Hasan Kalyoncu/Yazdı...

Turizm…

Bacasız sanayi diye adlandırılan ticari sektör.

Ülkelerin pek çoğunun ulusal gelirinde önemli payı var.

Yıllardan beri turizm deyince akla, deniz, güneş, plaj, eğlence… gelirdi.

Son yıllarda güney ve batı sahillerinde yaşanan sıkışma, iklim değişikliği insanları farklı arayışlara yöneltti.

Doğa turizmi, yayla turizmi öne çıkmaya başladı.

1980’li yıllarda Rize Belediye Başkanı Bülent Koç , “Yağmur turizmi yapacağım.” dediğinde şaşırmıştı herkes. Başkan, “Yağmurda Arapları ıslatacağım.” diye de eklemişti.

Geldik bugüne…

Araplar ıslanıyor mu, ıslanmaktan keyif alıyor mu, onlara sormak gerek…

Tonya’da turizm…

Tonya’da turizm deyince herkesin aklına bir şeyler geliyor.
On beş yirmi yıldan beri, resmi toplantılarda, çay ocaklarında, kahvelerde, sokakta turizm konuşuluyor.

Hayvancılığın can çekişmeye başlaması ile yeni ekonomik yol, turizm olarak görünüyor. Bilen de bilmeyen de konuşuyor. Konuşmaların buluştuğu tek sözcük turizm…

Biz de söz söyleyenlerden biri olduk yıllardan beri.

Ciddi anlamda projeler ortaya koyduğumuzda, kimileri dudak büktü, kimileri omuz silkti, kimileri şaşırdı... Sonra, bizim ortaya koyduğumuz projeleri dayanak göstermeye başladılar.

Ne güzel!...

Sözümüzün arkasındayız…

Ne demiştik özetle?

“İnsanların geçimlerini sağlayacak miktarda paranın ceplerine girmesini hedefliyoruz. Turizmden yeterli payı alacağımıza inanıyoruz. Tonya’nın doğası, havası buna elverişlidir…”

Bugün de o zaman söylediklerimizin arkasındayız. Ancak, bizim söylediğimizle başkalarının söylediği aynı değil.

Belli ki turizmden farklı şeyler anlıyoruz...

Bizim ajandamızda, turizmden yöre insanının para kazanması notu var.

Tonya’nın doğasını, yaylalarını turizm adı altında rantçılara peşkeş çekmek yok…

Başka ajandalarda ne var?

Doların yeşili ile doğanın yeşili mi buluşacak yaylalarımızda?

Tonya’nın doğasını göletlerle süsleyelim dedik… Duruşumuz aynı, değişen bir şey yok! Rüzgarın estiği yöne çamaşır asmıyoruz biz. Dün ne demişsek, bugün de o sözümüzün arkasındayız. Ne var ki, şunu anlatmak zorundayız:

Göletlere evet de… Göletin çevresi ne olacak?

Basitleştirerek soralım: Göletin çevresinde betonlaşma olacak mı? Oradaki çay ocağını kim kuracak, kim çalıştıracak? Tonyalı mı, başka birileri mi? Daha pek çok sorunun yanıtını açıkça ortaya koyalım, kafamızda netlik olsun… Soruların yanıtını karar vericiler halka anlatmalı…

Kalınçam’da gölet yapalım dedik... Dudak bükenler öneriye sahip çıktı sonra. Mutlu olduk…

O mutluluk uzun sürmedi… Bir de baktık ki, Kalınçam vadisinde, Folderesi’nin sağı solu duvarlarla çevriliyor, doğallık bozuluyor. Gölet yapılacak alana duvarların temelleri atılıyor. Canlı ile suyun bağlantısı kesiliyor. Bu kafayla turizmden söz edenlere gülünür ancak…

Taşkından korumaysa amaç, kale duvarları ile suyun çevresini kapatmak gerekmezdi. Doğaya uyumlu, zamanla varlığı bile fark edilmeyen tahkimatlar yapılamaz mıydı?

Bir süre önce, dere yatağına sokulan iş makineleri ile Folderesi yatağının faunasını bozmak hangi aklı evvelin marifetiydi?

Vadide taşocaklarının açılacağını, maden sahaları için ruhsat verildiğini duyuyoruz.

Taşocağı mı, maden mi, turizm mi?...

Bir karar verin de bilelim…

Önerdik, duyan olmadı…

Üç yıl önce başka bir öneri koyduk ortaya:

24 ülkede 200’e yakın ilçe ya da beldenin üye olduğu, adına Cittaslow denen “Yavaş Şehir / Sakin Şehir” uygulamasının Tonya’yı iyi bir geleceğe taşıyacağını söyledik. Kimse, bu da nedir diye sormadı. Üç yıl içinde Artvin’in Şavşat ilçesinin “Sakin Şehir” üyeliği onaylandı. Ardanuç’ta da çalışmalar sürüyor. Ordu’nun Perşembe ilçesi yıllardır üye… İzmir’in Seferihisar’ı Türkiye’deki ilk üye ilçe…

Tarihi, doğayı, yaylaları, kültürü, taş evleri bozmadan herkesin cebine para girecek bir uygulama Cittaslow!…

Tabiat Parkı…

Gelin görün ki…

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Trabzon’da yaptığı konuşmada, “Kadıralak Yaylası’nı Tabiat Parkı ilan ettim. Yap-işlet-devret yöntemi ile altı ay ilâ bir yıl içinde gerekli tesisler yapılacak.” dedi.

Tabiat Parkı ilan ederken kadimden beri o yaylada yaşayan, yaşamaya devam eden, hayvanını otlatan, kestiği çayırı zor koşullarda kurutarak kışa hazırlayan yöre sakinlerinin görüşü alındı mı? Tabiat Parkı’nın ne getireceği, ne götüreceği onlara anlatıldı mı?

Ben yaptım oldu, anlayışıyla vatandaşı karşıya alarak yapılan hangi iş başarılı oldu?

Bakan’ın sözlerinde, bizim tehlike gördüğümüz bir şey var.

O da şu:

Yap-işlet-devret yöntemi ile tesislerin yapılacağı. Hem de altı ay ilâ bir yıl içinde…

Yap-işlet-devret sözü, pek çok tehlikeyi içinde barındırıyor. Kim yapacak? Hangi şirket? Kime ihale edilecek? Kaç yıl işletecek? Tonyalı bu işletmenin neresinde yer alacak?

Ortamahalle, Yenimahalle, Çamlı, Karaağaçlı sakinlerinin bu yöntemde yeri ne? İnsanlığın düşmanı beton ne kadar kullanılacak?

Soru çok, ama yanıtını ortaya koyan yok… Ben, böyle karar verdim, siz de uyun demekle olmuyor…

Yaylalarda turizm yapılacaksa, yöre sakinlerinin acilen Turizm Kooperatifleri adı altında örgütlenmesi şart. Turizm yatırımları, kurulacak kooperatifler aracılığı ile yapılırsa, yöre insanı kazanır. Bir de yatırım için öncelik bu kooperatiflerin olur; yabancıların değil!...

Her şeyin bir “ama”sı var…

Konunun bir başka yönünü de ortaya koymak görevimiz.

Yaylalarımızda yıllardan beri süregelen çarpık yapılaşma ile doğanın bozulmasına yol açtık. Bunda bizim de kabahatimiz var. İğneyi kendimize de batıralım. Yanlıştan dönmek için kararlı bir adım atalım. Çok katlı beton ucubelerle doğayı barıştırmanın bir yolunu bulalım. Teşvikle mi olur, kredi ile mi olur, ne yolla ise evlerin görünümünü doğaya uygun hale getirecek yöntemi bulup uygulayalım. Ondan sonra da gelecek beton tehlikesine karşı tepkimizi dile getirelim. Ben yaparsam olur, başkaları yaparsa olmaz anlayışı inandırıcı değil…

Sözü uzatmanın gereği yok…

Uzaktan akıl veren çok... Bedava akla da Tonyalının ihtiyacı yok…

Evet, turizm istiyoruz!... Gölet de istiyoruz… Karşı olduğumuzu kimse iddia etmesin… İşin bir de “aması” olduğunu unutmayalım.

Aması şu:

Doğayı bozmaya hayır!... Turizmden üç kuruş gelecekse, Tonyalının cebine girsin. Yaylalarımızı, doğamızı rant sahiplerine peşkeş çekmek mi?...

Sonuna kadar HAYIR!...