İstanbul Sözleşmesi, ilk imzacısı olan Türkiye’nin sözleşmeden geri çekilmeyi tartışması ile birlikte hepimizin ana gündemlerinden biri oldu. Gerek sosyal medya gerek yazılı ve görsel basında her gün tartışılan İstanbul Sözleşmesi’ni Trabzon Kadın Savunma Ağı’ndan Şerife Uyanık ve Damla Kenanoğlu ile konuştuk. Soruları ve verilen yanıtları okuyucularımızla paylaşıyoruz.

En temel sorudan başlayalım İstanbul Sözleşmesi nedir ve kadınlar için neden önemlidir?

Şerife: Türkiye’nin 2011 yılında ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi en temel olarak şunu söylüyor aslında: Kadınlara yönelik şiddeti önle, şiddete karşı koru, etkin bir kovuşturma süreci yürüt ve bu yönde politika üret. İstanbul Sözleşmesi Türkiye tarafından çekincesiz olarak 2011 tarihinde imzalandı ve 2014’te yürürlüğe girdi. Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin kısa adı olan İstanbul Sözleşmesi bugün kanun niteliğindedir.

Damla: Önemli olmasının sebebi de aslında çok açık; uygulandığı takdirde kadınlar için ciddi anlamda koruyucu, onları hayata bağlayıcı bir sözleşmedir. Kadınların “bir kişi daha eksilmek istemiyoruz.” cümlesini geçerli kılacak ve bir kadının daha katledilmesine izin vermeyecek, bunu önleyecek bir sözleşmedir. Sözleşmeyi bu kadar önemli kılan temel sebep budur. Kadınlar için, daha doğrusu ötekileştirilmiş bütün bireyler için yaşam bileti diyebiliriz.

“Uygulandığı takdirde” dediniz. Uygulanmadığını mı söylemek istiyorsunuz burada?

Damla: Evet. Uygulanmıyor ne yazık ki. Kadınların sürekli “İstanbul Sözleşmesi’ni uygula “diye sokaklara çıkmalarının sebebi de bu zaten. Sözleşme uygulanıyor olsaydı bugün pek çok kadın aramızda olabilirdi. Kadınlar da ne kendileri ne de başka kadınlar katledilmesin diyorlar, yaşamak istiyorlar. Ve kazanılmış hakkımız olan İstanbul Sözleşmesi de bunu sağlayan bir sözleşme. Dolayısıyla talebimiz kesinlikle yalnızca “Sözleşmeden çıkmayın” değil, kadına şiddete karşı tavır almak isteyen bir devlet bu sözleşmeyi uygulamak zorunda.

Şerife: Eğer sözleşme uygulanıyor olsaydı, evli olduğu erkeğin şiddetinden kurtulmak için kadın sığınma evine yerleşen bir kadının adresini polis, o kadının evli olduğu erkeğe veremezdi mesela. Ki biliyorsunuz sığınma evlerinin adres gizliliği olmak zorunda. İstanbul Sözleşmesi bu ve bunun gibi olaylarda kadınlardan yana koruyucu bir tavır takınıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin doğmasına sebep olan dava da buna örnek. Kadın 36 kez koruma talebinde bulunmasına rağmen koruma verilmiyor. Ve yine evli olduğu erkeğin şiddetine maruz kalıyor. İstanbul Sözleşmesi bunları önleyici bir sözleşme ve tabi tekrar etmekte yarar var; uygulandığı takdirde.

Peki uygulama devlete ne gibi sorumluluklar yüklüyor? Yani devlet neleri eksik yapıyor, neler yapsa kadın cinayetleri, kadın düşmanlığı azalır?

Damla: Önleyici tedbirler çerçevesinde, toplumsal cinsiyet eşitliği dersini eğitimin her kademesinde zorunlu müfredata koymalısınız demesi, devlete yüklediği sorumluluklardan birisi mesela. Bu maddeyle her bireyin çocukluktan itibaren şiddet konusunda, şiddete karşı eğitim alması amaçlanıyor.

Koruyucu tedbirler çerçevesinde, sığınma evlerinin yeterli sayıda açılması gerekliliğine vurgu yapması da yine devlete yüklediği bir sorumluluk.

Soruşturma-kovuşturma bakımından; eğer ortada bir şiddet varsa, şiddet faili hakkında soruşturma başlatmalı ve gerekirse cezalandırmalısın diyor sözleşme. Ayrıca bu cezayı da namus, töre, haksız tahrik gibi gerekçelere dayanmadan, en etkin şekilde uygulanması gerektiğini söylüyor.

İmzacı devletin şiddeti önlemek için her türlü önlemi alması, politikalar üretmesi ve pratikte şiddete karşı bir duruş sergilemesi gerekliliği de yine sözleşmenin imzacı devlete yüklediği sorumluluklardan biri.

Neyi eksik yapıyor sorusunun cevabını vermeye gerek yok sanırım. Zira devlet anlaşmanın üzerine yüklediği bu sorumlulukların hemen hiçbirini tam anlamıyla yerine getirmiyor.

Bugün sokaktan birisine sorduğumuz zaman şiddete karşı olduğunu söyler. Bu sözleşme bunu engelliyor ama sözleşme kaldırılsın diyenler de var. Yani şiddete karşıyım ama şiddeti önleyecek olan sözleşmeye de karşıyım demek gibi çelişkili bir durum var sanki ortada. Bunun sebebi ne? Neden sözleşmeye karşı çıkıyorlar?

Şerife: Sebep genellikle fısıltı gazetesiyle kulaktan kulağa yayılmış yanlış bilgiler. Aileyi bölüyor, toplum yapımıza, ahlakımıza uymuyor denilerek antipropagandası yapılıyor sözleşmenin. Halbuki hiçbiri gerçekçi değil. Örneğin epey tartışılan cinsel yönelim ibaresini ele alalım. 3. Maddede geçiyor bu ibare ve madde şu şekilde :

“Taraflar bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir.”

Buradan da anlaşılacağı gibi, aslında halk arasında dolaşan “aileyi bölüyor.”, “eşcinsel evliliğe izin veriyor” gibi bilgilerle uzaktan yakından bir ilgisi yok. Bu maddede kısaca, kim olduğuna bakmadan şiddete maruz kalan kişiler bakımından ayrımcılık yapamazsın deniliyor.

Kaldı ki bu, anayasada da geçen bir madde. İstanbul sözleşmenin bu maddesine karşı çıkanlar anayasaya da karşı çıkıyor demektir.

Aileyi böldüğü söylentisi ise belki daha büyük bir yanlış. Sözleşme şiddet uygulanan evliliklerde kadını koruyan ve şiddet ortamından uzaklaşmasını sağlayan bir yaklaşım sunuyor. Dolayısıyla sormak gerek: Bir aileyi, kadını koruyan sözleşme mi böler, yoksa şiddet mi?

Bu arada bahsettiğimiz sözleşmenin yalnızca imzalanmasıyla dahi, o yıl ülkemizde kadına karşı şiddet oranında azalma görülmüştü. Bugün ise sözleşmeden çekilmeyi tartışmak dahi şiddeti meşrulaştırıyor, şiddet faillerini cesaretlendiriyor. Temmuz ayında 36 kadının katledilmesini buna bağlıyorum mesela. Zira Sözleşme kaldırılmalı tartışması Temmuzda çok yoğundu.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Damla: Biz Kadın Savunma Ağı olarak Türkiye’nin dört bir yanında İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasını engellemek, uygulanmasını sağlamak için ve insanlara İstanbul Sözleşmesi gerçekten nedir bunu anlatmak için çalışmalar yapıyoruz. Sadece bu Sözleşme için de değil kadınlara,  ayrımcılığa maruz kalan bireylere yönelik şiddete, ayrımcılığa, istismara ve bütün gerici ve kadın düşmanı uygulamalara karşı da mücadele ediyoruz. Eşit, özgür, yaşanılabilir bir dünya kurana kadar mücadele etmeye, hayatlarımıza ve haklarımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz. Tüm kadınları omuz omuza vermeye, sesimizi büyütmeye davet ediyoruz.

Teşekkür ederiz bu sohbet için.

Biz teşekkür ederiz.