemli bir dünya mirasıdır. Ortamahalle ve Yenimahalle halkı Kadıralak Yaylası’nı kadimden beri yaylak olarak kullanıyor. Dava açmadan önce muhtarla, ilçedeki yöneticilere ulaştık. Buradaki sıkıntıyı dile getirdik. Hukuk devletinde vatandaşın geleceği varsayımlara bırakılamaz. Bu yaylanın geleceğini şansa, kadere bırakamayız. Ben varken, oraya kimseyi sokmam demek, yeterli değildir. Ülkeye akan bir Arap sermayesi var. Bu bölgeye de turizm adıyla geliyor. Düşünün, bir yatırımcı geldi, Kadıralak’ta bir villa kent kurmak istiyorum dedi. Nereye gidecek? Kimsenin haberi olmadan Trabzon Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’na gidecek. İsteğini anlatacak. Kurulun kararı ile gelip villa kenti dikecek. ”

 

Koruma statüsü başka, Tabiat Parkı başka…

Halkı aldatıyorlar diyen Karagöz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Rantçı bir şirkete rapor hazırlattırıp koruma statüsünü düşüreceksin. Yapılaşmaya açacaksın. Sonra da Tabiat Parkı ilan ettik, oraya kimse dokunamaz diyeceksin. İki ayrı hukuki konumdur. Koruma statüsü başkadır, Tabiat Parkı başkadır. Yeni statü ile Trabzon Tabiat Varlıkları Kurulunun bir imzası ile Kadıralak Yaylası tarumar edilir. Tabiat Parkı meselesi yalan, inanmayın… Kadıralak meselesi, doğmamış çocuklarımız meselesidir. Bu yüzden elbirliğiyle sahiplenmeliyiz. Gelelim turizm konusuna. Mera kanununa göre vatandaş bir turizm kooperatif kurarak 25 yıllığına alanı kiralayıp turizm faaliyeti yapılabilir. Bizim önerimiz bu. Bunun en belirgin örneği Muğla’da yaşanıyor. Oradan gelen para kooperatif aracılığıyla halka kalıyor. Turizm istiyorsanız, gelin bu alanın temelini sağlamlaştıralım. Doğru statüyü belirleyelim. Nitelikli koruma alanı yapalım.”

Vekiller ve belediye de müdahil olsun…

Milletvekillerinin de davaya müdahil olmasını isteyen Avukat Karagöz:

“Kadıralak Yaylası’nın statüsü belirlenirken Ekoplan A.Ş. adlı bir şirket rapor hazırladı. Bu şirket Çanakkale-Biga’da termik santral işi yapıyor. Yaylanın statüsü belirlenirken buradaki vatandaşlara bir şey sorulmadı. Biz Kadıralak Yaylasının geleceğini, bilimsel olmayan bir rapora teslim edemeyiz. Bu alanı mera olarak kullanmak istiyoruz. Turizm potansiyelini de Tonya halkı olarak değerlendirmek istiyoruz. İdari Mahkemeye dava açtığımızda bir tartışma yürütüldü. Milletvekili Haluk Pekşen’e, Salih Cora’ya, belediye başkanlığına davaya müdahil olmalarını isteyen birer mektup yazdık. Pekşen, müdahil oldu. Diğerlerinin de Kadıralak Yaylası’na sahip çıkmak üzere davaya müdahil olmalarını bekliyoruz.” dedi.

Yaylama dokunma…

Konuşmanın sonunda söz alan Mevlüde Şişman “Benim köydeki evimi kamulaştırıp yıktılar. Oradan aldığım parayla Kadıralak’ta bir yayla evi yaptım. Onu da mı yıkacaklar? Yaylamıza dokunmasınlar.” şeklinde konuştu.

  1. maddeyi geçirtmeyin…

Daha sonra söz alan ve “Anayasa’nın 56.maddesine göre herkesin sağlıklı çevrede yaşama hakkı olduğunu söyleyen Avukat Şehrazat Mercan şöyle konuştu:

“Anayasa, sağlıklı bir çevreyi korumak devletin ve vatandaşın görevidir diyor. 27 Eylül’de Meclis’e bir torba kanun tasarısı geldi. Torbanın içine bir 54.madde atmışlar. Bu madde şunu söylüyor: Biri ÇED kararı almak için başvurduysa, bunu üç ay içinde sen tamamlayamazsan ÇED kararanı almış sayılacak diyor. Ne olacak bu kadar kanun, anayasa, yönetmelik? İşte sizin güvenliğinizin altındaki tuğlayı çekip alıyor bu madde. Milletvekillerine telefon edin, faks çekin, mektup yazın. Bu maddeyi geçirmesinler. Bizim bölgemizde, birsiniz bir zeytin kanunu vardır. Zeytin kanunu tam sekiz kere Meclis’e getirdiler. Sekizinde de o bölge ayaklandı. Dediler ki, biz zeytine dokundurtmayacağız. Komisyonlarda ben de bulundum. Milletvekilleri dediler ki, bu kanunu geçirirsek, bizi o bölgeye sokmazlar. Kanun çıkmadı. Bu torba kanundaki tehlike, Tonya için de bütün Türkiye için de çok büyük bir tehlike…”

Taşocağı girerse yüz yılda çıkaramazsınız…

“Davanın arkasında durursanız kazanırsınız.” diyen Avukat Mercan şöyle devam etti:

“Bu sadece bir taş ocağı değil. Patlatma sırasında çıkacak toz 30 saniyede çökeliyor. Asıl toz, kırma-eleme sırasında. Gün boyu toz çıkaracak. Stoktan yükleme yaparken toz çıkacak. Kamyonlar taşırken toz çıkak. Taşocağı buraya girerse, yüz yıl çıkaramazsınız. Mevcut ocakları kapatmakta çok güçlük çekiyoruz. Ama henüz başlama aşamasında ise, siz de davanın arkasında durduğunuzda davayı kazanıyoruz. Buraya taşocağını sokmayın, sokarsanız sayısı artar. Siz eğer, onun partisi o, bunun partisi bu, o komşuyu sevmiyorum falan gibi dağılırsanız, bu işte yenilirsiniz. Avukat davayı kazansa bile siz arkasında durmazsanız gene gelirler, gene karar veririler. Onun için diyorum ki, o mahkeme kararlarının arkasında halk varsa, halkın iradesi varsa giremezler. Sayınızın azlığı önemli değil, çoğalırsınız. Bu kadar güzel yerleri gördükten sonra, yurttaş olarak benim de hakkım hukukum varmış gibi, durumu soracağım, takip edeceğim. Bu cennet toprakları koruyun.”

Daha sonra söz alan vatandaşlar, çimento fabrikası ile mücadele ederken asıl tehlikenin taşocakları olduğunu biliyorduk. Bu mücadeleyi de kazanacağız dediler.