Ben Trabzon'da büyüdüm. Yani şehir çocuğuyum. Ama köyle, yaylayla muhabbetimiz, ilişkimiz hep devam etti. Annem Tonya kızıdır, hâlâ da öyledir. Babam da Akçaabat Çal köyünden. Tonya'ya köye, yaylalarımıza çıktığımızda her şey eski usuldü ve şehirde büyüyen bir çocuk olarak, her ne kadar evimizde de aşağı yukarı öyleyse de şehirde alışık olmadığımız şeylerle de karşılaşırdık.

Ekmek, terayağ, peynir, minzi, çökelek, kurut, yoğurt, ayran, süt, yumurta bakkaldan alınmazdı. Özellikle yaylalarda külün altında etrafı kumar yapraklarıyla sarılmış ekmekler, karaateşte pişen çay ki suyu da doğada akan kaynaklardan olurdu, (bu suyla elinizi yıkarsanız sabun kolay kolay çıkmaz ve eller hep kaygan olurdu, kireçsizdi) başta lahana, biber ve fasulye turşusu olmak üzere envayi çeşit turşu, mısır, patates, fasulye hep insanların kendi bahçelerinden elde ettikleri gıdalar olurdu.

Sonbaharın meyveleri aylarca evlerde divanların altlarına serilir, eve girdiğinizde meyve kokularını alırdınız.

Mart ayında iyice irileşen ve sezonun sonuna gelen hamsiler kasalarla alınır salamura edilir, yazları yenirdi.

Eve kapandığımız bugünlerde bakıyorumda insanları bir hayli telaş almış, sağlıklı olsun diye özellikle ekmeği, yoğurdu, turşuyu evde yapmaya başlamışlar. Ben de yoğurt ve turşuyu artık evde yapıyorum. Kefiri, peyniri ve tereyağını belki sirkeyi de evde yapmaya başlayacağım. Yakınımızdaki büyük bir markete günlük taze süt geliyor ve sık sık alıp kullanıyorum.

Eski köye yeni adet gelmeye başladı diyeceğim de aslında uzaklaştığımız bu adetlere yeniden sarılmanın çok doğru bir yöneliş olduğunu düşünüyorum. Özellikle hayvansal gıdalarda çok dikkatli davranmış olsam da yıllardır zehir yeyip zehir içtiğimizi bir kez daha görüyorum.

Aşağılanan, küçümsenen köy ve kırsal hayattan kaçış bizleri nefes almakta bile zorlandığımız şehirlere tıkadı. Dünyanın üretim biçimi, üretim ilişkelerine bağlı olarak kırsal alan nüfusu dibe çökmüş, şehirlerde nüfus patlaması yaşanmış, bu durum elbette yeme içme kültürümüzü de alaşağı etmiş durumda.

Bu yaşanan son süreç umarım "eskinin kıymetini" anlamamıza biraz olsun yarayacak ve belki de bizlerin silkelenip biraz olsun kendimize gelmemizi sağlayacaktır...